0

MASKELİ BEŞLER

Gözlerimi açtım. Terliğinin tekini yitirmiş yetim ayaklarımın, seramik parkeyle öpüştüğünde hissettiği ürpertilere aldırmadım. Üstümdeki paçavralarla birlikte; duş başlığının vaat ettiği soğuktan sıcağa alakart menü şifasız suların altına daldım. Dün akşam yaşananların hüsranından, sırtıma kaçak kat çıkan yüklerimden, sıvanıp ikinci derim olmuş tortularımdan, korkularımdan arınmak istedim. Giderin yutaksız boşluğunda kaybolan sabun köpüklerine bakarken… Arınamadım.

Islak çamaşırlarımı makineye tıktım. Kıyafet yığınlarımın arasından, eşeleyerek bulduğum ne varsa üzerime geçirdim. Saçlarımı kuruttum. Pudramı, kapatıcımı, fondötenimi; sol yanağımın üzerine çöreklenen hayatın dört parmak izini kapatmak için bulduğum ne varsa sürdüm. Bedenime göre hayli ufak kalan ellerime ilişti o sırada gözlerim. Annemin tek biyolojik emaneti, hayat emektarım ellerime… Kurumuş, çatlamış, egzaması kaderine terk edilmiş ellerim sessizce işlenirken; ilk taşı en günahkârın attığı çocukluk günlerime gittim. O ellerin asıl sahibinin yüzümde yarattığı acıyı dindirmeye çabaladığım sisli bir güne… Aynada, minik yanağımın aksinden sırıtan beş kardeşe küstüğüm; çatlayan, kırılan, un ufak olan anne–kız bağımın eprimiş parçalarını gözyaşlarımla karıştırıp yaptığım maskemin, kurumasını bile beklemeden yüzüme taktığım o güne…

Böylece, eğreti gülümseyişimin ardına gizlenen; ruhumun çatlaklarının gerçeklerle temasıyla oluşan sızı bir nebze kesilmiş oldu. Yılların zulmüne yenik düşen her maskemin yerine, daha da güzelini yapmayı başardım. Kusurlarını makyajla gizlemeye çalıştığım ustalık eserim ise dert artçılarına daha fazla dayanamamış son darbesini hasretle beklemekteydi.

Sol yanağımdan bana bakan ürkek gözleri görünce korktum. Panikledim. Emeğini hiçe saysam da gücüne sonuna kadar güvendiğim minik yumruklarımı sıktım. Aynaya uyguladığım bilmem kaç newtonluk güçle oluşan çatlaklardan, bana bakan yeni benlerle selamlaştım. Ruhumun derinliklerine doğru kaçışan minik ayak seslerini, yitinceye kadar dinledim.

Anahtarımı, şemsiyemi; kentsel dönüşüme gitmeye direnen, orta hasarlı bedenimi de yanıma alarak evden çıktım. Yağmur sonrası ılık yüzünü gösteren kış güneşine teslim oldum. Düşlerimdeki, kalbimdeki, zihnimdeki tüm çatlaklara ışığın şefkatle dolmasını sabırla bekledim. Çiseleyen yağmur minik çillerimi öperken, doğanın merhametli ellerinde güvendeydim.

Zerrin Keskin

İlgili İçerikler