BİR DİL OLMALI Geldiğimde Eskiyen bir zamanın bekçisi Olarak görmek istemez gözlerim Tarifini yap zamanın Eskiyeyim o zamanlarının birinde Bir yılı anlat mesela Mesela...
HAÇLI RUHU HİÇ SÖNMEDİ
Siz hâlâ Orta Doğu’daki gelişmelerin siyasi birer hamle olduğunu mu sanıyorsunuz? Hayır!.. Bu geçmişte olduğu gibi siyonların tetiklediği bir Haçlı Savaşı’dır. Batı her milenyum (bin) ve asır (yüzyılın) başında bunu yapar.
Bin Yıl Önce
Türkler’in Orta Doğu ile ilişkiler kurması ve başka dinlere hoşgörülü yönetimiyle başlayan Türk-İslâm Rönesansı, Selçuklular Döneminde doruk seviyeye ulaştı. Kültür, bilim ve sanat alanında Asya’nın kandilleri denilen çok yönlü âlimler yetişti. Bu gelişmede Süryani ve Ermeni bilginlerin tercümelerinin de önemli katkısı oldu. İpek ve Baharat Ticaret Yollarının aynı coğrafyada bulunması ekonomiyi de şahlandırdı.
O sırada Skolastik düşüncenin esir aldığı Avrupa her yönden karanlık bir dönemdeydi. Papazlar ve Derebeyleri toprakların egemeni olup, halk esirden farksız bir yaşam sürüyordu. Kralların etkisi çok azdı. Kudüs’e giden Hacılar, dönüşte Doğu’nun 1001 Gece Masalını andıran yaşantısı ve zenginliğini ballandıra ballandıra anlatınca, hayalleri İslâm diyarı ve Doğu Roma zenginliği süslemeye başladı.
Türkler’in 1071 Malazgirt Zaferi’nden sonra tekrar eski yurtları Anadolu’ya gelip yerleşmeleri ve on yıl içinde Adalar Denizi ile boğazlara dayanmaları Doğu Roma İmparatorluğu’nu ürkütürken, Avrupalılar ellerini ovuşturmaya başladı. O ana kadar düşman olan Ortodoks Doğu Roma, Katolik Avrupa’dan Türkleri Anadolu’dan atmak için yardım isteyince, Avrupa’nın bütün açları gönüllü oldu. 1096’da harekete geçen yarım milyondan fazla Haçlı Ordusu Anadolu Selçuklu Sultanı I.Kılıç Arslan, Danişmentliler ve Artuklular tarafından Dorileum/Eskişehir Savaşı ve gerilla taktiğiyle toprağa gömülürken, içlerinden 50 bin kişi 1099’da Kudüs’e vardı. İlk işleri şehirdeki tüm Müslümanlar ve Yahudileri kılıçtan geçirmek oldu.
Urfa’da kontluk, Antakya’da prenslik, Kudüs’te krallık kuran Haçlılar, Selâhaddin Eyyübî’nin Kudüs’ü ele geçirdiği 1187 yılına kadar Orta Doğu’yu sömürdüler. Bunda Büyük Selçuklu İmparatorluğu’nun yıkılmış olması ve yerini alan devletler arasında birliğin sağlanamayışı etkili oldu. Haçlılara karşı ilk zaferi 1119’da Artuklu İlgazi ve Tuğtekin Harran/Afrin Savaşı’nda kazansa da gerisi gelmedi. Yaklaşık 200 yıl süren Haçlı Seferleri’nin sonuncusu 1272 de düzenlense de Akka şehrinin 1291’de Memlûklerin eline geçmesiyle Orta Doğu’nun kâbusu sona erdi.
Haçlılar yağma ve talanla zenginliklerin yanı sıra kültür alanındaki tüm gelişmeleri Batı’ya taşıdılar. Bu sayede Avrupa’da krallar siyasî birliği sağladı, Skolastik düşüncenin yerini Hümanizm aldı, ekonomi güçlendi. Özellikle Haçlıları taşıyan İtalya liman şehirleri Venedik ve Ceneviz güçlenerek asırlar boyu Akdeniz ticaretine egemen oldular.
Doğu Roma ise Türkler için kazdığı kuyuya düştü. IV. Haçlı Seferi başkent Konstantiniyye/ İstanbul’da sona erdi. Dünyanın en zengin şehri İstanbul haftalarca yağmalanarak, tüm zenginlikleri Avrupa’ya taşındı. İmparatorluk ailesi Komnenoslar canını zor kurtarıp İznik’te Rum, Paleologos soyu ise Trabzon’da Pontus Rum İmparatorluğu kurdular. İznik’tekiler Türkler’in yardımıyla 1261’de İstanbul’u geri alıp Lâtinleri kovdular. Trabzon’dakiler ise Fatih dönemine kadar varlığını korudu.(1461)
İlk Haçlı Seferleri tetikleyicisi Doğu Roma ve hedefindeki Orta Doğu’da her şeyi altüst ederken; Avrupa siyasî, sosyal ve ekonomik yönden önemli hamleler yaparak ilerledi. Orta Doğu’dan ve 1492’de yıktıkları Endülüs’ten edindikleri bilgileri harmanlayarak sırayla Hümanizma, Rönesans, Reform, Aydınlanma ve Sömürgecilikle dünyanın hâkimi oldular. Bu gelişmede gittikleri her ülkeden kovulan Yahudi bilginlerinin çok olması düşündürücü olsa da, Moğol istilâsında bunların kurtardıkları eserleri yanlarında götürdükleri kuşkusuzdur.
Haçlı Seferleri’nin yıkım ve yaralarını sarmaya çalışan Orta Doğu, 1243 yılından itibaren Doğudan gelen Moğol istilâsıyla daha büyük bir felâket yaşadı. Anadolu ve bütün Orta Doğu vahşi bir kırıma uğradı. Direnenler korkunç işkencelerle yok edilirken asırlara kandil olan eserler Dicle-Fırat nehirlerine atılarak yok edildi, başta Dar’ül Hikme olmak üzere çağlar boyu eserleri barındıran kütüphaneler yakıldı. Bu işgal her yönden Türk-İslâm ülkelerini altüst ederken, geleceğe ışık tutan birikimi yok etti. Kısa bir süre sonra Müslüman olan Moğollar yaptıklarına pişman olsa da, Arapların Türkistan’a ilk girdiklerinde yaptıkları korkunç katliamların öcünü aldıklarını söylemekten çekinmediler. Eden bulur…
*Moğolların kurdukları Türk Devletleri önce ulaşım ve ticarette güvenliği sağladı. Bu sayede Avrupa’dan Çin’e kadar ekonomi güçlendi, ama bilim durakladı. Elde kalan verilerle Timur ve Osmanlılar döneminde Astronomi çok gelişse de siyasal çekişmeler ve savaşlar nedeniyle diğer bilimler ilerlemedi.
Osmanlı İmparatorluğu bu iki felâketin ardından doğdu ve yüzünü Batı’ya çevirdi. Bu yönelişte savaşları Anadolu’dan uzaklaştırma insiyakı vardı. Doğu’dan gelen saldırıları halledip hep Batı’ya yöneldi. Böylece 1900’lere kadar Batı Dünyası Orta Doğu’ya saldıramadı, savaşlar hep Avrupa’da oldu. Batılılar hem Ortadoğu hem Endülüs’ten elde ettikleri eserleri kullanıp uygarlıklarını ilerlettiler. Ortadoğu’yu rahat bırakmalarının bir sebebi de Coğrafî Keşiflerle sömürgeleştirdikleri Amerika, Hindistan, Afrika ve Avustralya kıtalarının zenginliklerini Avrupa’ya taşımakla meşgul olmalarıydı. Bu taşıma Sanayi Devrimi ile hammadde temini işlenmiş ürün satışı olarak iki yönlü olunca, kestirme yolların gerekliliği, dolayısıyla Osmanlıların Akdeniz kıyısındaki topraklarının önemi arttı. Sıcak denizlerde gözü olan Rus Çarlığının saldırılarından yararlanıp Osmanlılara yanaştılar ve yardım amacıyla savaşmadan topraklarına yerleştiler. 1869’da açılan Süveyş Kanalı Avrupalılar için hayati bir önem taşıyordu. İngilizler bu yolun güvenliği için art arda Mısır ve Kıbrıs’a yerleştiler.
Birliğini 1870 ve 1871’de tamamlayan İtalya ve Almanya sömürgecilik yarışına katılıp Osmanlılar ile dost olunca Üçlü İttifak ve Üçlü İtilâf Blokları ortaya çıktı. Hepsinin hedefi Osmanlı topraklarıydı. Aynı yere göz dikenler arasında, ortada görünmeyip İngilizlerin gölgesinde çalışan, gittiği her ülkeden fesatlıkları nedeniyle kovulan Yahudiler de vardı.
110 Yıl Önce
Avrupa Devletleri arasındaki ekonomik yarış 1914’te başlayan ve 4 yıl süren I. Dünya Savaşı’nın temel nedenidir. Siyasî ve sosyal olaylar yan etkenlerdir. Savaşın temelinde sanayi için hammadde temini ve işlenmiş ürünlerin satışı için yeni yerler edinme yer alır. Almanya safında yer aldığı için Osmanlı İmparatorluğunu parçalamaya kararlı olan İngilizler, gizli anlaşmalarla Osmanlı topraklarını dostları arasında paylaştırdı.
İngilizler Çanakkale Savaşlarında bir yıl uğraştığı halde başarılı olamayınca Osmanlıyı Güneyden vurmaya kalkıştı. Casusları aracılığıyla Arapları bağımsızlık vaadiyle isyan ettirip Osmanlı ordusunu arkadan vururken, Kût’ül Amare’de ağır yenilgiye uğrayan tüm birlikleri esir düştü.
Çanakkale’de Katırcı Birliğiyle onlara çok iyi hizmet eden Yahudilere efsanelerde yaşayan Arz-ı Mev’ud (Vadedilen Topraklarda) İsrail Devleti sözünü vererek, Filistin-Suriye Cephesinde 5.Kol olarak kullandı. Osmanlıların tüm tedbirlerine rağmen iş işten geçtikten sonra 1917’de çözülen NİLİ Teşkilâtı ve ondan eski Hashomer Cemiyeti üyeleri, özellikle Osmanlı subaylarına dadanan kadınlara İngilizlere istedikleri tüm bilgileri taşıdılar.
General Allenby/El Nebi, Filistin Cephesinde Osmanlı ordusunu bozguna uğrattığı Nablus (Armogeddon) Savaşı’nın taktiğini NİLİ’nin sağladığı istihbarata göre oluşturdu. Savaş sonunda İngilizler kendilerine zaferin anahtarını sunan NİLİ casuslarına her fırsatta şükranlarını sunsa da Yahudiler savaş sonrasında umduğunu bulamadı. Ermeniler gibi büyük sürgünden korkan Yahudiler, bu kez Osmanlı yıkıldığı için paçayı kurtardı. NİLİ elemanları idam ve sürgün cezalarını alarak dağıtıldığı gibi hayalleri de gerçekleşmedi.
İzmir’in İşgali Emsal Oluşturmaktı
- Dünya Savaşı’nın Barış Görüşmeleri 1919’da Paris’te başladığında; İngilizler savaş sırasında yaptıkları gizli anlaşmaları uygulamaya başladılar. Wilson ilkelerine ters düşmemek için tazminat yerine ‘savaş onarımı’, ‘manda/himaye sistemini getirerek sömürgeciliği maskelediler. Ekonomik çıkarlarına göre masa başında cetvelle çizdikleri devletçiklerin başına Haşimi soyundan kukla krallar oturtarak istedikleri gibi yönlendirdiler.
Zaferi kazanmalarını sağlayan Yahudiler için emsal bir karar çıkartarak, daha önce İtalya’ya bıraktıkları İzmir’i Yunanlılara verip 15 Mayıs 1919’da işgal ettirdiler. Oysa Truva Savaşları dışında İzmir hiçbir zaman Yunanlılara ait olmamıştı. İşgale karşı sıkılan ilk kurşun, Millî Mücadele’nin kıvılcımı oldu ve 3 yıl, 3 ay, 25 gün sonra İzmir kurtarılarak emsal olması önlendi.
Balfour Deklarasyonu ve tüm çabalara rağmen yetersiz nüfus nedeniyle İsrail’i kuramadılar. NİLİ teşkilâtının yerini alan Hashomer Cemiyeti ve Siyonistler, Filistin’e Yahudi göçünü teşvik ederek, göç etmek istemeyenlere şiddet uyguladılar. Rahatça kimlik değiştirdikleri için yönetimlere sızarak, ABD’de Ekonomik Buhran çıkınca oraya taşınıp fırsatları değerlendirerek, II. Dünya Savaşı’nın çıkmasını sağladılar. Savaşta uygulanan soykırımda aslında öldürülenler Yahudi asıllı değil, Hazar-Kuman bakiyesi Musevi Türklerdi. Yahudi asıllılar can havliyle Filistin’e göç ederek, sığıntı oldukları yerleri şiddetle ele geçirdiler. Savaş bittikten sonra 1948’de Arz-ı Mev’ud/Vadedilen topraklarda bağımsız İsrail Devleti’nin kurulmasını sağladılar. O günden bugüne Filistin’de sürekli genişleyerek, savaşlar çıkararak mazlum rolü oynadılar. ABD’de ise dostça geçinerek kılcal damarlara sızıp tehdit ve şantajla istediklerini yaptırmaya başladılar.
Eden Bulur
Araplar bağırlarına sokulan bu hançerden ne zaman kurtulmak isteseler ABD ve İngiltere karşılarına dikildi. Osmanlı yönetiminde o topraklarda kurt ile kuzu yan yana huzur içinde yaşarken, nankörlüklerinin cezasını daha çok çekecekler. İsrail’den korusun diye servetlerini ödedikleri ABD onların çıkarına değil, kendi çıkarına bakıyor. Ne zaman sıkışsa Orta Doğu’da fırsatları değerlendirip, sürekli genişleyen İran’a sataşmaya başladı. 40 yıldır ABD’yi İran’a saldırtmak için uğraşan İsrail, yöneticileri Epstein sapığının kucağına düşen yöneticilere istediğini yaptırıp, sonunda Müslümanların kutsal ayında savaş çıkarttı. ABD’nin boyun eğmesinin nedeni ekonomik yönden çöküşün başladığını örtbas etmek ve kendisine rakip olan Çin’in enerji kaynaklarını keserek güçlenmesini önlemektir.
Savaşın ilk günü İran’ın 48 üst yöneticisini yok ederek çökertme plânları işe yaramadı. Çünkü karşılarında 300 yıllık değil binlerce yıllık devlet geleneğine sahip, sinsi ve kurnazlığıyla ünlü İran var… Yine de vekil güçlerle Orta Doğu’da döktüğü kanlar ve 1941’de Ruslarla anlaşarak yuttuğu Güney Azerbaycan’ın ahı yanında kalmadı.
Süreç ve gelişmeler III. Dünya Savaşı’nı işaret etse de, Avrupa Devletleri ve Dünyanın her yerinde başlayan protestolar, kendi aralarında savaşacaklarını işaret ediyor. Yine de temkinli ve hazırlıklı olmak gerekir. Çünkü Avrupa’da da ekonomi resesyona girmiş durumda ve İsrail savaşı yaymak için tüm kalleş kozlarını kullanmakta…
“Hazır ol cenge, eğer istersen sulh ü salâh…”
Ayten Dirier
