0

DERİN YAZAR SERPİL TUNCER

“Edebiyatla uğraşmak dik bir yamacı tırmanmaya benziyor.

Tırmanıyor ama bir türlü zirveyi göremiyorsunuz.”

Serpil Tuncer

Yayımladığı ERİK AĞACI Kültür ve Edebiyat dergisi ile her görüşten yazara yer açan; Yalnızlık, yazgı, depresyon ve insan öyküleri ile okuyucunun derinliklerine nüfuz eden, duygularını, kurgularını, görüp yaşadıklarını yüreğinden okura aktaran bir şair, yazar, edebiyat sevdalısı sevgili Serpil Tuncer’in “Yorgunum Mitral” kitabını kısa sürede okusam da hakkında yazmak nedense uzun zaman aldı. Salt bu makale değil, I.Dünya Savaşı kitabım da uykuya yattı. Kitaba ad veren “Yorgunum Mitral”ın içeriği bu kitabıma ekleyeceğim “Casuslar” bölümünü hatırlattı.

Araştırıp günlerce yazmama rağmen bir türlü bitiremedim. Mitral’in hatırlattığı, deştikçe gözden kaçırılmış, kazanılan Kût’ül Âmare Zaferi’ne rağmen Osmanlıların Filistin Cephesi’nin çökmesinde rol oynayan iç ihanetin kalbinde yer alan nankörlere lânet okudukça yazma şevkimi yitirdim.

Aradan uzun bir zaman geçtikten sonra, Metamorfoz Yayınlarında 2012 yılında basılan, 17 öykü, 128 sayfadan oluşan kitabı   tekrar ele alıp, aylardır dokunmadığım bilgisayarı açtım.

Yalnızlık, Yazgı, İnsan Öyküleri Üzerine Serpil Tuncer

1972 yılında İstanbul’da doğdu. Şair-Yazar ilk, orta ve lise öğrenimini İstanbul’da tamamladı. Karadeniz Teknik Üniversitesi Rize Meslek Yüksekokulu İşletme Bölümünden mezun olan Tuncer, Arel Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Medya ve Kültürel Araştırmalar Bölümünden “Neoliberal Bağlamda AKP İktidarının Kadın İstihdam Politikasının Medyaya Yansıması” başlıklı tezi ile yüksek lisansını tamamladı.

Öyküleri, Dil ve Edebiyat, Aşkar, Dergâh, Temrin, Acemi, Mavi Yeşil, Lacivert, Yedi İklim, Efruz, Çay Yolu, Şiar gibi pek çok dergide yayınlandı. Kendi çabalarıyla kurduğu Erik Ağacı Öykü Sitesi ile aynı ismi taşıyan matbu ve e-derginin editörlüğünü yapmaktadır. Evli ve iki çocuk annesidir.

Yayınlanmış Eserleri: Erik Ağacı (Şiir 2007); Ekinoks Günleri (Öykü 2011); Mor Sokak Sakinleri (Öykü 2013); Büyülü Deniz (Öykü 2016); AKP’nin Neoliberal Politikaları Bağlamında Kadın İstihdam Politikası (Araştırma 2016), Kuşları Uğurlama Sanatı (Öykü 2018); Filler Ölüme Yalnız Gider (Öykü II Baskı 2021); Sinekler de Uyur (Öykü 2019); Yorgunum Mitral (Öykü 2021) Plüton’u Öldürmek (Roman, 2021) isimli eserlerdir.  Filler Ölüme Yalnız Gider isimli kitabında yer alan Son Ütücü isimli öyküsüyle 2018 Uluslararası Kaşgarlı Mahmut Öykü Yarışması’nda Türkiye üçüncüsü oldu.

 Şair, Yazar, Editör Serpil Tuncer’in Yazın Özellikleri

 Öykü ağırlıklı yayınlara öncelik vermesinin nedeni iyi bir gözlemci, empati kurmada usta,  kelime dağarcığının çok güçlü ve etkileyici olmasıdır. Eserlerinde anlatım, betimleme, kurgu ve akış sürükleyici, farklı konular işlenmesine rağmen bir sonraki öyküye geçme arzusu kuvvetlidir. Öykülerinde genelde bir son yok… Sonu okuyucunun kendince tamamlamasını, özel olduğunu hissetmesini istediğinden, okuru öyküye katıyor.

Serpil Tuncer’in öykü dünyasında insanın toplumsal konumu ve özellikle kadınların yaşadığı sorunlar önemli bir yer tutar. Yazar, metinlerinde çoğu zaman toplumun merkezinde değil, kenarında yaşam mücadelesi veren bireylere yönelir. Ekonomik sıkıntılarla boğuşan aileler, geleneksel değerlerin baskısı altında kalan kadınlar, yalnızlıkla baş etmeye çalışan insanlar Tuncer’in anlatılarında sıkça karşımıza çıkan figürlerdir. Bu karakterlerin çoğu kent hayatının içinden ya da gündelik yaşamın sıradan görünen kesimlerinden seçilir. Böylece yazar, görünmeyen hayatların ve çoğu zaman dile getirilmeyen duyguların izini sürer.

 Tuncer’in öykülerinde birey ile toplum arasındaki gerilim ustaca kurgulanır. Anlatımında doğa unsurları yalnızca dekor görevi görmez; karakterlerin duygusal durumlarını yansıtan bir araca dönüşür. Yağmurun gelişi, rüzgârın sertliği ya da denizin dalgaları çoğu zaman anlatıdaki ruh hâlini tamamlayan unsurlardır.

Tuncer’in öykülerinde sembolik anlatım da önemli bir yer tutar. Bazı nesneler ve imgeler, görünenden daha derin anlamlar taşır. Tarzında geleneksel hikâye motifleri ile modern anlatım teknikleri birlikte kullanılır. Özellikle klâsik aşk hikâyelerinden gelen izler ile zamanın doğrusal akışını kıran teknikler aynı metin içinde buluşur.

 Öykülerdeki Karakterlere gelince; Öykülerinde yer alan karakterler farklı yaşamların ve farklı duyguların temsilcisi olarak yer alır. Tuncer’in öykülerinde farklı karakterlerin yaşamları üzerinden bazı ortak temalar işlenir. Kadın karakterler çoğu zaman toplumun dayattığı kurallar ile kendi arzuları arasında sıkışmış durumdadır. Öykülerde sevgi, fedakârlık ve hayal kırıklığı iç içe geçer.

Betimlemeler ve iç konuşmalar eserlerinde önemli bir yer tutar. Özellikle doğa tasvirleri ve sembolik ifadeler anlatıya şiirsel bir atmosfer kazandırır. Mekânlar da karakterlerin ruh hâliyle uyumlu biçimde tasvir edilir. Bazı öykülerde zamanın akışıyla oynanması, anlatının tek çizgili ilerlemesini kırarak daha katmanlı bir yapı oluşturur.

Sonuç olarak Tuncer’in gündelik hayatın içinde görünmeyen insanların öykülerini anlatan modern bir anlatıcı olduğu söylenebilir. Bu yönüyle eserleri insan ruhunun kırılgan yönlerini anlamaya çalışan bir anlatı dünyası sunar.

Yazarın öyküleri dışında son yazdığı eser roman ya da novella (romandan kısa, kurgu anlatım) tarzındadır. “Plüton’u Öldürmek” isimli eserinde bizi çok çok eskilere mağara devrine götürür. İki ayrı kabilenin yaşamlarına çanak tutar ve insanın o zamanlar bile ne kadar insan olduğunu ve ne yazık ki uygarlığın aslımızı değiştirmediğini gözler önüne serer. Günümüz dünyasında da bunu görmek mümkündür. Daima güçlünün güçsüzü ezdiği, savaşmak adına hep bir bahane üreten insanın bir benzeri de bu romanda görülebilir.

Yorgunum Mitral

Konusu:

Kitaba ismini veren öykü Yorgunum Mitral öyküsünde beyin ölümü gerçekleşen bir hastanın, beyninin kalbine seslenişi yer alıyor. Her şey öyküleşebilir. Ölmekte olan beyin bile… Geniş anlatım olanakları sunan modern öyküler bu eserle okuru buluşturmak için kaleme alınır. Günlük hayata dair modern çağın çıkmazlarından sıyrılıp sayfalara sığınmış nice öykü, okurunu beklemekte. Ayrıca canlı ve cansızların dile geldiği bu kitapta, okur, öykü dünyasının kapısını aralayıp uzun soluklu bir yolculuğa çıkacak belki de kendi yaşamından bir parçayı bu kitapta bulacaktır.

Özeti:

“Kim demiş beyin ölmüş, diye. Öldüysem şayet bu konuşan da kim? Hey Mitral! Duyuyor musun beni? Boş yere kasım kasım kasılıyorsun be! Kalp kapakçığı olmak kolay değil, ama nafile yere çalışıp yoruyorsun kendini. Kafile fire verdi artık. Hepimiz çölde gezen başıboş kumlar gibi dağılıp yittik. Sen de savaşmayı bırak. Ne gerek var böyle kahramanlıklara? Biz ölüyoruz. Yani ben -usta beyin- ölüyorum da seni bilemem. Komuta ettiğim diğer organlardan haber alamıyorum. Bir komutan için istihbaratının çöktüğünü gösteren resimdir bu. Mide acıkmıyor, damak susamıyor, burun kötü kokular almıyor. Ten hissetmeyi unuttu, gözler kendi çukurunda boğuldu. Karaciğer, balon gibi oldu. Bağırsaklar ise ters köşe. Diğerlerinin son halini söylemeye bile lüzum yok. Diğerleri mi? Sakatat, iliğe işlemiş zerzevat, eften püften, terden, kıldan ve kökten ibaret, işlevini yitirmiş bir yığın et torbası…”

Yorgunum Mitral Alıntıları

“Sen sen ol, bundan böyle kaldıramayacağın sırları sakın ola öğrenmeye yeltenme!”

“Uyuyorum uyanıyorum, ama hep aynı düşteyim. Gerçek hiç çıkmıyor karşıma.”

“Beni karşında görünce gözlerinde beliren kendimi gördüm. O zaman anladım bana vurulduğunu. İlk görüşte aşka inanmazdım oysa. Hele bu yaştan sonra…”

“Burada bir boşluğa kapı yaptılar beni Seyhan”

“Sırrı ortaya çıkınca vicdan mı yapmıştı? Onu aramayı düşünmüyordum… Ölü taklidi yapma sırası artık bana gelmişti.”

“Ne de olsa mumyalar da bir zamanlar insandı.”

“Söyle bana… Rüyalarında da yorulur mu insan?”

“Bol vaktin varken gez dolaş. Sen seversin gezmeleri. Fotoğraf çek gönlünce ama dikkat et, ölümüne susamış yılanlar uzanmasın önüne!”

“Acısını içine gömüp geçmesi muhtemel olan duyguların peşinden gitmeye karar verdi.”

“Burada insan delirmekle delirmemek arasında duruyor. Sen delirenden olma sakın!”

“Anlıyordum, bir yılan daha kabuğunu değiştirmekteydi.”

“Arsız sarmaşık. Kim dedi sana sınırı aş? Haddine mi?”

“Ben ki, sana gül bahçesi vadetmedim.”

“Buyursun akbabalar da gelsin.”

Yorgunum Mitral İncelemesi

Genellikle Akademik kitaplar okuyucusu olsam da arada şiir, roman, öykü̈ kitapları okuyarak zihnimi dinlendiriyorum. Yorgunum Mitral, günlük hayatta karşımıza çıkan olaylar inançla harmanlanarak yazılmış. Öykülerin hepsi ayrı ayrı güzeldi, ama “Habil ile Kabil” ve “Değirmen” öykülerinden çok etkilendim.  Öyküler düz yazı türünde olsa da şiirsel anlatım daha yoğun etkiler hissettirdi.  Daha önce okuduğum eserlerinden not ettiklerimi de yazarak noktayı koyayım.

*Erik Ağacı

“Bilmek lazım her şeyi İnsana acı verse de.”

“Bitmiş günlerimi ipe asıp, Her haliyle dışarda bıraktım Acıması yok zamanın…”

“Duvarlar kadar kırık, enkazdayım şimdi. Çokça saklardın benden tebessüm inceliğini.

“Gemiler gelir, gemiler geçer Yalnızlığım diz boyu.. Akıntılar saçlarımı sürükler Boğazı gözleyen penceremde.”

*Kuşları Uğurlama Sanatı

“Ve tıpkı Nazım’ın dediği gibi: “En fazla bir yıl sürer yirminci asırlarda ölüm acısı.”

“Şu dakikadan sonra acılarını içine gömüp yaşama kaldığı yerden devam edenlerden olacağım.”

*Sinekler de Uyur

“Bugün itibariyle tam bir yıl, üç ay ve on bir gün oldu senden ayrılalı.” Alışkanlıklarımın arasına senden ayrılmayı koyamadım.”

“Bir kuş, uçmak için başka bir kuşa ihtiyaç duymazken bir insanın yaşaması ve hayata tutunması adına başka bir insana sarılması niye?

“Kanaat demişken, hep hocalar kullanacak değil ya şu kanaat denen şeyi. Kanaat, azıcık düşünüp taşınabilen herkes içindir.”

“Herkes aynı geceyi yaşar ancak başka düşler kurar.”

“Aklın olmadığı yerde bence karakterinde önemi yoktur çünkü karakter, üstün, hadi üstünde demeyelim, normal bir akılla desteklenmedikçe bir anlam ifade etmez.

“İnsan, kendi ruhunun dışındaki inşaya şu veya bu şekilde alışır ama ya içindekine…”

“Kadınla erkek ayrıldı, ağladım. Kadınla erkek birleşti, yine ağladım. Yamalı bir yürek elimdeydi anladım.”

*Filler Ölüme Yalnız Gider

“Ömür sağlıkla güzel.”

“Kuru iftiralar en az sanrılar kadar zarar vericidir.”

“- Keşke kuş olsaydık- Niye kuş olalım? – En azından gökyüzü temel tutmuyor. Ne sırrı var ne de sınırı.”

Şehirlerin Sultanı İstanbul’un efsunlu güzelliklerini, inanç sarmalında şiirsel anlatımla yansıtan değerli arkadaşım Serpil Tuncer’e nice esere imza atması temennisiyle verimli çalışmalar dilerim.

Ayten Başabaş Dirier

 

İlgili İçerikler