0

AÇLIK KAHRAMANI

Bir ikindi vaktiydi. Enlem ve boylam derecesinin önemsizliğinde, mevsiminden bağımsız bir zamandı. Kahvaltının doygunluğundan uzak vakitte bir açlık, dünyayı sarıp sarmalamıştı. Uzay boşluğu ise akılları karıştıran kara deliklerin açlığındaydı.

Bir çift göz, kuş bakışı bakarak Anadolu’da küçücük bir şehre ulaştı. Şehirde sihrine bürünüp, görünmez olarak bir bahçe içerisine girdi. O bahçede dünyanın minyatürü saklıydı. Bitkilerin çeşitliliği, sınırlı olarak sınırsızlığındaydı. Çeşit ağaçlar, çiçeklerin renk çeşitliliği arasında yeşilleniyordu. Fıskiyelerden fışkıran su damlaları, zamanlı zamansızlığında raks edendi.

Minicik kanatlarıyla özgürler, bitkiler üzerindeki çeşitliliğin bir aynasıydı. Kediler, köpekler, kuşlar, yılanlar, kemirgenler havuz başına uğraktı. İnsanlar, bahçenin ev sahibi olarak ilan edilmişti. Bahçe üstündeki gök, bir gece bir gündüzdeydi. Bir yakar, bir yağar, bir üşütür, bir de ferahlatırdı.

Bir çift göz, bir an değişik bir şey fark etti. Bahçedeki yeşillikler arasında bir podyum gördü. Orada aniden bir kişi belirdi. Boylu poslu kişinin kaskından eldivenine, tam tekmil kostümünden ötürü görünür bir teni yoktu. Elinde aş taşıyan o kişi, açlara yetişen bir kurtarıcı gibiydi. Kendinden emin adımları ile o kahraman, açlığa yetiştiğini bilir edadaydı. O yerde birbiri üstüne dizilmiş haneler, blok oluşturmuştu. Bloklar da yan yana dizilerek yüz haneye ulaşmıştı. Hanedeki yüzler, yüzde yüze yakın aç gibiydi… Zira podyum yürüyüşündeki açlık kahramanları peşi sıra çoğalıvermişti. Onların her biri, benzer kurtarıcı cüsseleri ve kostümleri ile birer kahramandı. Aş’ı evlere taşıyan kahramanlar, bahçeden ayrılırken dimdik yürüyorlardı. Görevi layığı ile yerine getirmiş olmanın büyük gururu, omuzlarının vatkasıydı. Kabarık omuzlar, durmaksızın bir başka açı doyurmaya gidiyordu. Sunduklarının içeriğinden bağımsız, doyurucu sıfatı onları tatminkâr kıldı.

Bir çift göz, kuş bakışı bakıp bilinçli bir seçimle oraya gelmişti. Bilirdi ki, aslında haneler dünyanın aynasıydı. Açlık aynadaydı. Açlık her yandaydı. Erkek egemenliğindeki barış karşıtlarının çetrefilli işleri tükenmeksizin tekerrür ederdi. Bu alengirli işlerde masum çocukların açlığı, yürek parçalayandı. Anaçların tokluğu ise çocukların açlığının bir sonucuydu. Tokluklarında bir başka açlığı yaşayan anaçlar, zıtlık âleminin de kadınıydı. Her lisanda üleşmeyi en içten seven, çeşit ırktan kadınlar; inandıklarıyla açlığa karşı merhamet silahlı savaşçılardı. Kadınlar, çocuk sevgisini pay ederken, hayvanlar âlemindeki açlığı da en iyi görebilenlerdendi. İnsanlarının kimileri ise sevgi yoksunluklarını hayvanlara kadar uzatmışlardı. Kadınlar; anaçlığa bahşedilmiş sevgilerini, gönüllü açlık kahramanı olarak oralara da pay ederlerdi.

Defalarca şahit olduğu bu açlık sahneleri, o an bir çift göz için gözyaşına vardı. Doğanın açlığını susuzlukta çoğalıyorken gören o bir çift göz, oralara kurtarıcıları taşıyamayandı. Acizliği gözlerini kuşatmışken, ateş içerisindeki doğanın alev alev yanışlarına da şahitlik etmişti. Dünya açlıkla sınanıyordu. Bir çift göz, açlık kahramanlarından tüm dünyaya kuş bakışı serpivermek istedi. Kahramanlar sayıca yetersiz kalacaksa, duygu açlığındaki bilimden faydalanmak istedi. Kurtarıcıları klonlayarak çoğaltmayı hayal etti. O an, içindeki duygu açlığı taşarcasına ona kendini anımsattı. Anladı ki, dünyayı saran açlığın yansıması kendindeydi. Bir çift göz, tüm açlıkların kaynağını, çıplaklığıyla o yansımada gördü. Duygu açlığı, dünyayı çepeçevre kuşatmıştı. Duyguların iyi hissettirmeyenleri çoğalırken açlık yayılmıştı.

Kuşatılmışlıktan sıyrılamadan, ardında adım seslerinin gürleştiğini işitti. Adımların çok yakınında olduğunu hissetti. Açlık kahramanını ürkütmek istemedi. Sonrasında görünmezliğini anımsadı ve rahatladı. Adımları takip etti. Bir açlık kahramanı daha, eli kolu aş dolu hâlde hanenin birine doğru yol alıyordu. Görevinin ulviliğiyle aç doyuracaktı.

Hanelerden birinin balkonunda sevimli bir kız çocuğu göründü. Kahramanına seslendi: “Seni bekliyordum, açlık kahramanım. Hoş geldin.” Bir çift göz, gördüğü çocukça sevinçle doyduğunu hissetti. Küçük kızın iki yan bloğunda bir kadın, göğü izliyordu. Gökyüzünde seyir hâlindeki gözleriyle bir dilim ekmeği huzurla yerken göründü. Bir çift göz, kuru ekmeği kendi yemişçesine doygunluğunun arttığını hissetti. Bir genç oğlan, hanesinden bahçe kapısına ulaşmadan önce bir kedinin başını okşayıp sevdi. Bir avuç mamayı önüne koyuverdi. Gözler, mamayı görüverince tokluk hissetti. Gözlerin uğurladığı gencin ardından bir adam göründü. Adam, bahçeden hanesine ulaşırken bir dal yasemin koparıp yanına yoldaş etti. Gözler: “Bir dilim ekmeği, huzurla üleşmeyi seçen balkondaki kadına yasemin ne yakışırdı.” diyerek uzaklara daldı. Yenice şahitlik ettiği bambaşka açlık kahramanları, o gözlerin düşlerini süsleyendi.

Özlem Kocabaş Karakurt

 

 

İlgili İçerikler