banner
BEN KAFKA

(…) Gregor Samsa, bir sabah huzursuz edici rüyalardan uyandığında…)” Yolculuğumuz hasret kavuşturanın düdük sesi ile başladı…  Trenin hareket saatinden önce içerisi çürük kaynamış yumurta kokmaya başlamıştı. Sonbaharın ılık nefesini ensemizde hissederken; iriyarı, leş kokulu adamlar içeri girdi. Nefes almak için tekrar hikâyeme döndüm. “(…) ‘Gregor!’ diye seslendi annesi, yumuşak bir sesle. Saat yediye çeyrek var, ..
Devamını Oku…

banner
SÖĞÜT HANIM VE GÜMÜŞ

Benim sevgili yıldızım Mizar! En yakın çocukluk arkadaşım. Beni gördüğünde daima coşkuyla göz kırpar, onun ışıltısı içimde büyük bir mutluluk yaratırdı, ben de ona göz kırparak karşılık verirdim.   Pencereden başımı çıkarıp akşamları uzun uzun gökyüzüne bakıyordum, o zamanlar şehir bu kadar ışıklı değildi ve yıldızlar daha parlaktı. Parayla alınamayan şeylerden sayılabilirdi iyi dostlar ve gökyüzünden ..
Devamını Oku…

banner
UMUDUM

Umudum işte, umudum! Ekmek getiren bir baba gibi Sesinde güneşin sesi Köprü altına vuran balıktan                                     nefesi Ayın ensesi gibi Şeker toplayan çocuktan,                  biraz da gül suyu Gözlerinde yaldızlı bir kuyu Mavim mavim ötesi, Beyazlı ipeklerle gülüyor                                       eteği Bileği sarı,               umudumun kızları! Ekmek dişleyen çöpçü gibi Boğuyor karanlığı… Karanlığın aralığı, altın çeşmesi ..
Devamını Oku…

banner
YOL ARKADAŞIM

Köşeyi döndükten sonra geçidin yanındaki kitap dükkanına varmak üzereyim. Bilinmez bir telefon oyununu   oynamayla meşgul  olan satıcının yanında duruyorum. Beyazımsı ve yeşil boyanmış eski raflarda yanlamasına ve enine dizilmiş kitap sıralarını gözden geçiriyorum. Dikkatimi iki eser çekiyor. Gogol’un ‘Ölü Canlar’ve John Maxwell Kutzee’nin ‘Barbarları beklerken.’ Fiyatlarına bakıyorum. İkisini de almaya param yok. Seçim yapmalıyım. Hangisini? ..
Devamını Oku…

banner
DUVAR

Aksakallı ihtiyar, karşıdaki duvara bakarak anlatmaya başladı: -Kesme taşla örülmüş bu köhne duvar, daha önce bu kadar yüksek değildi. İnsanlar ayak parmakları üstüne basarak, duvarın öbür tarafını rahatça görebiliyorlardı. Kulam birkaç kez bu duvarı biraz daha yükseltmek istese de, babası Mehemmed Ağa buna izin vermedi. Hatta Kulam, aşağı mahallede oturan kamyoncu Kaçkın Yusuf’a, bir kamyon ..
Devamını Oku…

banner
TILSIM

Karanlık olsa da içimizde odalar Buğulu cam, tül perde ahşap masada güneşe hasret canlar açılır tül gıcırtılı pencere iki yana ve sen dolarsın sonbahar rüzgarıyla odama Atilla Tuncer

banner
HATTAT

Dik ve sapa yokuşu çıkarken, şakaklarındaki ter damlalarını parlatıyordu güneş ışıkları. Dizlerinin ağrısı yürüdükçe, tüm yükünü daha ağır, daha çekilmez kılıyordu. İyi biriydi, elinde, avucunda ne varsa dağıtır, cimriliğe kızardı. Az bir vakit kalmıştı, akşam ezanı okundu okunacaktı. Kızıyordum, öyle yüksek sesle kızıyordum ki, sanki sağır olmuştu da duymuyordu beni. “Eeee be hattat onca uğraşıp, ..
Devamını Oku…

banner
KÖZGÜVENLİ ÖĞRENCİLER

Bakkaldan içeri heyecanla girdi profesör. Her gün işten gelince sitenin bakkalına uğrar, ekmek çay gibi evin ihtiyaçlarını alır, hemen bakkalın üstündeki evine çıkardı. İşi acele değilse bakkal ile sohbet eder, bir müşteri gelirse hemen çıkardı bakkaldan. Hele sitede oturan öğrencilerini bakkalda görürse selam verir geçerdi. Fazla yüz göz olmak istemezdi. Bakkala gelen profesöre bakkal Abdülaziz ..
Devamını Oku…

banner
KURS DELİSİ

Uzun zaman aradan sonra arkadaşıma sürpriz bir şekilde rastlayınca hasretle kucaklaştık. Nerede ise okulun bittiği liseden bu yana O’na hiç rastlamamıştım. Çünkü lise bittikten sonra bu şehirden ayrılmış, yıllar sonra iş nedeni ile doğup büyüdüğüm şehre dönmüştüm. İstanbul’da sigorta üzerine çalıştığım özel firma, doğup büyüdüğüm şehirde büyümek istiyor ama yönetici olarak atadıklarından beklenen verimi alamıyorlardı. ..
Devamını Oku…

banner
YAKARIM BU GEZEGENİ

“Yakarsa dünya’yı garipler yakar.” – Müslüm Gürses Renkler, asırlar boyunca kullanılmaktan solmuştu artık. Şehir daha bir solgundu, insanlar yaşamaktan daha bir yorgundu. Asırlar boyunca süre gelen bir eylemin yorgunluğuydu onlara atalarından kalan ve genlerle bir sonraki nesle aktarılan. Yorgunduk artık yaşamaktan. Dürüst olmak da gerekirse, ikiyüzlüydük en pahalısından. Her gün hayata sövüp gene de yaşayabiliyorduk ..
Devamını Oku…