banner
limanda kızıl bir akşam

Bir hayvan gibi soluyup Bir hayvan gibi saklayarak azı dişlerimde cesareti  Henüz dumanı bile soğumamış Geçip giden gemilerin boşluklarında bir keder gibi: “Bu deniz neden yaralıdır?”, diyorum. Derinden bir ses yetişiyor kulağıma ; “Hiç hor görmedim ben bu gidenleri” diyor  “Göğsümdeki şu yarık, şu derin çizgi şakaklarımda  Ve elbette siz, eey kıyılarımda sebepsiz ağlayanlar  Gidenlerin emanetisiniz ..
Read More…

banner
KIYI ÇİÇEKLERİ

Sirderya kıyılarında                                     Kırıldım Kırıntıları kaldı hüznün Yıldızlar hatırlar                             Ağladığımı Ay ayrılık Hım kesmez hatıralar Yosunları kanatır Hayat aşağı             ..
Read More…

banner
AYRI YAZILANLAR

Bir konuştum, Arka bahçelerinde havalandı kuşlar, Somali’de bir çocuğun adı açlıktan ayrı yazılıyordu, Kaç saattir beklediğimi sorduğumda, Yas, kağıt içinde kırklara karışıyordu… Ben yalnızım dedim, Zulasında pusu kurduğum ölüme Daha unutulmak kadar uzunca bir sözcükle tanışmamıştım Her vakit kandırdığım bir güz mevsimini Neresinden öperek uyandırdım? Senin eşiklerinde korku nöbet bekliyordu Bağışla… Köprü altlarını kesmiştik, Anneler ..
Read More…

banner
KÖSELER DAĞI

“Bitti o sevda kesildi çığlıkları martıların Su gibi bitti, suya karşıt gibi bitti…” Edip Cansever “Aha,” dedi. “Aha buradan akardı su evveli. Daha da yine gelir, demedi deme!” Evet, bir su izi vardı zamandan kalan. Dikkatlice baktığımda yer yer aralarından otlar patlamış, taşlaşmış bir toprak üstünde kurumuş akıntının izi nasılsa öyle bir iz… Kendimi temmuzun ..
Read More…

banner
BEN KAFKA

(…) Gregor Samsa, bir sabah huzursuz edici rüyalardan uyandığında…)” Yolculuğumuz hasret kavuşturanın düdük sesi ile başladı…  Trenin hareket saatinden önce içerisi çürük kaynamış yumurta kokmaya başlamıştı. Sonbaharın ılık nefesini ensemizde hissederken; iriyarı, leş kokulu adamlar içeri girdi. Nefes almak için tekrar hikâyeme döndüm. “(…) ‘Gregor!’ diye seslendi annesi, yumuşak bir sesle. Saat yediye çeyrek var, ..
Read More…

banner
SÖĞÜT HANIM VE GÜMÜŞ

Benim sevgili yıldızım Mizar! En yakın çocukluk arkadaşım. Beni gördüğünde daima coşkuyla göz kırpar, onun ışıltısı içimde büyük bir mutluluk yaratırdı, ben de ona göz kırparak karşılık verirdim.   Pencereden başımı çıkarıp akşamları uzun uzun gökyüzüne bakıyordum, o zamanlar şehir bu kadar ışıklı değildi ve yıldızlar daha parlaktı. Parayla alınamayan şeylerden sayılabilirdi iyi dostlar ve gökyüzünden ..
Read More…

banner
UMUDUM

Umudum işte, umudum! Ekmek getiren bir baba gibi Sesinde güneşin sesi Köprü altına vuran balıktan                                     nefesi Ayın ensesi gibi Şeker toplayan çocuktan,                  biraz da gül suyu Gözlerinde yaldızlı bir kuyu Mavim mavim ötesi, Beyazlı ipeklerle gülüyor                                       eteği Bileği sarı,               umudumun kızları! Ekmek dişleyen çöpçü gibi Boğuyor karanlığı… Karanlığın aralığı, altın çeşmesi ..
Read More…

banner
YOL ARKADAŞIM

Köşeyi döndükten sonra geçidin yanındaki kitap dükkanına varmak üzereyim. Bilinmez bir telefon oyununu   oynamayla meşgul  olan satıcının yanında duruyorum. Beyazımsı ve yeşil boyanmış eski raflarda yanlamasına ve enine dizilmiş kitap sıralarını gözden geçiriyorum. Dikkatimi iki eser çekiyor. Gogol’un ‘Ölü Canlar’ve John Maxwell Kutzee’nin ‘Barbarları beklerken.’ Fiyatlarına bakıyorum. İkisini de almaya param yok. Seçim yapmalıyım. Hangisini? ..
Read More…

banner
DUVAR

Aksakallı ihtiyar, karşıdaki duvara bakarak anlatmaya başladı: -Kesme taşla örülmüş bu köhne duvar, daha önce bu kadar yüksek değildi. İnsanlar ayak parmakları üstüne basarak, duvarın öbür tarafını rahatça görebiliyorlardı. Kulam birkaç kez bu duvarı biraz daha yükseltmek istese de, babası Mehemmed Ağa buna izin vermedi. Hatta Kulam, aşağı mahallede oturan kamyoncu Kaçkın Yusuf’a, bir kamyon ..
Read More…

banner
TILSIM

Karanlık olsa da içimizde odalar Buğulu cam, tül perde ahşap masada güneşe hasret canlar açılır tül gıcırtılı pencere iki yana ve sen dolarsın sonbahar rüzgarıyla odama Atilla Tuncer