banner
YARA

Güneş alabildiğine yakıyor ortalığı. Titreşerek yükselen nazlı buharın altında göz alabildiğine geniş plaj uzanıp gidiyor. Deniz derin bir uykuya yatmış. Tembel dalgalar ağır ağır itişiyor ince kumsala doğru. Dalgaların köpükten kaşları sahile vuruyor, şuradan buradan kopup gelen zerrecikler ve öteberilerle süsleniyor. Sonra, başlangıçta aydınlatan, giderek koyulaşan, beyazlığını yitiren ve un gibi ince kumun üzerinde tembel ..
Read More…

banner
PENCERENİN ÖTE YANINDAKİ SESSİZ ÖYKÜ

Sabahın erkeninde uykulu gözlerini kapamamak için direnen Itır, o pencereyi görmeyi bekliyordu servis sokağa saptığında. Gözlerini yumsa uyuyacakken o pencereye bakmak için başını koltuğa hiç dayamazdı. Hadi uyursa, hadi gizli bir selam gönderdiği o pencere kenarındakileri göremezse diye. Geniş bahçesindeki çimleri hep bakımlı sitenin bloklarından biri önünde boy vermiş sedir ağacının kozalaklarına bakarken fark etmişti ..
Read More…

banner
BİR KARPUZ SERGİSİ

Birden bire ellerimi öpmeye başladı. Yüzü kıpkırmızı olmuştu. Şimdi yalnız kırmızı küçük kulaklarını, ensesinin çukuruna düşmüş dumanlı kumral saçlarını görüyordum. Bir an içinde değişivermiştim. Bir başka insandım. Bütün muhakemelerim altüst olmuş; fikirlerim değişmişti. Bu anda benden her şey yapılabilirdi. Bu ellerimin öpüldüğü birkaç saniyede benden bir dünya istenebilirdi. Ben bu dünyayı yaratacak kadar kuvvetliydim. O, ..
Read More…

banner
SIR

En çok kokulu tülbendini severdim. Beyaz ve kenarları iğne oyalı tülbendine sinmiş gül kokusu az da olsa güvelenmesin diye dolabına serptiği keskin naftalini açığa çıkarırdı. Tülbendin kenarından çıkan beyaz saçlarında siyahtan eser yoktu.  Elinden düşmeyen bir tespihi vardı. Siyah, akik taşları artık eskimiş, soluklaşmıştı. Yaşlı parmaklarında dulluğunu akıllara getirmeyen evlilik nişanı eski alyansını hiç çıkartmazdı. ..
Read More…

banner
BİR CİNAYET ÖYKÜSÜ

Öyle bir bakıştı ki o. Bu bakışıyla bütün düşüncelerini anlatmıştı sanki. Öfke, hüzün, hayal kırıklığı. En çok da hayal kırıklığıydı yüzündeki ifade. Dudakları hafif sola kıvrılmış belli belirsiz titriyordu. Yeşil gözleri nemli ama çakmak çakmak bakıyorlardı. Ağlamayacaktı. Sağ kaşı sola göre daha kalkıktı. Saçlarını bu sabah taranmamıştı. Dümdüz eline kadar inen kızıl saçları hafif elektriklenmiş ..
Read More…

banner
KÖKLER

Renklerin içinde unuttum gözlerini Lekelenmiş kalbin aşktan bi haber Bir ışık belirdi gözlerinde Anladım bu bir hayal Rüyalar gördüm iç içe Kim Mecnun, kim Leyla giden neydi söyle Umutsuzluk ummanda bir maviyse eğer Solgun dudaklarında beliren ölüm mü böyle?   Rıhtımı dinliyorum sessiz Birazdan pusu düşecek çimenlere Hep gitmek, gitmek ister yüreğim Yazdan kalma kır ..
Read More…

banner
ÖTELERE SAVRULUŞ

Akıp giden bir nehri seyrediyormuş gibi huzur doluydu içi. Sağrısına yel değmiş tay kadar hafif bedenini bulutlara yaslamış, mavi gök altında yüzer gibi ilerliyordu. Babasının, haminnesinin, küçük amcasının kendi aralarında konuşarak biraz ilerideki kalabalığa doğru yürüdüğünün ayırdına vardı birden. Kızıla çalan uzun saçlarını arkasında toplamış, kareli gömleğine yakıştırdığı kısa, beyaz pantolonuyla oradan oraya koşan genci ..
Read More…

banner
AYRILIRKEN

Yoğun bakım odalarda hayata tutunmaya çalışırken sen; seni kaybetmek korkusu dışarıda, yoğun bir sis gibi kaplardı etrafımızı bir bilsen.   Sabahları hastane önünden çöpçüler gelir geçerdi, sıcacık gülüşürlerdi. Biz ise içimizi yakan gözyaşlarıyla ağlardık, acıyan yanlarımızı toplardık.   Şimdi sen, yavaş kalp atışların kadar sessizsin. Bir hayal kadar ulaşılmaz ve güzel. Umutlar, ne kadar acımasızmış ..
Read More…

banner
KUMRULARIN AHI

Boz yeşil renkli ardıç çamı ormanıyla kuşatılmış ıssızdaki yazlık evlerin yalnızca damları gözüküyordu uzaktan. Titrek ardıç yeşilinin uzanıp gittiği tepelerde sarı kantaronlar açmış, her yanı mor çiçekli kekiklerin buram buram kokusu kaplamıştı. İlerideki Soğuk Koy’un serin laciverti ile çatıların kırmızısı alalamıştı ardıç ormanını, onca renkten ola ola. İki adam çıktı ormanla çevrili yazlık sitenin birbirine ..
Read More…

banner
SATILIK GÖZYAŞLARI

Annemin, arkadaşlarının Hazna ’dan söz ettiğini çok işitmiştim ya ilk kez, komşularımızdan birinin ölümü dolayısıyla gördüm onu. Ölü, daha ellisine gelinceye dek sayrılık yüzü görmediği halde, sayrılığın içten içe yiyip bitirdiği bir adamdı; ölüm haberini bir komşu vermişti kaygısızca, annem şaşkınlık göstermeden karşılamıştı haberi. Bana gelince, bu beni rahatsız edecek değildi, bu olay canlı izlenimlerle ..
Read More…