0

ESKİ ANKARA’DAN VE AFYON’DAN KALAN SICAK BİR GÜLÜMSEME: FERİDE APAK

Dünya Dünya Yalan Dünya* Kamil Akdoğan’ın anneannesi Feride Apak’ın yaşam öyküsünü anlatan biyografik özellikler taşıyan bir eserdir. Yazar, anneannesinin yaşadıklarını anlatırken, aynı zamanda da bir dönemin sosyal dokusunu, aile ilişkilerini ve kültürel değerlerini aktarmaktadır.

​Kamil Akdoğan, Dünya Dünya Yalan Dünya’yı çevresindeki herkes tarafından çok sevilen, arkasından kötü söz söylenmeyen “güzel insanları” ve özellikle anneannesi Feride Apak’ı anmak için yazmıştır. Kitabın temel amacı, zamanın erozyonuna karşı anıları korumak ve gelecek nesillere (yüzlerce yıl sonraki torunlara) bir aile mirası bırakmaktır. Kitap büyük oranda 2004 yılında, yazarın anne ve babasıyla yaptığı haftalık görüşmelerde aldığı sınırlı notlar üzerine kurulmuştur.

​Kitap, Feride Apak’ın 1910’da Afyon’da başlayan ve 1989’da Ankara’da sona eren yaşam yolculuğunu takip eder. Feride Apak’ın çocukluk yıllarının geçtiği Afyon’un işgal yılları, Akşehir’e göç ve Kurtuluş Savaşı’nın zorlukları aktarılır. Ailenin Ankara’ya göçü, İsmetpaşa Mahallesi ve Etlik Giresun Caddesi’ndeki yaşam, dönemin mahalle kültürü ve komşuluk ilişkileri detaylandırılır. Kitapta bayram hazırlıkları, Ramazan ayı, hamam eğlenceleri, Hıdrellez kutlamaları, batıl inançlar ve nazar gibi folklorik unsurlar geniş yer tutar.

Feride Apak ​geleneksel ve güçlü bir kadındır. Yaşamının her saniyesine şükreden bir yapıdadır. Sofrasındaki yemek ne kadar az olursa olsun (limonlu sıcak su içtikleri zamanlarda bile) asla şikâyet etmez, “Ya rabbi şükür” sözünü dilinden düşürmezdi. İnançlı bir kadındır ancak yobazlık seviyesinde bir katılığı yoktur. Allah ile kurduğu bağ samimi ve sevgi doludur; her gece yatmadan önce ailesindeki her bir ferdin ismini sayarak onlar için dua ederdi. Aile fertlerinin bir sorunu olduğunda en çok o üzülür, “vah vah” ve “tüh tüh” diyerek dertleri paylaşırdı. Doğup büyüdüğü Afyon’u ve oradaki anılarını asla unutmamış, ömrü boyunca bu anıları anlatarak yaşatmıştır.

Feride Hanım, hijyen konusunda oldukça hassastır. Eve ayakkabı ile girilmesi onu çok huzursuz eder ve “velveleye vermesine” neden olurdu. Hatta eve yeni gelen gazetenin bile toz barındırdığını düşünür, yatağının veya yemek masasının yanında açılmasına izin vermezdi. Titizliğine rağmen, misafirler içeri girip oturduktan sonra son derece sevimli ve güler yüzlü bir ev sahibine dönüşürdü. Sevdiği bir misafir geldiğinde onun için “deli divane” olurdu. Kuşları ve diğer hayvanları çok severdi; bu özelliğini dedesi Hacapan Dede’den almıştır. Balkonda oturup sokağı izlemeyi çok sever, adeta bir “hafiye” gibi çevresini ve komşularını kolaçan ederdi. Bebekken geçirdiği bir kaza nedeniyle bir bacağı sakattır ve aksayarak yürür. Yaşlılığında bu durum artan diz ağrılarıyla birleşmiş, hareketlerini kısıtlamıştır. Minyon yapılıdır. Yazar tarafından “minicik gövdeli bir ihtiyar” olarak tanımlanır. Konuşması, Karamanoğulları döneminden miras kalan, yabancı kelimelerden arınmış, saf ve güzel bir Türkçedir. Kurtuluş Savaşı yıllarında Afyon’dan Akşehir’e göç etmek zorunda kalmış, savaşın tüm zorluklarını bizzat yaşamıştır.

Babasını genç yaşta kaybetmiş, eşinden erken ayrılmış ve kızıyla birlikte annesinin yanında hayata tutunmaya çalışmıştır. Bu zorluklara rağmen aile birliğini korumuş ve sevilen bir figür haline gelmiştir.

Dünya Dünya Yalan Dünya yazarın anneannesi Feride Apak’a karşı beslediği duygu ve düşünceler derin bir sevgi, saygı, hayranlık ve hüzünlü bir özlem karışımıdır. Yazar için anneannesi sadece bir aile büyüğü değil, aynı zamanda geçmişle bugünü bağlayan kopmaz bir köprü ve hayatının en güvenli limanıdır. Kamil Akdoğan, sadece bir hayat hikâyesi anlatmakla kalmaz; çocukluk anılarını, kuzey odasındaki soğuk kış gecelerini ve anneannesiyle yaptığı sohbetleri lirik bir dille okuyucuya sunar. Kitap içerisinde düz yazının yanı sıra şiirler ve “Feride” gibi yayınlanmış öyküler de yer almaktadır. Kitabın sonunda, anlatılan döneme ve yöreye özgü ifadelerin yer aldığı bir “FA Sözlük” (Feride Apak Sözlüğü) bulunmaktadır. Dünya Dünya Yalan Dünya, sadece bireysel bir biyografi değil, aynı zamanda Afyon ve Ankara ekseninde Türkiye’nin 20. yüzyıl toplumsal tarihine, geleneklerine ve insan ilişkilerine tutulmuş nostaljik bir aynadır.   FA Sözlük, sadece bir kelime listesi değil, bir yaşam biçiminin kodlarını barındırır. “İdara”, “haşkeş”, “ünnemek” gibi kelimelerin yer aldığı bu bölüm, bir dilin nasıl bir kültürü ve karakteri taşıdığını kanıtlar niteliktedir. Dil meraklıları için kitabın en özgün ve keyifli kısımlarından biridir.

​Yazar, anneannesini “güzel bir insan” tanımının tam karşılığı olarak görür. Onun hayat karşısındaki dik duruşuna, fiziksel engeline rağmen (ayağındaki aksaklık) gösterdiği bitmek bilmeyen yaşam enerjisine büyük hayranlık duyar. Feride Apak’ın şikâyet etmeyen, her durumda şükreden karakteri yazar için hayattaki en büyük derslerden biridir. ​Anneannesi, yazar için çocukluğunun, bayramların, eski Ankara ve Afyon sokaklarının sembolüdür. Kitap boyunca yazar, anneannesiyle geçirdiği vakitleri anlatırken aslında kaybettiği o “eski, samimi dünyayı” da özlemle anar. Onun dizinin dibinde dinlediği masallar ve anılar, yazarın zihninde korunması gereken kutsal bir emanet gibidir.

​Yazar, anneannesini sadece bir akraba olarak değil, “saf ve duru Türkçe’nin son temsilcilerinden biri” olarak görür. Onun kullandığı yerel ifadeler, atasözleri ve geleneksel yaşam biçimi yazar için paha biçilemez bir kültürel hazinedir. Kitabı yazma motivasyonunun temelinde, bu zengin mirası ve anneannesinin o nev-i şahsına münhasır dilini gelecek nesillere aktarma isteği yatar. ​Yazar, anneannesine karşı büyük bir vefa borcu hisseder. Onun ölümünden sonra bu kitabı yazarak aslında onu ölümsüzleştirmek istemiştir. “Zaman her şeyi unutturur” gerçeğine karşı, anneannesinin o temiz isminin ve anılarının “yüzlerce yıl sonraki torunlarına” dahi ulaşmasını sağlamayı kendine bir görev edinmiştir. Yazarın anlatımında anneannesinin evi ve varlığı, dünyanın tüm karmaşasından uzak, huzurlu bir sığınağı temsil eder. Onun duaları, titizliği (her ne kadar bazen çocukken yorucu gelse de) ve şefkati, yazarın dünyasında “karşılıksız sevginin” en somut halidir.

​Kitabın genel tonunda, anneannesinin gidişiyle birlikte bir devrin kapandığına dair derin bir hüzün sezilir. Yazar, onun eksikliğini sadece bir aile üyesinin yokluğu olarak değil, hayatındaki en önemli manevi dayanağın ve “canlı bir tarihin” kaybı olarak nitelendirir.

​Kamil Akdoğan için anneannesi Feride Apak; dürüstlüğün, sabrın, temizliğin ve köklü Anadolu kültürünün ete kemiğe bürünmüş halidir. Yazara göre o, “arkasından kötü bir söz söylenmeyecek kadar temiz yaşamış”, dualarıyla ailesini kuşatan kutsal bir figürdür.

​Kitabın en sarsıcı bölümlerinden biri, Feride Apak’ın çocuk yaşta tecrübe ettiği savaş ve göç yıllardır. Afyon’un işgal edilmesiyle ailenin bir kağnı üzerinde Akşehir’e doğru yola çıkışı, yol boyunca yaşanan korku ve belirsizlik, dönemin ruhunu çok yalın ama etkileyici bir şekilde hissettirir. Özellikle küçük bir çocuğun gözünden savaşın yarattığı o büyük altüst oluşun anlatılması, eserin tarihi derinliğini artırır. ​Ankara Etlik’teki Giresun Caddesi’nin anlatıldığı kısımlar, okuyucuya eski mahalle kültürünün o samimi tablosunu sunar. Feride Hanım’ın balkonundan sokağı izlemesi, komşularla olan ilişkiler ve o dönemdeki mahalle dayanışması, günümüzün kalabalık ama yalnız şehir hayatıyla tezat oluşturduğu için oldukça nostaljik ve etkileyicidir.

Okurken hem gülümseten hem de karakteri derinleştiren bölümlerden biri de onun meşhur titizliğidir. Özellikle eve gelen gazetenin “toz” saçtığı gerekçesiyle yatağın yanına yaklaştırılmaması veya ayakkabıyla eve girilmesi karşısındaki o meşhur “velveleleri”, karakterin nevi şahsına münhasır kişiliğini çok canlı bir şekilde canlandırır. Bu bölümler, biyografiye insani ve mizahi bir sıcaklık katar.​ Geleneksel Türk kültürünün en canlı yansımaları olan bayram sabahları, arife günü telaşları, evde yapılan hazırlıklar ve Hıdrellez kutlamalarının anlatıldığı kısımlar belgesel tadındadır. Feride Hanım’ın bu ritüelleri nasıl bir kutsallıkla yerine getirdiği ve ailesine nasıl aşıladığı, kültürel mirasın korunması açısından kitabın en değerli kısımlarındandır.

​Yazarın kış gecelerinde anneannesinin dizinin dibinde oturduğu, o soğuk odayı anneannesinin hikâyeleri ve duasının ısıttığı anlar kitabın duygusal zirvelerinden biridir. Bu sahneler, yazarın neden bu kitabı yazmak zorunda hissettiğini, o vefa borcunun kaynağını okuyucuya en iyi hissettiren yerlerdir. Dünya Dünya Yalan Dünya, bu dünyadan göçüp gidenlerin yaşadıkları devrin güzelliklerini de berberlerinde götürdüklerini görüp hüzünlenen hassas kalpli bir adamın geçmişe duyduğu özlemi dile getirmektedir. Yaşarken fark edilmeyen mutlulukların hatıraları belki de insan denen aynanın en güçlü sırıdır. Hatırlandıkça parıldayan…

Hatice Eğilmez Kaya

*Dünya Dünya Yalan Dünya, Kamil Akdoğan, Akdoğan Yayınevi, Ankara, 2022

İlgili İçerikler