banner
ÇİLEK YÜZLÜ ÇOCUK

Çilek yüzlü çocuk, Gülümsüyor çıtırdayan odunlara Isınma kaygısından değil, Merakından şöminenin karşısında… Közlerin kırmızısı cezbediyor onu, Alev al, tuğlalar al, Yangınları seyreden Çilek yüzlü çocuğun yüzü al…   Bilsen neler yaşadık biz, Bir anda Nice umutların yok oluşunu gördük. Ah çilek yüzlü çocuk ah! Kurunun yanında yanan yaş odunlar gibi Yandık hedefsiz yarınlarda…   Harika ..
Devamını Oku…

banner
MOR SOKAKTA HİSSEDİLEN ÇÖL SICAKLARI

Ne gölge kar etti sıcağa, ne de üst üstte alınan banyolar… Deniz ya da ırmak lazımdı serinlemek için ama deniz de ırmak da buralarda ne gezer.  Göğe yükselmiş apartmanların arasında kaybolmuştu rüzgâr.  Şehrin tam ortasında kavruldu ahali. Çöl sıcağı gelmeden önce çekirgeler bastı mahalleyi sonra da sivrisinekler. Derken öyle bir sıcak bastırdı ki, nefes almak ..
Devamını Oku…

banner
DÜŞ ŞEHRİNİN ÇOCUK YÖNETMENİ

Birkaç yıl önce…  Sıcak bir yaz mevsimi… Bir kurum için belgesel film hazırlıyoruz o zamanlar… Ödenek çok yüksek değil, yedi-sekiz kişilik bir set ekibimiz var. Proje için aradığım yönetmenler epey para istemiş. Sallamışım hepsini… “Ben yaparım yönetmenliği neyim eksik!” Güneydoğu’nun unutulmuş bir şehrindeyiz… Bir hafta öncesinde Didim’deki yazlığımda deniz mavisini çekmişim içime… Şimdi bu gözden ..
Devamını Oku…

banner
ZAVALLININ BİRİ

Kolombiya’nın en özel ağaçlarından toplanmış beş kilo kahve çekirdeği büyük bir gürültüyle öğütücünün göbeğine doğru döküldü. Kıllı ve yapılı bir erkek eli, makinenin kolunu hafifçe bastırarak aşağıya doğru çevirdi. Makine, fabrika düdüğüne benzer bir ses çıkartarak çalışmaya başladı. Kahve çekirdekleri, bir semazen edasıyla öğütücüye doğru dönmeye devam ediyordu. Yaydıkları cezbedici koku, Emin abinin tek kanadı ..
Devamını Oku…

banner
BÜYÜLÜ DENİZ

Altı aydır denizdeydi. Eski takalar ile Karadeniz’in azgın sularında balıkçılık yapmıştı ama kıtalararası yolculuğa çıkışı ılık bir pazar sabahına rastlamıştı. Çıkış, o çıkış oldu boğazdan.   Şimdi bilmediği bir yarımkürenin üzerinde yüzen demir gövdenin güvertesinden dolunayın aydınlattığı yüzeye bakıyordu. Düz bir ova gibi görünen deniz bütün heybetiyle gemiyi sürüklüyordu. Deniz, ne büyülü kelime… Göğün bütün renklerine ..
Devamını Oku…

banner
BAŞ TACI

Şiir gibi gözleri mısra mısra sürüyor Dostluğunun işvesi içime üfürüyor Yumuyorum heceyi hüzün oldu dudakta His kokan renkleriyle eşsiz soluk veriyor Sabır üflüyorum hep şirazesiz bu sızı Ufuklara dökülse terk etse ikimizi Ezanlara karışsa nağmeleşen şafakta Sen hep bende baş tacı seni sevda hırsızı Ömer Ekinci Micingirt

banner
AŞEREN GELİNLER

Hacı Aliler’in Nazmiye, gelini Hatice’yi de alarak Tayyibe Aba’ya gitmek için evden çıktı. Taş evin tahta kapısını iyice berkitmişti ki yoldan geçen faytonların tekerlek seslerinin bile örtemediği içli bir türkü geldi kulağına. “Tek tek yersem bitmez sandım, Bir sarma için gelin boşanmaz sandım.” Yan evin kızı Emine, daha birkaç ay önce telli duvaklı, davullu zurnalı gelin ..
Devamını Oku…

banner
SERÇELER

Pencereye vuran rüzgârın uğultusu bir kadının ayak sesleri gibi üzerime doğru geliyor. Kalbimi her an bu derin rüzgâra kaptırabilirim. Peşinden ötelere sürüklenebilirim. Ve dahası gökyüzünde akşamın karanlığında yuvalarını bulamayacak ölümcül kuşlar kol geziniyor. Muhtemelen yuvalarına giderken bu gece hepsi ölecek. Kuşların öleceklerine bu kadar emin olmamın sebebi var. Bu gün kuş sürüsü kâhyalığını yaptığım çiftliğe ..
Devamını Oku…

banner
KAR VE MUTLULUK

Hava olabildiğince soğuktu. Bir kaç günden beri, gündüzleri yağan kar, geceleri havayı ayaza çekmekteydi. Adam uyanıp elini yüzünü yıkayıp dışarıya baktığında, lapa lapa yağan kar onu selamladı. Pencereyi açarak, elini uzatıp uçuşan kar taneciklerini yakalayarak yüzüne sürdü. Çok geçmeden sıcacık odasına rüzgârla uçuşan karlar ve dışarının soğuğuyla üşümeye başlayınca pencereyi kapattı. O sırada eşi mutfaktan ..
Devamını Oku…

banner
AYSEL

Murat, eşi Leyla’yı bekliyordu, otogarda.  Otobüs ha geldi, ha gelecek. Sabırsızlanmaya başlamıştı. Aslına bakarsan, onu sabırsızlandıran, telefonda Aysel’le ilgili sorusuna eşi, “Gelince anlatırım” demiş, gizemli bir hale sokmuştu. Kafasında sonu görünmeyen sorular belirmiş, hiçbirine de yanıt bulamıyordu. Aysel Özpınar eski bir sahne sanatçısı idi. Şimdi Bor’da bir huzurevinde kalıyordu. Murat cezaevine düşüp orada şiir yazmaya ..
Devamını Oku…