banner
MUŞTULU HABER

  Gökteki çeyrek ay köşesine erkenden çekildi. Kentin göklerine hüzün dolu koyu gölgeler abandı. Havada bir sessizlik, tekinsiz bir durgunluk hâkim şimdi. Doruklar kadar bulutlu ve sisli gönlüme, hüzünlü bulutlar yoldaşlık yapıyor. Dağ başlarında uluyan fırtınanın yeline ram olan yürek sesim, kanadı kırık bir kuş misali çırpınmakta. Duyularım nadasa bırakılmış tarlalar gibi uyanış mahmurluğunda… Kavurucu ..
Devamını Oku…

banner
RENKLERİN ÖLÜMÜ

  Her sabah ezan sesiyle uyanırdı. Duş alıp tıraş olur, dişlerini fırçalardı. Akşamdan özenle ütüleyip gardıroba  koyduğu takım elbisesini giyerdi. Haftanın her günü farklı rengi tercih ederdi. Pazartesi gri, salı mavi, çarşamba su yeşili, perşembe kahverengi, cuma bordo giyerdi. Cumartesi beyaz, pazar siyah… Kravat rengi hiç değişmezdi, hep kırmızıydı. Takım elbisesinin rengine uyumlu çizgileri olurdu. Gömlek ..
Devamını Oku…

banner
SOĞUK

  Odadaki sessizliği saatler sonra bozan bir soru soruldu, fakat zihninin içindeki gürültüden, bağırışlardan olsa gerek ki adam, kadının ne sorduğunu anlamamış gibi tek kaşını kaldırarak yüzüne baktı; -Ne? -Tıraş bıçağı diyorum, ne yapıyorsun? -Jiletini çıkarmaya çalışıyorum. -Neden? -Dövme yapacağım bileklerime, seninkinden. -Güzel mi duruyor? -“Güzel” nedir? -Bilmem. Çiçeklere güzel derler. Bazı kadınlara da güzel ..
Devamını Oku…

banner
PORTAKAL

  Mavi göğün tepesinden bin bir kıvrımla, adeta kıvrak danslarla yeryüzüne inen kavurucu güneşin, dayanılmaz o sarı sıcak ışınları, zar inceliğindeki nemli derisini delip geçiyorlardı. Kocaman gözlerini merakla kırpıştırıp etrafına bakıyor, kayda değer bir gelişme olup olmadığını kararlılıkla gözlemliyordu. İçini alabildiğine burkan yalnızlığı uzun süredir var olageldiği gibi, yine diplerde seyrediyordu. Oraya buraya zıplayıp durmaktan ..
Devamını Oku…

banner
SÜRMELİ

    Bu yazı hiç dinlenmeden, koşuşturmakla geçirdik desem mübalağa etmiş sayılmam. Küçük gelinin doğumu, büyük torunun mezuniyeti, Sarper’imin sünneti, Berra’mın okuma bayramı ve sevgili kayınvalideciğimin ameliyatı, bakımı derken bir de baktık ki eylül ayının ilk haftasına gelivermişiz. Yorulmuşuz hepimiz de. Ama biz yaşlılara bu kadar telaş fazla geldi açıkçası. Büyük şehrin hengâmesi içinde boğulurken ..
Devamını Oku…

banner
MEZAR KAZICISI

                                                                                                                       Ölülerin sessizliği ne çok şey anlatıyor. Ben ise çığlıklar içerisinde ölülerin sessizliğine gıpta ediyorum. Çocukken ölü ve ölümden korkardım. Bugün ise ölüden değil, ölümden çok korkuyorum. Ölüler sessiz arkadaşlarım oldu. Onlarla konuşurum, beni itiraz etmeden dinlerler. Son on yılda kaç kişinin çukurunu kazdım hatırlamıyorum. Kazma kürek tutan avuçlarımın nasırında kaç ölünün ..
Devamını Oku…

banner
BİR KAPLUMBAĞA DÜŞÜNÜYOR

    Toros dağlarının İç Anadolu’ya bakan bir yamacında… Bir yaz günü…  Bir kaplumbağa, güneş batmadan önce başını kabuğundan dışarı çıkarıp etrafı kolaçan etti. Karıncalar halen iş başındaydı. Yavaş yavaş ellerini ve ayaklarını kabuğundan dışarı çıkardı. Elleri ve ayakları uyuşmuş, karnı bir güzel acıkmıştı. Acelesi varmış gibi hemen en yakındaki bostana dalıp nar gibi kızarmış ..
Devamını Oku…

banner
SON TREN

  Onu yıpratan yıllardan arta kalan bir avuç hasretten ibaretti. Özlem duygusu kahverengi gözlerinin esir almış, hüzünle uzakları seyrediyordu. Beyaz saçları giydiği kırmızı eşarbının arasından esen rüzgâra yenik düşmüş dalgalanırken; elinde bir yığın dolusu mektup, istasyonun en güzel köşesinde, gelecek olan son treni bekliyordu. Altmış iki yıllık hayatı boyunca, mutluluğa ilk defa bu kadar çok ..
Devamını Oku…

banner
DOST ELİ

    Bulanık düş ile uyanıklık arasında geçen gecenin sabahında gözlerim fal taşı gibi açılıverdi birden. Nedense kuş tüyü şiltelerde uyumuş ve dinlenmişçesine hafif hissediyordum kendimi. Güneşin ilk ışıkları ufku belli belirsiz ağartırken; kıyıda kırbaç gibi şaklayan köpüklü suların sesine yönelen martılar, loşlukta süzülerek tadını çıkarıyordu İstanbul baharının. Denizi döverek geçen geminin tiz düdüğü, sessizliği ..
Devamını Oku…

banner
BİR GARİP ARKADAŞ

  Başım ağrıyor. Bir eksiksiz motor sesi beynimde… Ne zaman bitecek diye beklemekteyim. Karşı kafeteryanın ışıkları dar pencereden sızarak salonu aydınlatıyor. Gözlerimdeki auralara bir yenisi ekleniyor. Ve sesler… Hiç kesilmiyor. Derken bir anahtar sesi… Dış kapı aralanıyor. İlhan olmalı bu gelen.   “Lambayı yakma!” diye bağırıyorum. Panikliyor bir anda. Aslında alışkın karanlıkta beni böyle bulmalara. ..
Devamını Oku…