0

NÂZIM HİKMET BAKÜ’DE

Nâzım Hikmet, gönlüne “komünizm ateşinin düştüğü” 1921 yılında soluğu Güney Kafkasya’da almış, 1922 yılında Moskova’ya gitmişti.

İlk adımını 1927 yılında attığı Bakü’yle yakın bağ kuran, Azerbaycan dergilerinde şiirlerine yer verilen, Bakü’de kitabı basılan Nâzım’ın bu bağını başka bir Nâzım kopardı.

Ali Nâzım, Hücum Dergisi’nde yayımlanan “Edebi Düşünceler / Eleştirmenin Bloknotundan” (1931/9–10), başlıklı yazısında, onu şu sözlerle eleştirir: “O, Fazıl Ahmet’in ve bugünkü Türkiye burjuva düşünürlerinin öğüdünü kabul ederek, bir zamanlar ‘Hafızı Kapital’ olmak isterken, şimdi İstanbul madamlarının ‘nazik kulaklarını’, ‘hassas kalplerini’ kendi gür sesiyle okşayan bir salon şairi olmuş, devrim düşüncesine sonsuza dek veda etmiştir.”

Ali Nâzım, 1884–1967 yılları arasında yaşayan şair, yazar, öğretmen ve siyasetçi Fazıl Ahmet Aykaç’tan söz ediyor. Elâzığ ve Diyarbakır milletvekillikleri yaptı. Fecr-i Âti topluluğunun üyesidir. Şiirleri Dîvançe-i Fâzıl (1913) ve Harman Sonu (1919), düz yazıları Kırpıntı (1924), Şeytan Diyor ki (1927) ve Tarih Dersi (1928) adlarıyla İstanbul’da basılan kitaplarda yer aldı.

Aykaç’ın kaleminden geldiği söylenen şu iki dizeyi aktarmadan duramıyorum (core.ac.uk, erişim: 18.08.2025): “Âlimse bizim Maarif (Eğitim) ehli / Tercih ederim ulûma (bilgilere) cehli (bilmemeyi)!..”

Oysa Ali Nâzım, kısa süre öncesine kadar Nâzım Hikmetçi’ydi.

Ramil Ahmadov’un Marmara Türkiyat Araştırmaları Dergisi’nde (cilt 6, 2019/1) yayımlanan “Azerbaycan Serbest Şiiri ve Şairleri Üzerinde Nâzım Hikmet Etkisi” başlıklı makalesinde belirtildiğine göre, “1928 yılında Nâzım Hikmet’in Bakü’de yayımlanan “Güneşi İçenlerin Türküsü” adlı ilk şiir kitabı Azerbaycan edebiyatında büyük yankı uyandırmıştır. Bu kitapla Azerbaycan şairleri topluca farklı bir şiir formu ile ilk kez karşılaşmışlardır. Ali Nâzım, Süleyman Rüstem, Ekrem Cafer, Mikail Refili gibi şair ve eleştirmenler bu kitap üzerine denemeler yazmıştır. ‘Arpa Çayının İki Yanı’ isimli şiiri Beşinci Yıl okul kitabına girmiştir. Azerbaycan şairlerini şiirleri ve hayatı ile en çok etkileyen ediplerden biridir.”

Nâzım Hikmet, “Arpa Çayının İki Yanı” başlıklı şiirini 1928 yılında Moskova’da yazmıştı. Sovyetler Birliği’ne inancı tamdı: “doğacaktır orada yarın / Şuralar İttihadının / yeni bir cumhuriyeti.”

Ahmadov, Ali Nâzım’ın o yıllarda İnqilab və Mədəniyyət Dergisi’nde (1928/6) “Güneşi İçeriz… Güneşleniriz” başlıklı övücü bir yazı kaleme aldığını da söyler. Ayrıca Maarif ve Medeniyet Dergisi’nin 9’uncu sayısında yayımlanan ve “Azerbaycan edebiyatında serbest şiirin ilk örneklerinden” sayılan “Karadeniz’i Geçerken” adlı şiirini Nâzım Hikmet’e adamış.

Ne var ki Aslan Kavlak’ın Bakü’ye Gidiyorum Ay Balam (İstanbul, 2007) adlı derlemesinde aktardığına göre, Ali Nâzım’ın burjuvalıkla, döneklikle suçladığı söz konusu yazısından sonra Türkiyeli Nâzım’ın adı, 1930’lu ve 1940’lı yıllar boyunca Azerbaycan edebiyatında ve tüm Sovyetler Birliği’nde neredeyse hiç anılmaz olur.

Türkiye’de komünist olmak çileliydi; Sovyetler Birliği’nde komünist kalmak zordu. Sağlam bir Leninci olan Türkiyeli Nâzım, bunu yaşayarak deneyimleyenlerden biri.

Nâzım’ın Türkiye’de 1950 Nisan’ında açlık grevine başlaması, Sovyet ilgisinin yeniden kendisine ve eserlerine yönelmesini sağladı. Fuzulî’nin 400’üncü ölüm yıldönümünde düzenlenen uluslararası toplantıya çağırılan Nâzım Hikmet, 13 Ekim 1957 tarihinde yeniden Bakü’ye geldi ve kapılar, edebiyatına yine açıldılar.

Çocukken sineklerin kanadını koparmadı / teneke bağlamadı kedilerin kuyruğuna” dizeleriyle başlayan “İyimser Adam” şiirinin altında “Bakü, 6 Aralık 1958” notu bulunur. “Geceleyin Bakü” başlıklı şiirindeyse “geceleyin zifiri karanlıkta / güneşli buğday tarlasıdır” dediği Bakü’ye 1960 yılının şubat ayında da geldiğini, şiirin altına düşülen tarihten öğreniyoruz.

Nâzım Hikmet’in Son Yılları (İstanbul, 1996) adlı kitabında, Nâzım’ın 13 Ekim günü istasyonda büyük bir kalabalık tarafından karşılandığını söyleyen Zekeriya Sertel’in yazdıklarına bakılırsa, bu ziyaret şairin Bakü’ye ilk gelişidir: “1957’ye kadar Azerbaycan’a ve öteki Sovyet Türk cumhuriyetlerine gitmemişti.”

Peki, 1957 yılından önce Bakü’ye gelirken ya da Bakü’deyken kaleme aldığı şiirlerini nasıl değerlendireceğiz?

Nâzım Hikmet’in Bakü’ye ilk gelişi 1927 yılındaydı.

Nefte bir sualim var. / Cevap almıya geldim!” dizelerini içeren “Neftin Cevabı” başlıklı şiir, 1927 yılında Moskova–Bakü yolunda yazılmış görünüyor. 1929 yılında yine Moskova’dan Bakü’ye trenle gelirken “Geldik!.. / Pırıl pırıl yanan Bakü’nün karşısında ben / bir dağın dibinden / dağı seyir eder gibi hayranım, / yıldızların altında tek başıma gider gibi hayranım.” dizelerini de içeren “Seyahat Notları “başlıklı uzun şiirini yazmıştı.

Samet Vurgun’a” başlıklı şiirinin altındaki tarih ve mekân notlarına bakıldığında, 25 Şubat 1957 tarihinde de Bakü’ye geldiği görülüyor. “Nihayet şehrine gelebildim, / ama geç kaldım Samet, / görüşemedik, / bir ölüm boyu geç kaldım.” der bu şiirde.

(Nâzım Hikmet’in şiirlerinden oluşan kitaplar çok sayıda yayınevince değişik tarihlerde yayınlanıyorlar. Andığım şiirlerin yazıldıkları yere ve tarihlere kanıt olarak Yapı Kredi Yayınları’ndan Nâzım Hikmet / Bütün Şiirleri (İstanbul, 2008) adıyla çıkan kitabı göstermekle yetiniyorum. Aynı bilgiler diğer yayınevlerinin bastıklarında da bulunuyorlar.) Nâzım Hikmet’in 1957 yılından önce Bakü’ye geldiğine ilişkin şiirleri dışında kaynaklar da var.  Örneğin Memet Fuat’ın Nazım Hikmet (İstanbul, 2000) kitabında, 1923 yılının Ekim ayında karısı Nüzhet Hanım’ın rahatsızlığı nedeniyle Bakü’ye geldiği anlatılır. Aynı durumdan Kemal Sülker’in Nâzım Hikmet’in Gerçek Yaşamı’nda da (cilt 1, İstanbul, 1987) söz ediliyor.

Tarihlerde yanılan Sertel, Nâzım Hikmet’in Bakü’de kaldığı sürece Stalin yönetiminde ve sonrasında “Azeri halkının en kötü sömürge halklarından daha çok ezildiğini” anladığına da dikkat çeker. Bir dönem, Moskova’daki mezarının Türkiye’ye getirilmesi tartışılıyordu. Gündemden çıkmış görünüyor. Türkiyeli Türklerin 29 Kasım 2019 tarihinde Moskova’da kurdukları “Moskova Nâzım Hikmet Kültür ve Sanat Vakfı” etkinliklerini sürdürüyor. Zülfü Livaneli, Aziz Ünal Rutkay, Ali Galip Savaşır, Coşkun Yurt, Batubay Özkan ve Daria Zihugulskaya kurucuları ve yönetim kurulu üyeleridir. Bakü’de Nâzım Hikmet’in adını taşıyan bir alan, sokak, yapı, anıt var mı?

Evet, Yasamal ilçesinde Nâzım Hikmet Sokağı var.

Erdal Noyan

 

İlgili İçerikler