banner
ZEYNEP KADIN

-Ana yetiş, kapı çalınıyor. -Üstüme iyilik sağlık, bu saatte kim olsa gerek? -Belki Hasan’dan bir haber geldi; içim öyle diyor, yetiş ana! Gelinin bu sözü üzerine, Zeynep Kadın telaşla yerinden fırladı ve ayaklarına nalınlarını bile geçirmeden sokak kapısına koştu. Filvaki, bu vakitsiz gece zairi, Zeynep Kadın’a daima oğlundan haberler getiren köyün ihtiyar jandarması Osman Efendi ..
Devamını Oku…

banner
KOMBİNASYON

Önümdeki bantta uzunca bir sıra var. Marketin kasasında yığılan mallara ait barkotların okunmasını bekliyorum. İnsanların yeme alışkanlıkları mı değişti? Her şey kutuda, ya da kolide… Nerede o eski kesme kaşarlar, öbek öbek lahanalar, huni şeklindeki yağlı kâğıtlara sarılmış salamura zeytinler… Bekleyiş, eli çabuk ikinci bir kasacının devreye girmesiyle nihayete eriyor ve sıra bana geliyor. Öğrenci ..
Devamını Oku…

banner
ESİR ÜNİFORMASI

              Trenin geliş vakti yaklaştığında Zakazik tren istasyonuna koşan ilk sigara satıcısı Cahşa olurdu. Onun harçlığını çıkardığı bir yerdi bu istasyon. Tecrübeli küçük gözleriyle müşteri kapmak için eşsiz bir enerji sarf ederek peron üzerinde bir o yana bir bu yana koşardı. Cahşa’ya mesleği sorulsaydı, belki de mesleğine çirkin bir ..
Devamını Oku…

banner
ÇOBAN KÖPEĞİ

Hey gidi çoban köpeği Tek derdin kır, bayır, sis,duman Akşama dek koyun, keçi kovalaman Ama şehir köpeklerini tanıdıkça Saygı duyarım sana o zaman Atilla Tuncer Görsel Ayşenur Yıldız

banner
DÜŞE YAZI

İlk defa ölüyorum. İnsan ömründe kaç kere ölebilir ki?  Yalnızca bir… Bende de o birin başındayım, hayatın ise sonunda… Uğruna mücadele verdiğim yaşam, kayıp gidiyor avuçlarımdan. Bu kadar mıydı dünya günlerim? Bu kadar kısa mıydı yolun sonu?  İlk defa ölüyorum. Bu çok acı veriyor bana. Hava güzeldi. Haziran gününü en olağan haliyle karşılamıştım. Sabah kahvaltımı ..
Devamını Oku…

banner
Eser Göndermek İsteyenler

Her türlü öykü ve şiirlerinizi göndermek için iletişim bölümünde yer alan elektronik posta adreslerimizi kullanabilirsiniz.

banner
YOLDAN GEÇENLER

Şehrin ortasına kurulan pazarın neşesi olan bir grup çiçek satan kadın, sevgiler gününün her gün olmasını temenni ederek büyük bir iştahla sarılıyorlardı hasırdan örülmüş sepetlerde bulunan renkli ve güzel kokulu çiçeklere. Çingene,  roman,  ya da yerli… Neredeyse hepsi aynı boyda, aynı kiloda, aynı yüzde kadınlardı. Esmer tenleri, göbekli cüsseleri, başlarına bağladıkları iğne oyalı tülbentleri, çiçekli ..
Devamını Oku…

banner
İSTANBUL’DA BİR GÜN

  İstanbul sancılı bugün. Kundağındaki bebek gibi ağlayıp yanakları kızarıyor. Bir anda bulutlandı etraf. Hiç yok yere neye benzeyecek bu gidiş merak etmemek doğrusu içten bile değil. Belki fırtına vuracak birazdan. Gökyüzüyle yerin arasına kocaman bir bulut girdi. Geldiği gibi gider elbet. Sonsuza kadar kukumav kuşu gibi başımızda kanat çırpacak değil ya. Bir rüzgar esmeye ..
Devamını Oku…

banner
ÖLÜ KOKUSU

  Öldüğünde yazdı. Hem de sıcak bir yaz. Havada o biçim pis bir nem vardı. Nahiyenin girişindeki asfalt yol erimiş, yol kenarında bulunan otlar sıcaktan yanmış,  asmalar dallarında kurumuş, ramazan sebebiyle vakit ezanını okuyan cami imamının sesi susuzluktan dolayı duyulmaz olmuştu. Onu evde yıkadılar. Bir gusülhaneye getirme gereğini kimse duymadı ama ne yazık ki ölü, iki ..
Devamını Oku…

banner
KAFE ZAMANI

Fransızca bir şarkı çalıyordu.  Dışarıda kar yağarken oturduğu kafenin buğulu camlarına garip gırtlağa sahip Fransız bir sanatçının söylediği şarkının yankısı çarpıyordu. ‘’Seni seviyorum ’’ diyordu şarkının sözleri, acısı tellerine oturmuş bir gitarın eşliğinde. ‘’Seni seviyorum’’ diyordu gitarın maun renkli telleri. Fransızca sadece ‘’seni seviyorum’’ kelimesini biliyordu zaten. Nağme, incelip kalınlaşırken önüne konan kahveyi yudumlamaya başladı. ..
Devamını Oku…