banner
MİSAFİR AMA NE MİSAFİR

  Yerel bir gazetede sanat sayfası hazırlıyorum. Ayrıca haftalık bir dergide de köşe yazarlığı yapıyorum. Her gün dergiye gitmem gerekmiyor. İnternet üzerinden yazılarımı yolluyorum. Haftada birkaç kez de gazeteye uğruyorum. Çalışmayı çok severim oldum olası… Emekli olduktan sonra boşluğa düşmemek için yoğunlaştığım yazarlık bana keyif veriyor. Kabul günleri gezip kiloma kilo katacağıma hayatıma bu şekilde ..
Devamını Oku…

banner
EVLENİYORMUŞ

  Uçurumun kenarındaydı onunla tanıştığımda. Ses etsem atıverecekti kendini. Annesini küçük yaşta kaybetmiş, cici annesinden sevgi görmemiş. Soğuktu hayata karşı ama beni ısıtmaya hatta yakmaya yetmişti gözleri. Üniversitede tanışmıştık. İsmi Fatmagül’dü. Adının hakkını veremeyecek kadar hüzünlü bakardı. Derslerde ruhu bedenini terk eder, annesinin yanına uçardı. Kimse göremezdi bunu ama ben görürdüm… Kafaya koymuştum onu. Benim ..
Devamını Oku…

banner
ÇEREZCİ DEDE

  Bulutlar her kış olduğu gibi Erzurum’un üzerine inmişti. Bir gün önceden yağan kar, geceleyin yerini ayaza bırakmıştı. Ağaçlar kırağı tutmuştu. Çatı saçaklarında buz sarkıyordu. Esnaf ve sobalı evlerin kadınları geceden yanan sobanın külünü faraşla kapılarının önündeki buz tutmuş kaldırıma ve yola serpiyordu… Gavurboğa’nın Tebrizkapı ile kesiştiği Leblebici yokuşundan aşağı inerken vakit öğleye geliyordu. Güneş, ..
Devamını Oku…

banner
PUL

Zarf açıldı mı bir kere, Bu viran şehirden bahar geçer. Saman kâğıdından hallice mektubunun Satır aralarında karanfil kokulu serçeler… Bir hayattan bin hayat geçermiş de, Birinin izi silinmezmiş der gibi sözcükler. Kürk Mantolu Madonna’da Raif Efendi’ye “Hayat ve zaruretler insana birçok şey öğretir.” demişti, Gözümden taşmıştı heceler. Kenar boşluklarında soluklandığım anlar, Ruhum hakikate ne kadar ..
Devamını Oku…

banner
ALAMANCI

      “Sanat Enstitüsü’nü bitirdiğim yaz askere gittim.” dedi Aydın. “İstihkâm çavuş yaptılar. Vur patlasın çal onasın, çabucak bitti askerlik. Bu arada babamın işyeri kapanmış. Almaz olaydım tezkereyi. Az daha uzasa askerlik sürüneceklermiş annem babam.” “Kardeşlerin…” “Ailenin tek çocuğuyum Salih Tahir.” “Anladım.” Birkaç saniye gözlerini karşı duvara dikti, belli belirsiz bir iç geçirdi. Başını ..
Devamını Oku…

banner
TUĞ TAHİR (ÇİÇEK MAYALI EKMEK)

  Molla Veyis’ li Tuğ Tahir hayatta tahmin edemezdi, girdiği işin Hemşin yaylalarından, Moskova’ya, oradan da Ardahan platosuna uzanıp, sakin denizin ortasında maya tutacağına. Ben de eğer o tesadüfî tanışma olmasaydı, yollarımızın olmasa da hikâyemizin farklı zamanlarda kesiştiği bu insanların varlığını hayatta bilemezdim. Mayıs ayının on ikisinde feribotla adaya geçerken, aklımdan, “Galiba denizde kök salmak, ..
Devamını Oku…

banner
ÇIĞLIK

  Ilık bir nisan sabahı… Dışarıda gezilesi bir hava… Birkaç gündür güneşin kuruttuğu toprağa akşam yağan yağmur ve ardından toprak kokusu… Gökyüzüne bakan çocukların hayvanlara benzettiği beyaz bulutların olduğu bir gün… Böyle olsa da elbette nisan ayında değiliz. Kocakarı soğukları hâlâ devam ediyor. Bunu en iyi ben bilirim. Pencereden dışarıyı seyrederken bunlar geçti aklından sonra ..
Devamını Oku…

banner
MUŞTULU HABER

  Gökteki çeyrek ay köşesine erkenden çekildi. Kentin göklerine hüzün dolu koyu gölgeler abandı. Havada bir sessizlik, tekinsiz bir durgunluk hâkim şimdi. Doruklar kadar bulutlu ve sisli gönlüme, hüzünlü bulutlar yoldaşlık yapıyor. Dağ başlarında uluyan fırtınanın yeline ram olan yürek sesim, kanadı kırık bir kuş misali çırpınmakta. Duyularım nadasa bırakılmış tarlalar gibi uyanış mahmurluğunda… Kavurucu ..
Devamını Oku…

banner
RENKLERİN ÖLÜMÜ

  Her sabah ezan sesiyle uyanırdı. Duş alıp tıraş olur, dişlerini fırçalardı. Akşamdan özenle ütüleyip gardıroba  koyduğu takım elbisesini giyerdi. Haftanın her günü farklı rengi tercih ederdi. Pazartesi gri, salı mavi, çarşamba su yeşili, perşembe kahverengi, cuma bordo giyerdi. Cumartesi beyaz, pazar siyah… Kravat rengi hiç değişmezdi, hep kırmızıydı. Takım elbisesinin rengine uyumlu çizgileri olurdu. Gömlek ..
Devamını Oku…

banner
SOĞUK

  Odadaki sessizliği saatler sonra bozan bir soru soruldu, fakat zihninin içindeki gürültüden, bağırışlardan olsa gerek ki adam, kadının ne sorduğunu anlamamış gibi tek kaşını kaldırarak yüzüne baktı; -Ne? -Tıraş bıçağı diyorum, ne yapıyorsun? -Jiletini çıkarmaya çalışıyorum. -Neden? -Dövme yapacağım bileklerime, seninkinden. -Güzel mi duruyor? -“Güzel” nedir? -Bilmem. Çiçeklere güzel derler. Bazı kadınlara da güzel ..
Devamını Oku…