0

Kendi çığlığıyla, kalbi duracak gibi heyecanla yatağından fırladı. O sıra, yanında uyumakta olan neredeyse çeyrek asırlık kocası da uyanmıştı. Uyanmaması için bir mucize gerekliydi zaten. Uykusu çok ağırdı oysa. Kalbinin üstüne elini koydu. Bir süre bekledikten sonra kalp atışları düzene girmişti. Korkudan dili damağına yapışmıştı. Su almak için davrandı. Kovası Samim, uyku sersemliğiyle ona bakmaktaydı. Feride kalkmaya çalıştığı sırada o da kalktı.

“Hayırdır Feride? Çok korkuttun beni. Sanırım kâbus gördün!”

“Hı hı Samim. Ama öyle böyle bir kâbus değildi. Aklımı yitireceğimi sandım. Su içeyim bir bardak. Dilim damağım kurudu.”

“Sen kalkma ben getiririm sana. Sakin ol sadece. Hemen geliyorum.”

Arkasından baktı korkuyla. Sanki geri gelmeyecekmiş gibi bir korkuydu bu. Samim’ in holdeki lambaları açışını duydu. Holden gelen ışık karanlığı böldü, az da olsa aydınlattı. O telaşede başucundaki lambayı açmayı akıl edememişti. Lambanın düğmesine bastı. Oda iyiden iyiye aydınlandı. Korkusu biraz azalmıştı. Yine de başını uzatıyor, Samim’ i görmeye çalışıyordu. Yetmedi, seslendi.

“Samim neredesin canım? Korkuyorum. “

Samim’in ayak sesleri yaklaştı. Sonra sesi.

“Geldim Feride, geldim. Su doldurdum sürahiye de o yüzden geciktim. Al canım iç. Afiyet olsun.”

“Sağ ol Samim. Beni yalnız bırakma tamam mı?”

“Tamam canım. Yanındayım. Hadi gel yatalım. Sarılayım sana. Uyu rahatla. Ne oldu sana böyle? “

“Bilmiyorum Samim. İlk defa böyle oluyor. “

“Ne gördün? Anlatmak ister misin?”

“Hayır, Samim anlatamam.”

“Neden?”

“Ninem, kötü rüyalar anlatılmaz derdi. Anlatmak istemiyorum.”

“Peki canım. Hadi gel, kollarıma yat uyu. En iyi ilaç uykudur.”

Samim’in göğsüne başını koydu. Bir süre, o sahneleri tekrar görme korkusuyla gözlerini kapatmakta zorlandı. Kocası ile yirmi beş yıllık evliydi. Artık birbirlerini her manada çözmüşlerdi. Nelerden hoşlanırlar, niye kızarlar biliyorlardı. Evliliğin kilidinin şifresinin çözümü demekti bu. Görücü usulle evlendirilmişlerdi fakat bu sevmeye engel olmamıştı. Kocası ilk başlarda çok kıskanmıştı Feride’yi. Sonra onu tanıdıkça bu huyundan vazgeçmişti. Allah, iki tane de evlât vermişti onlara. Samim, sakin yaradılışlıydı. Sadece, çok sinirlendiğinde kırıp, döker ve uzun süre kendine gelemezdi. Alışmıştı Feride onun alışkanlıklarına. İlk başlarda sıkıntılar yaşamışlarsa da sonraları sorunlar hallolmuştu. Çocuklar da üniversite eğitimlerine devam ediyorlardı. Belki bu gece yaşadığı korku onların uzakta olmasından kaynaklıydı. Dünya gitgide değişiyor ve kana susamış canilerin, katillerin isterik çığlıklarıyla çınlıyordu. Bir gün geçmiyordu şiddetsiz, gözyaşı akmaksızın. Sımsıkı sarıldı kocasına. Ne kadar şanslı bir kadın olduğunu düşündü. Bir süre sonra uyudu kaldı.

Kalktığında saat öğleye yaklaşmıştı. Yüzünü yıkadıktan sonra gözü aynaya ilişti. Yüzü kül rengiydi. Dün gece yaşadıklarını tekrar aklına getirmemeye çalıştı. Bu kâbusun bir anlamı olabilir miydi? Dışa vurum muydu acaba? Bilgisayarının başına oturdu. Rüya tabirleri linkine tıkladı. Aradığı kelimeleri yazmak için kafasını toparlamaya çabaladı. Gece yasadıklarından sadece bir kelime aklında kalmıştı. Hâlbuki gece uyumadan önce kâbus tüm ayrıntılarıyla belleğindeydi. Hatırlamaması aslında iyiydi. Fakat merak daha ağır basmıştı diğer taraftan. Onun tek hatırladığı “KARA BİR FARE” nin tiksindirici görüntüsüydü. Ondan kaçmak için çok uğraşmıştı. İçini tekrar aynı korku sardı. Bu korkudan nasıl kurtulacaktı.

Çaydanlığın altını yaktı. Bir süre sonra kaynama sesini duydu. Bardağa Amerikan kahvesini doldurduktan sonra tekrar bilgisayarının başına döndü. Az önce açtığı sayfaya “ Rüyada fare görmek” diye yazdı ve sayfanın açılmasını beklemeye başladı. Nihayet aradığı sayfa çıkmıştı. İki ayrı yorum vardı. Biri iyiye işaret ediyordu. Diğeri kötüye… Hangisine inanmalıydı. Bol kazanç ve kötü kadın ve hastalık. Canı sıkılmıştı. Durduk yere huzursuz olmuştu şu kahrolası kâbus yüzünden. En iyisi her şeyi unutmak ve sokağa insanların arasına karışmaktı. Âdeti olmadığı halde aniden üzerini değişti. Çantasına cep telefonunu, anahtarını koydu. Cüzdanını alıp almadığını kontrol etti. Tam o sırada cep telefonu çaldı. Arayan kocası Samim’ di. Onu merak etmiş olmalıydı. Telefonu cevapladı:

“Efendim Samim.”

“Alo Feride! Nasılsın? İyi misin canım? Sabah uyuyordun rahatsız etmedim. Seni merak ettim.”

“Ha iyiyim Samim, beni merak etme. Evde canım sıkıldı. Kendimi sokağa attım. Biraz dolaşmak istiyorum. Sen nasılsın?”

“Ben iyiyim Feride. İş yerindeyim. İşim çok yoğun bu sıralar. Yoksa seni yalnız bırakmak istemezdim.”

“Biliyorum canım. Ben iyiyim merak etme beni. Açık hava iyi gelir. Sonra dönerim.”

“Tamam canım. Dikkat et kendine. Çok kalabalık yerlere girme.”

“Tamam Samim. Görüşürüz akşama.”

Telefonu kapattı ve çantasına attı. İçine yine sebebini bilmediği bir sıkıntı yerleşmişti. Yol boyu yürüdü bir süre. Sonra sahile saptı. Bugünü kendine ayırmalı ve sıkıntısını attıktan sonra girmeliydi evine. İnsanlar yanından gelip geçiyordu. Sonunda bir çay bahçesi çıktı yoluna. Masalardan birine oturdu. Yüzünü denize döndü. İçine iyot kokusunu çekti. O sırada garson yanına gelmişti. Çay ve deniz mükemmel bir ikiliydi. Çay siparişini verdikten sonra denizi seyretmeye devam etti. Denizin rahatlatıcı maviliğiyle gözleri sarhoş olmuşken, telefonu ısrarla çalmaya başladı. Olacak şey miydi şimdi telefonun çalması.

Arayan yabancı bir numaraydı. Açmadı. Fakat telefon ısrarlı bir şekilde çalmaya devam ediyordu. Sonunda dayanamayarak açtı.

“Alo Feride B. ile mi görüşüyorum?”

“Evet benim. Buyurun siz kimsiniz?”

“ Ben polis memuru Nevzat Z.”

“Buyurun neden aradınız? Çocuklarımdan birine bir şey mi oldu?”

“Yok efendim. Eşiniz Samim Bey… Çok üzgünüm. Emniyet Müdürlüğüne gelirseniz çok iyi olur. “

“Ne oldu eşime. Lütfen bir açıklama yapın. Yalvarıyorum size.”

“ ….”

“Hayırrrr lütfen ona bir şey olmasın!”

O sırada, masadan çantasını almak üzereyken çay bahçesindeki televizyonun sesiyle o yöne döndü. Bir meydandaki insanların kanlı görüntülerini veriyordu tv kameraları. Dondu kaldı ve yere yığıldı….

Nermin Güday Kaçar

Leave a Comment

İlgili İçerikler