ISRARIN EDEBÎ AHLÂKI: KAMİL AKDOĞAN’IN UMUT İRADESİ Bazı yazarlar sadece hikâye anlatmaz aynı zamanda iz de sürer. Onlar, okuru bir olayın üstünden geçirip bırakmaz,...
KAMİL AKDOĞAN’A MEKTUP
Sevgili Kamil Bey,
Dört beş aylık bir tanışıklık bizimki. Ne uzun uzun sohbet ettik sizinle ne de bir araya geldik dost meclislerinde. Hâliyle, size mektup yazmam şaşırtıcı gelecek pek çok kişiye. Oysa ben sizi anlattıklarınızdan değil, yazdıklarınızdan tanıyorum. Dilinizden değil, kaleminizden dökülenlerden… Yaptıklarınızdan tanıyorum. “He Caanım Baba…” dizenizden… Azminizden tanıyorum. Artık adı bile hatırlanmayan eski bir derginin peşine düşmenizden… Antakya tutkunuzdan tanıyorum. Deprem sonrası Antakya etkinliklerinizden… Size dair yazılanlardan tanıyorum. “Zamanı Kırılan Şehir” adlı kitabında aynen şöyle anlatıyor sizi Mehmet Karasu: “Kamil Akdoğan, Antakya’nın uzaklardaki sesi gibidir. Kökleri Asi’nin suyunda, yaprakları Ankara’nın rüzgârında salınan bir çınar gibi…” Ah, ne de güzel diyor sevgili hocam! “Kamil Akdoğan, Antakya’nın Ankara’daki vicdanıdır.” diye de bitiriyor yazısını. Ve sizi tanıyan istisnasız herkes altına imzasını atıyor.
İlk olarak Duran Yaşar Hocam anlatmıştı bana çalışmalarınızı. Biliyor musunuz, pek çok şeyi ondan öğrendim ben. Ne mutlu ki, hâlâ öğreniyorum. Antakya özlemiydi sanırım sohbetimizin konusu. “Seyahat(name)erdeki ANTAKYA” kitabınızdan, “Çok Dualı Kent Antakya” derginizden dem vurdu. Bunları bilmiyor olmaktan dolayı pek utandım doğrusu. Büyük bir mahcubiyetle okumaya başladım. “Antakyalı Yazılar”ı, “He Cânım Baba”yı, “Antakyalı Hoca Hanım”ı… Doğduğum topraklarda buldum her satırda kendimi. Şehrim yaralıydı ve ben ondan çok uzaktaydım. Derken, ansızın biri çıkıp memleket rüzgârını getirmişti bana. Buram buram Antakya kokmuştu odam. Yazıp teşekkür etmek istedim ve gönülden kutlamak… Kırık dökük birkaç cümleyle tanıttım kendimi. Kitabımdan bahsettim. İçinden Antakya geçen, Antakya’ya ithaf ettiğim “Sevgili Uzak”tan… Aslında pek beklemiyordum ya, onca işiniz arasında hemen yanıtladınız mesajımı. Yazmamı, yazdıklarımı göndermemi salık verdiniz. Mahcup kalemimi yüreklendirdiniz. Bir hayat yorgununun, bir edebiyat yolcusunun hiç umulmadık anda bulduğu kılavuz gibiydi cümleleriniz. Ardından “Mektubun uzak geldiği zaman/ Yakın bir düş hazırla kendine!” diyen dizelerinizi paylaştınız. Ve ben yeniden düşlemeye başladım. Başkahramanım elbette ki Antakya’ydı.
Çalışkanlığınız herkesin malumu. Aynı anda çıkardığınız dört dergi, onlarca proje, kitaplar etkinlikler… “Bu kadar işle nasıl başa çıkıyorsunuz?” diye sordum bir gün size. Cevabınız yalın ve netti: “Severek yapıyorum. Çok çalışıyorum.” Bu konuşmadan günler sonra “Koşu” adlı şiirinize rastladım. “Hızlı adımlarını bekliyor deniz/ Durma! Koş!” diye başlıyordu. Ve içten bir şairi yine en iyi kendi şiiri anlatıyordu. Evet, “Rüzgâr kanatlarınızın altında”ydı. Siz soluksuz koşuyordunuz. Farklı türlerde pek çok eser üretiyordunuz. Ve okuyucu, farklı türlerdeki tüm eserlerinizden aynı lirik tadı alıyordu. Üslup, gerçekten de insanın ta kendisiymiş. İyi ki de öyleymiş, iyi ki!
2018 yılında kaleme aldığınız satırlarla bitireceğim izninizle mektubumu. Zira sizin kadar etkileyici anlatamam ne inancı ne de umudu: “Daha iyinin, daha güzelin mümkün olduğuna inanan kişi, geleceğin ellerinde olduğuna inanan; daha iyi, daha güzel olması için çalışan kişidir. Yeni yıl gelecek’tir ve geçmiş tecrübeler ne derse desin, yeni yılı daha iyi, daha güzel yapmak her zaman insanın elindedir.”
Her yılınızın bir öncekinden daha iyi, daha güzel olması dileğiyle…
Müge Sahillioğlu
