0

KAYIP ELDIVEN

Ava okuldan eve dönerken akılında bin bir düşünce geçiriyordu. Yine de çöpün kenarındaki beyaz uzun eldiveni fark etmişti. Ne kadar da alımlı ve şık bir eldivendi böyle, diye geçirdi içinden. Normalde çöpten bir şey almaya utanırdı. Kesinlikle yapacağı bir şey değildi ve Allah düşürmesindi. Yine de eldivenin parıldayan saten yüzeyi ile olduğu yer çok uyumsuzdu. Belki bana şans getirir diye usulca aldı ve narinliğine yakışacak şekilde katladı ve çantasına güzelce yerleştirdi. Ava’ya göre tesadüf diye bir şey yoktu. Bir anda kayıp bir eşyasını kaybetmiş de bulmuş gibi hissetti kendini. Hayatta neyi umarsan onunla karşılaşırsın, sözüne inanırdı Ava.

Ava bir müzik öğretmeniydi. Kendi kendini geçindiriyordu ve hayatından da memnundu. Elinden gelenin en iyisi bu muydu bilmiyordu ama kendi tercihiydi. Sonuçta hayat siz ona ne verirseniz, bir benzeri ile karşılık veriyordu size. Bazen talihsizlikler olsa da iç huzuru ve yaşama sevinci olan birisiydi. Günler geçtikçe işleri kolaylaşmaya ve önünde yeni kapılar açılmaya başladı. Başına gelen her güzel şeyden sonra bulduğu saten eldiveni özenle yerleştirdiği kadife kutudan çıkarır, narince okşar; yerine geri koyardı.

Günler Ava için böyle geçerken, hayatın zevkleri ve renkleri de kendisine eşlik etmeye devam ediyordu. Bir müzik korosuna katılmıştı ve daha fazla kazanç elde etmeye, yeni besteler yapmaya başlamıştı. Kısa zamanda namı duyuldu. Daha bir şevkle çalışıyor, her yeni tecrübede çocuklar gibi heyecanlanıyordu. Tabii yaşadığı tüm bu gelişmelerde eldivenini sevmeyi unutmuyordu. Sanki evren bu sevgiye bir karşılık vermek için hep daha iyi imkânlar sunuyordu Ava’ya.

Bütün hayatı baştan aşağı değişmişti. İlerleyen zamanda bir hayat arkadaşı da olmuştu, kendisi gibi yaşam sevinci dolu ve çalışkan. Ava’nın eşi ne kadar iyi olursa olsun eldiven işine akıl sır erdiremiyordu, yine de üzerinde durmadı. Artık oldukları eve sığmıyorlardı ve daha büyük bir eve geçme kararı almışlardı, özellikle de ilk çocuklarına hamileyken; ona daha konforlu bir hayat sunmak için yapmaları gerekliymiş gibi hissediyorlardı. Heyecanlarına heyecan ekleniyordu her geçen gün. Evlerini taşıyacakları gün her şey çok karışık gelmişti gözlerine. Eşyalar bir yandan taşınırken bir yandan da unuttukları bir şey olup olmadığına baktılar. Birden eldiven geldi aklına Ava’nın. Nereye koymuştu eldiveni o telaşla bilemedi. Eşine durumu söylediğinde de “Mutlaka çıkar bir yerden,” diye geçiştirmişti eşi. Yeni evlerine yerleştiklerinde ise her yeri aramasına rağmen bulamadı eldiveni Ava. Demek ki bendeki amacı tamamlandı ve başka birine gitti, diye düşündü. “Bulana yarasın…” dedi iyi niyetle.

Eldivenden sonra pek bir şey değişmedi Ava’nın hayatında ve her zaman minnettar kaldı.

Bu eldivenin bir eşi vardı ama. Diğer eldiven ise parkta bir bankta duruyordu. Diğerinden biraz yıpranmış gözüküyordu ama diğerinin eşiydi neticede. Banka ağlayarak gelen Mia, kaderinin neden bu kadar kötü olduğunu sorguluyordu sürekli. Her zaman bu parka gelir ve aynı bankta ağlardı. Etrafına çok aldırmadan da kalkıp yalnızlığına doğru süzülürdü. Bir gün yine “benim” dediği banka geldi. Bankın kenarından sallanan eldiveni gördü. Eldivene alıcı gözle baktı. Eldivenin şansı olsa diğer eşinden ayrılmazdı, bana da denk gelmezdi, diye düşündü. Tek bir eldiven ne işe yaradı ki Mia’ya göre; tek olan her şey de uğursuzluk getirirdi. Alıp almama konusunda kararsızdı. Ne yapacaktı ki kendisi gibi kayıp bir eldiveni, almadı.

Mia özel bir şirkette yönetici asistanı olarak çalışıyordu. İşini sevmiyordu ve bunun için her zaman hayatı ve insanları suçluyordu. Hatta ailesini bile suçladığı oluyordu. Hayattan zevk alamayan ve melankolik bir kadındı. İş yeri rekabeti yüzünden fazla çevresi yoktu, akrabaları ile de teker teker kopmuşlardı. Başıma daha kötü ne gelebilir derken, hayat yeni bir güncelleme sunuyordu kendisine. Ne başına gelen kötü olaylar ne de hastalıklar rahat veriyordu.

Yine canının sıkıldığı bir gün aynı banka gelip oturdu. Eldiveni aynı yerinde buldu. Bank gibi eldiven de onundu demek ki. En sonunda aldı eldiveni, cebine tıkıştırdı özensiz şekilde. Eve gittiğindeyse varlığını bile unuttu, pantolonunun cebinde günlerce durdu. Bir gün toplantı anında beklenmeyen bir şey oldu, işi ile ilgili hata yapmıştı. Bu da tabi işine mal oldu. Eve gelmeden önce ise yine bankına gitti ağlamak için. Oradan kalkıp eve gittiğinde ise eldiveni hatırladı, kesin uğursuzluk getirmişti kendisine. Nereye koyduğunu unutmasaydı hemen çöpe atacaktı ama varlığını bile unuttuğu için bulamadı. O günden sonra ne yaşarsa eldivenden ve uğursuzluğundan bilmeye başladı. Bir gün pantolonunun ceplerini yoklarken eldiveni buldu. Tabii ki çöp kutusunun derinliklerine gömdü onu. Bir daha kimseye uğursuzluk getirmesin, diye.  “Kimse bulamasın…” dedi içindeki olumsuz niyetle.

Eldivenden sonra da hayatı yolunda sayılmazdı ama Mia bunu asla anlayamazdı.

Betül Fırat

İlgili İçerikler