banner
ALAMANCI

      “Sanat Enstitüsü’nü bitirdiğim yaz askere gittim.” dedi Aydın. “İstihkâm çavuş yaptılar. Vur patlasın çal onasın, çabucak bitti askerlik. Bu arada babamın işyeri kapanmış. Almaz olaydım tezkereyi. Az daha uzasa askerlik sürüneceklermiş annem babam.” “Kardeşlerin…” “Ailenin tek çocuğuyum Salih Tahir.” “Anladım.” Birkaç saniye gözlerini karşı duvara dikti, belli belirsiz bir iç geçirdi. Başını ..
Devamını Oku…

banner
TUĞ TAHİR (ÇİÇEK MAYALI EKMEK)

  Molla Veyis’ li Tuğ Tahir hayatta tahmin edemezdi, girdiği işin Hemşin yaylalarından, Moskova’ya, oradan da Ardahan platosuna uzanıp, sakin denizin ortasında maya tutacağına. Ben de eğer o tesadüfî tanışma olmasaydı, yollarımızın olmasa da hikâyemizin farklı zamanlarda kesiştiği bu insanların varlığını hayatta bilemezdim. Mayıs ayının on ikisinde feribotla adaya geçerken, aklımdan, “Galiba denizde kök salmak, ..
Devamını Oku…

banner
ÇIĞLIK

  Ilık bir nisan sabahı… Dışarıda gezilesi bir hava… Birkaç gündür güneşin kuruttuğu toprağa akşam yağan yağmur ve ardından toprak kokusu… Gökyüzüne bakan çocukların hayvanlara benzettiği beyaz bulutların olduğu bir gün… Böyle olsa da elbette nisan ayında değiliz. Kocakarı soğukları hâlâ devam ediyor. Bunu en iyi ben bilirim. Pencereden dışarıyı seyrederken bunlar geçti aklından sonra ..
Devamını Oku…

banner
MUŞTULU HABER

  Gökteki çeyrek ay köşesine erkenden çekildi. Kentin göklerine hüzün dolu koyu gölgeler abandı. Havada bir sessizlik, tekinsiz bir durgunluk hâkim şimdi. Doruklar kadar bulutlu ve sisli gönlüme, hüzünlü bulutlar yoldaşlık yapıyor. Dağ başlarında uluyan fırtınanın yeline ram olan yürek sesim, kanadı kırık bir kuş misali çırpınmakta. Duyularım nadasa bırakılmış tarlalar gibi uyanış mahmurluğunda… Kavurucu ..
Devamını Oku…

banner
RENKLERİN ÖLÜMÜ

  Her sabah ezan sesiyle uyanırdı. Duş alıp tıraş olur, dişlerini fırçalardı. Akşamdan özenle ütüleyip gardıroba  koyduğu takım elbisesini giyerdi. Haftanın her günü farklı rengi tercih ederdi. Pazartesi gri, salı mavi, çarşamba su yeşili, perşembe kahverengi, cuma bordo giyerdi. Cumartesi beyaz, pazar siyah… Kravat rengi hiç değişmezdi, hep kırmızıydı. Takım elbisesinin rengine uyumlu çizgileri olurdu. Gömlek ..
Devamını Oku…

banner
SOĞUK

  Odadaki sessizliği saatler sonra bozan bir soru soruldu, fakat zihninin içindeki gürültüden, bağırışlardan olsa gerek ki adam, kadının ne sorduğunu anlamamış gibi tek kaşını kaldırarak yüzüne baktı; -Ne? -Tıraş bıçağı diyorum, ne yapıyorsun? -Jiletini çıkarmaya çalışıyorum. -Neden? -Dövme yapacağım bileklerime, seninkinden. -Güzel mi duruyor? -“Güzel” nedir? -Bilmem. Çiçeklere güzel derler. Bazı kadınlara da güzel ..
Devamını Oku…

banner
PORTAKAL

  Mavi göğün tepesinden bin bir kıvrımla, adeta kıvrak danslarla yeryüzüne inen kavurucu güneşin, dayanılmaz o sarı sıcak ışınları, zar inceliğindeki nemli derisini delip geçiyorlardı. Kocaman gözlerini merakla kırpıştırıp etrafına bakıyor, kayda değer bir gelişme olup olmadığını kararlılıkla gözlemliyordu. İçini alabildiğine burkan yalnızlığı uzun süredir var olageldiği gibi, yine diplerde seyrediyordu. Oraya buraya zıplayıp durmaktan ..
Devamını Oku…

banner
SÜRMELİ

    Bu yazı hiç dinlenmeden, koşuşturmakla geçirdik desem mübalağa etmiş sayılmam. Küçük gelinin doğumu, büyük torunun mezuniyeti, Sarper’imin sünneti, Berra’mın okuma bayramı ve sevgili kayınvalideciğimin ameliyatı, bakımı derken bir de baktık ki eylül ayının ilk haftasına gelivermişiz. Yorulmuşuz hepimiz de. Ama biz yaşlılara bu kadar telaş fazla geldi açıkçası. Büyük şehrin hengâmesi içinde boğulurken ..
Devamını Oku…

banner
MEZAR KAZICISI

                                                                                                                       Ölülerin sessizliği ne çok şey anlatıyor. Ben ise çığlıklar içerisinde ölülerin sessizliğine gıpta ediyorum. Çocukken ölü ve ölümden korkardım. Bugün ise ölüden değil, ölümden çok korkuyorum. Ölüler sessiz arkadaşlarım oldu. Onlarla konuşurum, beni itiraz etmeden dinlerler. Son on yılda kaç kişinin çukurunu kazdım hatırlamıyorum. Kazma kürek tutan avuçlarımın nasırında kaç ölünün ..
Devamını Oku…

banner
BİR KAPLUMBAĞA DÜŞÜNÜYOR

    Toros dağlarının İç Anadolu’ya bakan bir yamacında… Bir yaz günü…  Bir kaplumbağa, güneş batmadan önce başını kabuğundan dışarı çıkarıp etrafı kolaçan etti. Karıncalar halen iş başındaydı. Yavaş yavaş ellerini ve ayaklarını kabuğundan dışarı çıkardı. Elleri ve ayakları uyuşmuş, karnı bir güzel acıkmıştı. Acelesi varmış gibi hemen en yakındaki bostana dalıp nar gibi kızarmış ..
Devamını Oku…