0

DUVAR YAZILARININ MUCİDİ

KİM BU TAKİ?

 İnsanlar tarih boyunca dünyanın farklı bölgelerinde yazıyı kendilerini ifade etmenin bir yolu olarak kullanmışlardır. Sevgi, aşk, mutluluk, üzüntü, destekledikleri spor takımları, sanat akımları veya siyasi görüşleri gibi hayatlarında önem taşıyan birçok şeyi yazıya dökerek yansıtmışlardır. Sıralı kitapların süslediği kütüphaneler, ardı ardına baskı yapan kitaplar hep bunlarla doludur. Ancak sokakta yürürken, bir yer altı çarşısından geçerken, parklarda, otobüs duraklarında sprey boyayla ya da kocaman harflerle yazılmış bir duvar yazısı önümüze çıkıverdiğinde şaşırıveririz, çünkü yazı, olması gereken yerde değildir. Kâğıttan çıkmış, amacını aşmıştır. İster istemez bu yazıları okuyuveririz. Bu yazıların altındaki imzalar da son derece gariptir. Genelde birkaç belirsiz harf ya da bir rumuz, bu yazıların sahibini işaret eder. Yazarı için büyük bir anlam ifade eden duvar yazıları dışarıdan bakan kişiler için anlaşılması zor veya sıradan görünebilir.

Ücra bir kasabada ya da sayısı üç beş hane ile gösterilen köylerde duvara yazılmış bir yazıya rastlamaz insan çünkü duvar yazılarının resmi mekânı günümüzün modern şehirleridir. Hele hele metropoller, metro istasyonları, garların karanlık koridorları ve işlek caddelerin ışıklı bulvarları duvar yazıları için sonsuz kaynak sunar insana

İyi de insan neden durup dururken duvara yazı yazar? Nasıl bir dürtünün veya büyünün etkisi altındadır ki duvara yazı yazma ihtiyacı hissetsin?

Gerçekte duvara yazı yazmak, bireyin karmaşık günlük yaşam içerisinde kendine bir anlam oluşturma ve sesini duyurma çabasıdır. Toplumsal düzenin ve kuralların içinde sıkışmış hissetmek, şehrin yoğunluğu içinde görünmez olmak, duygularını anlatma ihtiyacı duymak ya da başkalarının dikkatini çekerek varlığını hissettirmek, insanları duvarlara yazı yazmaya yönelten temel nedenlerden bazılarıdır. Bu bağlamda duvarlar, insanların düşüncelerini, duygularını, yaşadıklarını yansıttıkları, onları yargılamadan kabul eden sınırsız ifade alanlarıdır. Şehirlerin her köşesinde geçmişin izlerini taşıyan duvarlar, toplumun hafızası gibi çalışır.  Duvarlar bir anlamda açık kamusal alanlardır. Bu yazıları kamusal alanlara izinsiz şekilde bırakılan bireysel düşünce ve duygularının bir yansımaları olarak değerlendirebiliriz.

Duvar yazılarının sanattaki karşılığına grafiti denir. Kelime kökeni İtalyancada (kazınmış yazı/çizim) anlamına gelen grafiti, insanların kamusal alanlarda (duvar, köprü, tren, bina yüzeyi gibi) yazı, çizim, sembol veya görsel ifadeler aracılığıyla düşüncelerini, duygularını ve mesajlarını aktardıkları bir sanat ve ifade biçimidir.

Grafiti çoğunlukla bireylerin kendilerini görünür kılma, toplumsal olaylara tepki gösterme, bir görüşü savunma, kimlik oluşturma ya da estetik bir çalışma ortaya koyma amacıyla gerçekleştirilir. Sadece yazıdan oluşabileceği gibi; harf tasarımları, karakter çizimleri, semboller ve karmaşık görsel kompozisyonlar şeklinde de olabilir. Duvar yazıları kimi zaman yalnızca yazan kişinin anlayabileceği sembollerle, kimi zaman ise belirli bir kişiye veya gruba yönelik anlam taşıyacak şekilde oluşturulur. Böylece bu yazılar yazarının kimliğini saklamasına olanak sağlarken okuyucuda da merak uyandırarak farklı anlamların ortaya çıkmasına neden olur. Bu nedenle duvar yazıları, yalnızca bir mesaj aktarma aracı değil; aynı zamanda gizlilik, kimlik ve anlam arayışının birleştiği bir iletişim biçimidir.

Bir anlamda isyan sanatı olan duvar yazılarını okumak, zihinlerde bir tepki oluşturur. Bazen bu tepki yalnızca düşüncede kalmaz; kişi bir kalem ya da boya alarak kendi görüşünü aynı duvar üzerinde ifade etmeyi tercih eder.

Peki duvara yazı yazmak ilk kimin aklına gelmiştir?

Her şey 1969 yılında gerçek adı Demetrius olan bir Yunanlının yaşadığı Manhattan’ının duvarlarına birçok Yunan isminde kullanılan bir kısaltma olan “Taki” adını ve yaşadığı sokağın numarası olan “183” rakamını birleştirerek “TAKI 183 yazısını yazmasıyla başlar.

Taki farklı kültürlerden insanların yaşadığı bir mahallede büyümüştür. Bir gün arkadaşı Phil, Inwood bölgesinde yaşayan Julio 204 isimli bir gencin kendi adını ve yaşadığı sokak numarasını duvarlara yazdığını anlatmıştır. Bu fikir Taki ve arkadaşlarının ilgisini çekmiş ve onlar da kendi isimlerini yazmaya başlamışlardır.

1970 yılında Taki, Manhattan’daki okuluna giderken kullandığı metro hattı boyunca istasyonlara ve çeşitli noktalara kendi imzasını bırakmaya başlamıştır. O dönemde şehirde görülen seçim afişleri ve reklam etiketlerinden etkilenerek, insanların dikkatini çekmek için benzer bir yöntem kullanmıştır.

Taki, okul döneminin ardından kurye olarak çalışmaya başlar ve iş gereği bulunduğu noktalarda da kendi imzasını bırakmaya devam eder. Manhattan’ın kuzeyinde bulunan Washington Heights bölgesinde yaşayan Taki’nin basit imzası, bir gazetecinin dikkatini çeker.  21 Temmuz 1971’de The New York Times gazetesinde hakkında bir haber yayımlanır ve “TAKI 183” büyük bir üne kavuşur. Hakkında zamanla çeşitli söylentiler ortaya çıkar ve TAKİ şehir efsanesine dönüşür. Bu haber, grafiti kültürünün şehir sınırlarını aşarak kamuoyunun dikkatini çekmesinde önemli bir dönüm noktası olmuştur.

Taki 183’ün yaptığı çalışmalar, günümüzdeki büyük ölçekli grafiti eserlerinden farklı olarak çoğunlukla yalnızca isim ve imza biçimindeki taglerden oluşuyordu. Ancak onun sürekli olarak şehir içinde kendi izini bırakma yöntemi, birçok gence ilham verir. Ardından pek çok kişi kendi takma adlarını duvarlara, trenlere ve kamusal alanlara yazmaya başlar.

Taki 183’ün önemi, yalnızca yazdığı isimlerden değil, şehir mekânını bireysel ifade alanına dönüştüren grafiti kültürünün yaygınlaşmasına öncülük etmesinden kaynaklanır. Onun ardından gelişen tag kültürü, zamanla daha karmaşık harf stillerine, büyük duvar resimlerine ve günümüzde “street art” olarak tanımlanan geniş bir sanat alanına dönüşür.

Taki 183’ün ardından birçok genç, tanınmak ve kendi izlerini bırakmak amacıyla sokaklara isimlerini ve takma adlarını yazmaya başlar. Başlangıçta kalemlerle yapılan bu çalışmalar zamanla sprey boyaların kullanılmasıyla daha büyük ve görsel açıdan etkileyici hâle gelir. Böylece grafiti sanatçıları kendi stillerini geliştirmeye başlar; özgün yazı biçimleri, semboller ve karakter tasarımları ortaya çıkar.

İlk dönemlerde duvarlarda çeşitli hikâye karakterlerinin çizimleri görülürken, ilerleyen yıllarda hip-hop kültürünün etkisiyle şapkalı, bol kıyafetli ve sprey boya kullanan rapçı figürlerini yansıtan görseller yaygınlaşır. Bu çalışmalar çoğunlukla izinsiz olarak tren istasyonları, metro vagonları ve boş bulunan kamusal alanlarda gerçekleştirilir. Ancak Taki bu gelişimin içinde aktif olarak yer almaz, bir süre sonra grafiti yazmayı bırakır. Eğitimine devam eder, farklı mesleki alanlarda çalışır ve ailesini kurar. Buna rağmen, onun şehir duvarlarını bireysel ifade alanı olarak kullanması, günümüzde devam eden grafiti kültürünün temel taşlarından biri olarak görülmektedir.

Graffiti hareketinin gelişmesinde farklı gruplar ve sanatçılar önemli rol oynamıştır. Ex Vandals ilk graffiti gruplarından biri olarak kabul edilirken, graffiti bombing hareketinin 1960’lı yıllarda Philadelphia’da Cornbread ve Cool Earl gibi isimlerle başladığı belirtilmektedir. 1970’lerin ortalarına gelindiğinde grafiti, New York’un birçok bölgesinde görünür hâle gelmiş ve farklı sanatçı topluluklarının ortaya çıkmasına zemin hazırlamıştır. Lee Quiñones, özellikle metro vagonlarına yaptığı büyük ölçekli çalışmalarıyla dönemin en tanınmış graffiti sanatçılarından biri olmuştur.

Zaman içerisinde graffiti grupları çoğalmış, yeni sanatçıların yetişmesi için çeşitli etkinlik ve programlar düzenlenmiştir. 1990’lı yıllarda graffiti kültürü daha da güçlenmiş ve ilk dönem sanatçılar, sonraki nesiller üzerinde önemli bir etki bırakmıştır. Günümüzde şehir duvarlarında görülen birçok çalışma, bu ilk graffiti sanatçılarının yarattığı kültürel mirasın devamı niteliğindedir.

Deniz Saygın

 

 

 

İlgili İçerikler