0

Nice zamandır kuşlar gökyüzünde iken ben hep yeryüzünde idim. Onlar aşağıdaki dünyayı gözlerken ben yukarıya bakar onlara ait olan masmavi gökyüzünü izlerdim. Sadece kuşları izlemezdim. Yıldızlara da âşıktım. Kayan yıldızların meteor olduklarını bilmeme, ayın hep aynı yüzünü görmeme rağmen beyaz bulutlara hayallerimi karıp yerçekimine içimden lanet yağdırırdım. Benim için hapisle yeryüzü aynı anlama gelirdi. Ruhumun toprağa yapışık yaşamasından sıkılmıştım.

İnsanoğlu toprakla yapışık ikiz olduğunu bilmiyordu. Bense bu gerçeğin farkındaydım lakin bu düzeni bozmak kimin haddine. Ölümü, cennete gidip okunamayan bütün kitapların okunması için biz kullara bahşedilen büyük bir kütüphane olduğunu düşünerek yaşadım. Gecelere sığdırdığım okuma aşkım her yıl numarası artan gözlüklerimi de elime tutuşturuvermişti. Kuşlar, yıldızlar, kitaplar derken karakterimi yavaş yavaş çiziyorum. Çaktırmadan ortaya çıkıyor ruhum. Ben Bay Çekingen’im. Çekirge gibi geliyor kulağa. Daldan dala zıplayıp yazın ortasında boy gösterirken kışın hayaletine bile rastlanmayan şu uzun bacaklı böcek… Çekirge kadar faal olmadığımı düşünüyorum. O,  sadece kışın görünmezken ben her mevsim kayıpları oynuyorum. Hayatımı ertelemek çekingen olmamın en büyük kanıtıydı. Zaman avuçlarımdan şiir gibi akarken bana kötülük edeceğini hiç ummadım. Çöpten ibaret bu bedeni geriye bıraktı. Artık umutlarım ayağa kalkamayacak biliyorum.

Mesela söylemek istediklerim vardı ama bir türlü cesaret edemedim. Zaman beni ötelerken ileri attıklarımın aslında benden bir parça olduklarını hiç umursamamışım. Ötelemek dedim de aklıma geldi; insan yaşayıp giderken hep yarını yanında bilerek ve elinde umarak yaşıyor. Oysa yarın sadece kendini yaşıyor. İnsanın yarını yaşaması şansa bağlı. Erişebilirsen, yarın insanın olabiliyor. Yok, kavuşamazsan eğer, yarın, kanatlanmış bir güvercin olup elinden uçuyor.

Söylemek istediklerimden biriydi sana olan aşkımı itiraf etmek. Mezuniyet sonrası istasyonda seni uğurlarken gri bir toz bulutu arasında kaybolup gittiğine şahit olmuştum. Trenin aralı camından gittikçe ufalan başını ve havada asılı kalmış ellerini görebildim. Sonrası… Kayıp bir siluet.

Mesela akvaryumda beslediğin iki Japon balığının ölümüne ben sebep olmuştum. Emanet ettiğin balıkların yemi bitince birkaç parça ekmek içini suya atıp balıkların şişip ölmesine sebep olmuştum. Oysa sen, onların neden öldüklerini günlerce sorgulayıp durmuştun.

Okulda sana ilanı aşk eden bir delikanlı vardı. Erol… Ne oldu da bir daha yanına yaklaşamadı dersin. Okul çıkışı yağmurlu günde onu takip edip çıkmaz bir sokakta kıstırdım. Erol’u bir güzel dövüp senin yanından bile geçmemesini tembihledim. Aferin, esaslı çocukmuş. Aşkımın ne denli şiddetli olduğunu anladı da bir daha kıyından köşenden geçmedi.

Her sabah sırana konan papatyalar da bendendi. Bu gizli hayranını hiç bilemedin. Gezdiğin sokaklarda yürüdüğün yollarda görünmeyen ışık gibi seni takip ettim. Sana yan gözle biri bakar diye gölgene gölgemi verdim.

Arkadaşlarının doğum günü partisinde yanına kardeşten kavalyen olarak gelmiş ve can dostun olan Nalân’ı gözüme kestirmiştim. Sen içeride çikolatalı pasta yerken ben balkonda Nalân’la geceye serilmiş yıldızlara bakıp seninle olmayı dilemiştim. Seni düşünmem Nalân’a beni daha da yakınlaştırmış çivi çiviyi söker mantığından yola çıkarak kısa süreliğine de olsa sevgili bulabilmiştim. Nalân, sırf senin dostun diye duygusal olarak ona sıkıca sarıldım. Onunla görüşüp seni konuşarak aylarımı geçirdim. Nalân’ı sevdim. Bana seni anlatırdı. Sevdim; çünkü seni en az benim kadar severdi. Nalân, beni sana yaklaştırır diye bekledim ama olmadı. Nalân, artık aramızda seni istemedi. ‘’Her buluşmamızda ‘’ev arkadaşımdan konuşuyoruz neden beni merak etmiyorsun?’’ diye sorduğunda artık ilişkimizin bir oyundan ibaret olduğunu anlamıştı. Sana ulaşmak için ona arkadaşlık teklif ettiğimi bir türlü söyleyemedim. Duygusuz desen değilim, hain desen hiç değilim. Peki, neyim ben? Aşkını gerçek sahibine vermeyi beceremeyen pisliğin tekiyim.

Okul kantininde kahve içerken masada bir an için yalnız kalmıştık. Tam sana açılacaktım ki beni kardeşin gibi sevdiğini söylemiştin. Zaten benim için ‘’kardeşten öte’’ derdin. Oysa kardeşliğimiz Adem’le Havva’ya kadar gider. Hepsi bu. Uzaklaşıp gittiğinde  ‘’seni kardeş gibi sevmiyorum’’ diyemedim. Tek taraflı aşktan daha acı ne olabilir ki.

Yıllar su gibi akıp geçti. Çocuk gelip yetişkin olarak memleketlerimize geri döndüğümüzde birer diplomalı işsizdik. Ekmek kapım oldu çok şükür! Çok sonra senden haber alabildim. Bir şirkette muhasebeci olmuşsun. Evlenmişsin. Kardeş gibi görmediğin biriyle… Bense halen yıldızları bakıp seni dilemekteyim. Umutsuzluğuma doymadan bir hayalin peşinden sürüklenmekteyim. Hep yarına ertelediğim duygularıma yenilmek çok acı. Sana söylemek istediğim onca şeyden biriydi seni sevdiğimi söylemek. Olmadı. Yarınlar alıp götürdü o itirafı benden ama sevgini kalbimden söküp atmaya gücü yetmedi.

Annemin ömrü bana kız aramakla geçti. O kapı senin, bu kapı benim gezindi fakat sana benzeyen birine ne yazık ki rastlayamadım. Müzmin bekârlığı seçtim. Böylece saçlarımın aklanmasını akışına bırakıp doğum günü pastalarıma bir mum daha eklemeyi başarabildim ve her mumu söndürdüğümde kalp krizi geçirip ‘’şak’’ diye oracıkta ölmeyi diledim. Yine çok sonra haber alabildim senden. İki çocuğun olmuş. Kocan hovarda çıkmış. Üstelik adam 150 kilo olmuş. Sinirlerin bozulmuş. Bir ara hastanede yatmışsın.  Hatta ayrılacakmışsın da iki çocuğun hatırına katlanmışsın.

Bense hala dön diyemedim. Bir şansı hak ettiğime inanmama rağmen benimle ol diyemedim. Düşünüp karar verdim ve senden haber almamayı seçtim. Şimdi bilmem nerdesin? Belki evli, belki bekarsın. Ölü ya da yaşayansın. Mutlu veya akıl hastasısın. Bildiğim tek şey var; ne zaman yıldızları gözlesem, yanan meteorlar kafama düşsün diye dua ederim, çünkü yerli yeri aklıma düşersin. İçim acınla dolar.  Ne ki kanatlı bir kuş göğü yırtarak geçse acaba senden haberdar mı diye sorarım. Bay Çekingen olmaktansa Bay Çekirge olmayı isterim. Tek dostum olan kitaplardaki bütün karakterler sana çıkar. Cennet kütüphane olmanın dışında acaba aşkımın yuvası da olabilir mi? Bu saatten sonra senle ben mümkün olabilir mi?   

Serpil Tuncer

 

 

 

 

 

Leave a Comment

İlgili İçerikler