ISLAKLIĞI VAR HÂLÂ TADINLA deli bir fırtınaydın gecede Akdeniz sıcaklığıydın yatağımda ellerim yüzüm ter içinde püfür püfür esen rüzgâr yırtarken sıcaklığınlaydım sarılışınla özlemlerim dağ doğuruyorken...
SELAMİ KARABULUT’LA HİÇLİĞİN NEHRİNDE “YAŞ DÜĞÜMÜ”
5 Aralık 2024, Karşıyaka, saat: 15.30
Şiir günlüğüme eklenenler:
Bugün beyaz sayfalara sevgili şair Selami Karabulut’un “Yaş Düğümü” şiirleri üzerine düşünce uçlarını ekleyeceğim. Şiirlerin arasına karışmadan önce, girişte, Rene Char’ın “Gün kısaldı aniden ölüleri yitirdiğimden, başımdan savıyorum bu itin gülünü, yaşayan son şeyi, dalgın yazı” özlü sözü karşılıyor beni. Ve daha sonraki sayfada şair, okurlarına şiirleri ile ilişkin bir ipucu veriyor: “yarım asırlık geçmişime” sözünü de içselleştirdikten sonra şiirlerle buluşuyorum.
“Yaş Düğümü” adlı kitaptaki şiirler; “Kör Düğüm”, “Kaçık İlmek”, “Askı Bağı”, “Aşk Mühürü”, “Kan Bağı” başlıkları altında 5 bölümle yapılanmış.
Bölümlerde, şiirlerin başlıkları üzerinde sayı olması ilgi çekiyor. Şairin kitabının adını “Yaş Düğümü” olarak oluşturması, şiirlerin yaşlarla ilişkili olduğu algılanıyor. Yaşların zamanını, yaşamdan eksilen yılları her şiire yansıttığı gibi her sayının arkasına eksi (-) imi koyarak biçimliyor. İlgi çeken bir biçimde her şiirde son birimden evvel boş satırda iki nokta üst üste(:) imi. Sessizce bir boşluğun devamı birimde, şiirin son sözlerinin vurgusu.
Kitapta, “Kör Düğüm” başlıklı bölümde İlk şiir “dünya kiri”(s.19) ve üzerinde-50.miat, yazısı şair öznenin 50. yaşın şiiri olduğunu düşündürüyor. 50. yıldan geçmiş yıllara akan her yaşın manifestosunu okura iletiyor, yaşama karışıyor. Burada oluşan soyut paradoksal vuruş her eksilen yaşla büyüyen şairin her yaşa ait şiirleriyle geçmişin sayfaları somutlaşıyor. Şiir dirimsel özelliği ile unutmaz, unutturmaz, sonsuza kadar yaşar, yaşatır.
Veysel Çolak’ın, “Her insan tuzaktır kendine, çöl soğukluğudur. Her insan ilaçtır kendi yarasına” anlamsal şiirsel tümceleri Selami Karabulut’ un Yaş Düğümü adlı kitabın içeriğine anlamsal yönden katkılı.
Şair, yaşamın diyalektiğinde kendinden yola çıkarken toplumsal yaşayışların sosyolojik, psikolojik, felsefi olgularıyla eşleşiyor, bütünleşiyor. Ömür bir tahterevallinin iki ucu. Bir ucu yukarı çıkarken diğer ucu aşağıya iner. Yaşam bir karmaşık bileşke. Ölümün gerçeğiyle yaşayan insanoğluna yaşam bir oyun gibi gelir çoğu zaman. Ölümün gerçeğini bilse bile o sonsuzluk düşünmeden yaşanır ki ta yaş ilerleyip de ‘yarım asırlık geçmişe’ gelindiğinde bir hesaplaşma başlar. Şair “dünya kiri” (s.19) başlıklı şiirinde tam da bunu sorgular. Yıllar geçmiştir, şiirin öznesi-50.miata yani 50 yaşa tanınan süreye gelmiştir. Yıllar geçmiştir geçmesine ama yaşamda bir değişiklik olmamıştır. Nedir, yaşamın telaşı, riya, kibir gibi insana özgü davranışlar sürer gider. “uyudum uyandım aynı riya aynı telaş”, ‘dünyanın kiri’ devam eder. Aşk ki umudu imler ancak aşk ve günah şair öznenin kefesinde aynı darada yer alır. 50. yaş şair öznenin yaşamı sorgulaması yılı olur sanki. “ömrüm ki bir tahterevallinin iki ucu/inerken ölümdü korkunun nefesi/çıkarken güvensiz bulduğum kendim/ : /kasvetli ateşlerde kaynayan ölü suyu/ gövdede mi arındıracak beni dünyadan mı?”
“dünyanın kiri” başlıklı şiir, kitabın ilk şiiridir ve bundan sonraki zaman yolculuğu sürecinde, şiir geçmiş yaşların hesabını sorgulamaya, yüzleşmeye devam edecektir. Her yaşanmış yaş, şiirin eyleminde yine yaşama, olaylara, olgulara karışacaktır. Olması gerektiği gibi kendini koruyarak sanatından ödün vermeden.
Hayatın dağınıklığı içinde yaşam serüveni sonsuza değin sürer gider. Şair özne 50.yaşından geçen yıllara yaptığı geri sayımda her yaşın kendinde bıraktığı imgelemde “ebedi bir devridaimin aksamayan ritminde” yaşamını gözden geçirmeye devam eder.
Şair, çarkıfelek sözcüğüyle yaşamın gelgitlerinin etkisinin belirsizliğini çağrıştırır. Çarkıfelek, felsefi anlamda; insanın kaderine ve alın yazısına bağlı olarak elde edeceği kayıp ve kazançlar ile ödül ve cezaları temsil eder. Şair özne, kendisiyle özdeşleştirdiği çarkıfelek, ödül olarak mı, ceza olarak mı yaşamına yansımıştır, buna karar veremez. Yine de yarına umutla bakmaktan kendini alamaz. (:)/ “her zaman çıkmaya bir mazeret bulunur/ akşamın şerrinin parlattığı sabaha”(-49.miat, söz bulamacı, s.20)
İnsanoğlu karmaşıktır. Düşünen, sorgulayan, yaşama, kendine ait sorunları, kendinden bile sakladığı sırları olan ama her dem var olmaya çalışan bir varlık. Şair özne, şiirlerinde içe dönük sorgulamalar yapıyor. İçinde biriktirdiği kırgınlıkları, sırları zamanın güvenli limanına demirliyor. Zaman her sorunu sağaltan ilaç misali. “sırsız bir hayatın af dileyen şaşkınıyım/kulağıma eksik üflenmiş masalda/ kuyudaki yusuf’u çocukluğu sanan” (-48.miat, sır köprüsü, s.21.) Yusuf peygamberin hikâyesine gönderme yaparak anlam oluşmasını sağlamak ister. Yusuf peygamber, özel imge olarak şair özneyle özdeşleşir. Çocukluğundaki bulanık anıları anımsamadır belki zihninde beliren vitrin. (:)/ “İki uçurumun arasına gerilmiş bir köprü/ beni hiçbir yere götürmeyen ayaklarım”
Selami Karabulut şiir dilinin, şiir sanatının önceliğiyle olması gerekeni oluşturuyor. Söz öbekleri, özgün bağdaştırmalar şiirlerine varsıllık katıyor. Yaş Düğümü şiirlerinde her insanın sosyolojik, psikolojik hâlleri var. Şair her ne kadar kendinden yola çıksa da oluşturulan her şiirde, anlatıda herkes kendini bulabiliyor. Yaşam örgüsü bitmeyen çilelerle örülen kimi karmaşık, kimi düz, yer yer düğümlenen yumakların çözülmesi için harcanan kusurlu, sıkıntılı zamanlar…“affedilmeyecek ne güzel kusurdu/ yeryüzünün doyumsuz can sıkıntısı// ne hedefi ıskaladı adımlarım ne dönüşü//(:)/ne desem ulaşmıyor kendime sözüm/ dünya benimle kalbimin arasında paravan” (-7.miat, kendine paravan, s22)
08 Aralık 2024, Karşıyaka, saat: 15.00
Sevgili günlük,
Yazıma, işlerim dolayısıyla 3 gün ara vermek zorunda kaldım. Şimdi kaldığım yerden devam ediyorum. Selami Karabulut şairimin şiirleriyle ilgili düşünceme S. Mallarme’nin sözlerini eklemek isterim: “Olanı değil onun uyandırdığı duyguları anlatmak istiyorum. Şiir sadece kelimelerle kurulmuş olmayacak, söylemek istenilen şeyleri duyuracak; bütün sözler duyguların önünde silinecek.” diyor, Mallarme. “Yaş Düğümü” şiirleri de bu bakışla, özgün, farklı bir anlayışla, kurguyla oluşturulmuş şaire özgü şiirler…
2 Bölüm: “Kaçık İlmek” başlığıyla yer alıyor.
“-40 miat, “Hiçliğin Sesi” (s.31) başlıklı şiirde, şair özne yaşam yolculuğunun 10 yıl öncesine döner. Oluşturduğu temada hiçlik kavramına yönelir. Ruhunu özgürleştirmenin yoludur hiçlik nehrinde yıkanmak. Kibirden, dünya arzularının ağırlığını “nasıl kırılır söyle üstümdeki dağın kibiri” bağdaştırmasıyla sorgular. 40 yaş yaşamın bir dönüm noktası. Var oluşu, hiçliğin sisini sorgulayan bir bakışla, Tanrı’ya seslenişin çağrışımı da yansır dizelere. “şöyle bana nedir kırkıncı yaşın nektarı/ ey göğün direği yedi başlı kuşak /incecik bir sisim hiçliğin ağında/ soluğum ateş geçmişim yosun”
40,yaştan geriye doğru yılların hesabında neler düşünür, neler yaşar, şiirin kanatlarından sözler uçuşur sayfalara… Şiirle kendini onaran, şiirin farkındalığını yaşayan şair, şiirin tanrısallıkla bağı olduğunu düşünür: “kalemin kanında yeşerir can/ baştan okumak gerekirse cürufu/ tanrının ilk atasıdır şiir/ben sonsuzluğu kendimde keşfettim/ derim kafesten her bir hücresi/ gövdeye dirim taşıyan damarların/ şiir damağıma sürülen ilk sütun akı/ (:)/herkesin bir sözü var aşka fısıldayacak/gözesinin düşünmez boyunu ırmakta sınar” (-39.miat, tanrının atası, s.32)
Her yaşa yüklenen düşünceler, hayaller vardır ya şair özne 37 yaşın yaşama yansımasını şiirin eylemine yükler. Biraz kavgalı, bungun, kararsız insani olgularla savaşır bulur kendini. (: )/ “çoktandır kararsız bakışlarla seçiyorum/ renklerin yelpazesine sığmayan karartıları” ( -37.miat, kuru göz, s.34)
-36 yaşın sırlarına değinen şair özne yaşanmış gençlik yıllarındaki bir aşkı sorgular bu kez. Bir yarası vardır sır olarak sakladığı, herhangi bir etkiyle kanamaya hazır… Aşkla, ölümün çaresizliğini çıkmaz sokağa benzetir bir yandan. “kıvrılarak yüzümüzde yol yapan yıllar/ aşkla ölümün çıkmaz sokağı//açık unutulmuş ilk yaranın sırrı/ hazır her göz temasında kanamaya” (-36 miat, açık yara, s.35)
Selami Karabulut,” Yaş Düğümü” şiirlerinde kendinden yola çıkarak hayatının muhasebesini yapmış, her yaşın ona yüklediği verilerin artılarını, eksilerini şiirin dilinde yaşamla buluşturmak istemiş. Sorgulayarak, yüzleşerek şiirin umuduyla yaşamını, kendisini sağaltmaya çalışan bir ruh hali yansımış dizelere… Hiçliğin, manevi duyguların bilincine, farkındalığına erişerek kendince hakikate yönelmiş. (:)/”dünyevi bir körlüğün asil kavgası/ kadim bir kitabın sayfasında atan kalbim”(-35 miat, hiçliğin bilgisi, s.36) Ne kadar hiçlik nehrinde yüzse de dünyanın gerçeklerinden sıyrılamaz. Kendini sorgulamaktan alamaz. -34 miat, “ödül şerhi”, (s.37) başlıklı şiirde, “bir hiçsem neden yüzüm çok kimse” paradoksal vuruşla yüzleşerek hakikate yönelir. “fazladan kullanılmış kalplere emanet/ örselendikçe kıvılcımlar saçan şiir/ ateşten bir maşadır hakikate kalem” buraya kadar anlaşılır ancak her şiirde olduğu gibi son birimden önce iki nokta üst üste(:) iminden sonraki dize düşündürür. (:)/”kimse bilmek istemez dervişin meramını/ herkese bir hikâye lazım hakikat bahane”
Yıllar zaman yolculuğunda hızla geriye akar. Şairin, askerlik yaptığı yılın son günleri şiirin eylemine yüklenir. Şair özne, terhis edilmeden yaşadığı bir vukuattan sorumlu tutularak, tezkere gününe ulaşmasını anı defterine not eder. Bilindiği gibi askerlikte yaşanan anlar, anılar bütün erler çok önemlidir. “savunması alınmış son vukuatım/anı defterlerinin vazgeçilmez gözdesi/ tehlikeli notuyla mahkûm edilen bir şiir/az sonra içtima kayıtlarından düşecek/ tezkere cezası dolmuş erin son tekmili” (-21.miat, tezkere günü, s.52)
Şair öznenin zorlu askerlik yılları, -20. miat, “künyesi haki” (s.55) başlıklı şiirde de anılarda yaşar. Askerlik terimleri, askerlikte yaşanan durumlar şiire yansır. “suskunluk içtima/ ranzalar karakol/ her çentikte daha bir olgunlaşıyor/ kusursuz cetvelle ezberletilen künyem//fotoğraflar bakarak eskir günler saya saya/mektuplar elden ele tamamlanan dua/ nizami mermiler hayallere karavana” son dizeye geçmeden yine iki nokta üst üste (:) iminden sonra askerlik anılarının yaşamındaki önemini vurgulayan şair, “esas duruşunu bozmayan gençliğim/anlatmakla bitiremediğim askerin anısı” der.
İki nokta üst üste işareti (:) ; İki nokta çoğunlukla üst üste işaretleri, listeleri, alıntıları veya örnekleri göstermek için kullanılır. Ayrıca vurgulanmış olan anahtar terim veya kavramları da gösterirler. İki nokta üst üste işaretini genellikle şu anlamda düşünebilirsiniz: “sonraki ifade, bir önceki ifadeyi açıklar”. Şairin kullandığı iki nokta üst üste(:) imi de oluşturulan şiirden çıkarılan sonuç olarak düşünülebilir. Şairin, şiirine kattığı görsel anlam içeren biçimsel özellik gibi. Boş satırda iki nokta üst üste iminden sonraki çarpıcı, özgün, felsefi anlam içeren dizelerden örneklerle devam ediyorum:
3.Bölüm: Askı Bağı
:
“şöyle bana ey uygarlığın sakisi/ yenilerin son kullanım tarihi neden kısa”(-30. miat, hakikatin eşiği, s.43)
:
“zihnimde olup bitenin gizli haritası/ inzivasına soyunduğum göğün atı”(-28. miat, paradoks ve heves, s.45)
:
“birbirine eksilterek alır darasını/ varla yokun arasındaki terazi” (-26. miat, ölüm şöleni, s.47)
:
“hangi aşkın masumluğu kayıtlara geçer/dölünü saçmaya adaysa geleceğe”(-23.miat, bereket, s.50)
4.Bölüm: Aşk Mühürü
:
“bir gözetleme kulesinin yalancısıyım/gözlerim sonsuzluğun burcu gövdem arzunun”(-19. miat, mahrem kulesi, s56)
:
“yazılmamış bir şiirin ilk kusuru/ yüzümde yatağını arayan ırmak”(-17. miat, “sağlam kusur”, s.58)
:
“randevusunu kaçırmış bir yabancıyım/ günlerdir aynada beni arayan sesime”(-14. miat, yol ayrımı, s.61)
:
“kalbim sen ahrazsan yenildiğin aşka/ben nasıl perdesi olurum yumduğun göze”(-11. miat, göğün ahrazı, s.64)
5.Bölüm: Kan Bağı
:
“kanla tatlandırılan bir öğünlük haz/ can havliyle kapanmayan avın mesafesi”(-10. miat, “denizin kini”,s.67)
:
“Hayat sanıp oyalandığım bir oyun/ uyurken serap sanıyorum uyanıkken rüya”(-6.miat, hayat oyunu, s.70)
:
“kendisiyle saklambaç oynamanın müptelası/içimdeki kuytuluklarda dolaşan körebe “(-1.miat, yalnızlık korosu, s.76)
Yaşanmış her ne varsa rüya gibi geçip gider, anılarda kalan görüntüler zihnin bir köşesinde dirimini korur. Şairin çocukluk yıllarında-5.miat, “çilehane şiiri” (s.72) başlıklı şiir de dirimini koruyan şiirlerden biri. Çocuklar hareketlidir, haşarıdır bilindiği gibi. Eylemleri yaramazlıkla adlandırılır. Ebeveynlerin çocuklarını terbiye etmek için uyguladıkları ceza yöntemleri kimi zaman çocukların yaşamında olumsuz izler bırakabilir. Şair özne 5 yaşında yaşadığı unutamadığı vahim bir olayı şiirin sırtına yükler. Şiir neler söyler, dinleyelim: “anımsatmak için arada bir annem/ tekke vergisisin der çeltek babanın//usanır belki diye urganla bağlamıştı/külebi’nin köyünde amcam/ hiç ışık sızmayan çilehanenin direğine/şakacıktan sanmıştım gülüşmelere kanıp/ sürgüsü üstüme çekilmeden önce yalnızlığın//şiirin tohumu belki orada bulaştı kanıma/ : /bir ömür yürüdüm bıçağın açtığı yarayı/ silinmedi hâlâ alnıma sürülen eza”
Yaşanmışlıklar önemlidir; gençliğimiz, çocukluğumuz anayurdumuzdur bir bakıma. Kimileri yaşamdan izleri, anılarını öyküleştirir, kimilerinin ise yaşamı roman olur, kitaplaşır. Karabulut, yaptığı zaman yolculuğunda yaşamını şiirlerle buluşturmuş. İmgelemde dünü, bugünü yaşayan şair, her geçirdiği yaşın yaşamsal etkilerini, duygularını, düşüncelerini, değişimi, dönüşümü şiirin dilinde özgün biçim ve biçimle yine yaşama aktarmış. Şiirleri, yaşanmışlığın izdüşümü olarak yansımış şiirlere. Yansıyan şiirlerdeki gize ulaşmak için sözcükleri, söz öbeklerini, imgelerin çağrışımlarını iyice deşmek gerekiyor. Felsefi biçemle anlam oluşturan şair, varoluşsal düşünceye hiçlik anlayışını, ulvi bakışı, hakikat yolunu yansıtırken bir yandan karmaşık bir ruh haliyle, sır perdesinin gizlerini çözmeye çalışarak kendine, evrene dönük sorgulamalarını sürdüren şiirlerle her yaşın labirentlerine karışıyor. Okurları o labirentlerin içine çekiyor sanki. Şair, şiirin öznesi olduğu kadar, şiiri okuyan, şiirin içine giren okur da öznedir bir bakıma.
Şiir düşünürü Veysel Çolak, şiir ile okur arasındaki bağa, “Bir şiir okumak; cephede savaşmak, yıldızlara gitmek, bir direnişe katılmak, dünyayı dolaşmak, hapiste yatmak, ölümü göze almak, ihanete uğramak… gibi bir deneyimdir”, der. (…)” Şair, büyük anlamsal çağrışımları olan imgeler verir okura. Okurdan, o imgeler yoluyla düşler kurmasını bekler.” (Veysel Çolak, “O Şiiri Neden Yazdın”, s.6)
Selami Karabulut’un ‘sonsuzluğa soluk veren dil’inden dökülen sözcükler insana, yaşama dokunsun. İmgenin düş yolculuğunda nice şiirleriyle yolu açık olsun.
Canan Sanlı
