0

SESSİZ KIPIRTI- Umut kırıntıları, farkındalık

Gözlerimi kapattım ve birden o yaz akşamına döndüm. Balkonun demirlerine yaslanmış, yıldızları izliyordum ama bu sefer sessizlik bana ağır gelmiyordu. Bir şey değişmişti, farkında olmasam da…

İçimde, uzun zamandır unuttuğum bir sızı yerine, hafif bir kıpırtı vardı. Rüzgâr, yine usulca saç tellerimi savuruyordu ama bu sefer geçmişi sürüklemiyordu; sadece yanında götürdüğü bazı parçaları, hafif bir anı olarak bırakıyordu.

O anda fark ettim ki, bazı yaralar, sessizliğiyle büyürken, bazıları da küçük bir ışıkla iyileşmeye başlıyordu.

Sokak lambasının sarı ışığı altında yürüyen birini gördüm. Bu kez durdum ve baktım. Gözleri benimle karşılaştığında, bir anlığına yalnızlığım hafifledi; sanki yıllardır eksik kalan bir kelime, cümleme fısıldanmış gibiydi. İçimdeki sessizlik hâlâ vardı ama bu sessizlik artık korkutucu değildi. Tam aksine, bir şeyler anlatmak için bekleyen bir boşluk gibi… Belki de yarım kalan her cümlenin sonunda, bir gün tamamlanacak bir kelime vardır. Belki de ben hâlâ yarımım ama artık eksikliğimin ağırlığını taşımak yerine, onu hissetmeyi öğreniyordum.

Birden rüzgâr kesildi. Sokakta yürüyen kişi bana gülümsedi. Gülümsemesi, yıllardır kaybolmuş bir melodinin tekrar çalması gibiydi. İçimde, adını koyamadığım bir umut kıpırdadı. Belki yalnızlık hep var olacak, belki bazı yaralar kapanmayacaktı ama o an anladım ki yalnızlıkla baş etmeyi öğrenmek, eksik cümlelerle yaşamayı öğrenmek kadar gerçek ve değerliydi.

Balkona yaslanıp derin bir nefes aldım. Gözlerim yıldızlarla dolu gökyüzüne takılıydı. Belki hâlâ yarımım; belki tamamlanmayı bekleyen bir cümlenin içinde yaşıyorum. Ama artık yalnızlık bana düşman değil, bir öğretmendi. Bana, eksikliklerimle var olmayı, sessizlikle konuşmayı ve kendi pusulamı bulmayı öğretiyordu. Ve o an, fark ettim ki: Yarım olmak, bazen tam olmanın en saf hâliydi…

Başak Esma Arık

 

İlgili İçerikler