SENDE BAŞLIYOR Akşam oluyor, sende başlıyor bir sabah Pencerende ışık ve yaz. Eski filmler, eski aşklar ve bir masa Yorgunsun, öyle yorgun ki ta...
YANKILAR VE DALGALAR
Aylar geçmişti, hâlâ unutamıyordum. O gün, yaz olmasına rağmen güneş, solgun bir mavinin ardında çok uzaklarda gibiydi. Sahilin karşısındaki sığla ağacının altında oturan adama bakıyordum. Ne kadar garipti, o saatlerde yakınlarda birçok kişi olurdu.
Yerdeki aynı noktaya bakan adam sonunda kalkmış, lime lime olan elbiseleri ile denize doğru yürümeye başlamıştı. Sarsılarak ilerliyordu. Tam o sırada ağaçların arasından çıkan ihtiyar bir köpek de adama yaklaşmaya başladı.
Yeri koklayıp ara sıra mahcup bakışlarını ona çeviren köpek, belli ki kendinden daha zayıf olandan bir şeyler umuyordu. Adam ise bir parça kendine geldiğinde ona şöyle bir baktıktan sonra devam etmişti.
Gelgit çizgisinin önüne vardıklarında, köpek, umudun dümenini bu defa da bana kırmıştı. Az sonra kuyruğunu ufak bir uskur gibi döndürerek önümde uzandı. Yan yana koyduğu patilerinin üstünden bakarken, bir acı çın çın ötmeye başladı. Böyle anlarda içimde yankılanıp duran sancı sürerken, güz yaprakları gibi parçalanmış kulaklarını kaldırarak birden döndü.
Adam dalgaları yararak ilerliyordu. Arada bir düşüyor, sonra kalkıp yine dalgalara yükleniyordu. Bağırarak gitmiştim ancak ya bilinci dünyaya kapanmıştı ya da ses uğultudan ona ulaşmamıştı… Ahtapot gibi sarkan paçavralarıyla uzaklaşırken, havlamaya başlayan köpeğin arkadan çekmeye çalıştığını fark ettim. Gözden yittikçe, ufuktaki puslu anafora doğru sürüklenen adamı sanki unutmuştuk.
Yazgının bulanıklaşan sınırında, Araf’ta, o tekinsiz zamanda ne olmuştu? Oysa ilerlemek istemiştim. Gel gör ki, büyük bir dalganın üstündeydi en sonunda. Sırılsıklam geri çekilirken, dalgaların uğultusu, bir de ihtiyar cankurtaranın inleme sesi kalmıştı kulaklarımda…
O günü düşünürken, yine aklıma gelmişti: devam etseydim, belki de tuzlu dalgaların kustuğu bir değil, iki yük olurdu. Tüm olanı kentin tasasız hayatları nereden bilecekti! Bugün artık huzursuz zamanlarda garipler mezarlığına giden ve sahilde, o kâbusu yazan birisi kalmıştı.
Coşkun Eroğlu
