0

OKUMAK, YAZMAK VE TARİHE NOT DÜŞMEK

Çağımızın vebası; okumadan yazmak, anlamadan okumaktır.[1]

Okumak nefes almak, yazmak ise su içmek gibidir. Okumanın ve yazmanın tadını tatmayan; onların derin denizlerine açılmayan, yüzüne çarpan kocaman dalgalara aldırmadan soğuk suların böğrüne kulaç sallamayan insan bunu bilemez. Limandan bir kez demir alıp hülyalı denizlere yelken açan, Zümrüdüanka kuşunun sesinin tınısını duyan, bedenini okşayan, hafif hafif meltemleri hisseden, biraz yosun, biraz ıhlamur, biraz da papatya kokusunun sindiği okyanus esintisinin o kendine has kokusunu hisseden, bir daha ondan vazgeçemez. Sürekli bir fırsatını bulup okumak ve yazmak ister. Kimi zaman kulağına taktığı kulaklıkla bu dünyadan başka dünyalara gider. Kimi zamansa kendini bir odaya kapatır, oturduğu koltuğun emniyet kemerini sıkıca bağlayıp, koltuğa yapışır ve uzay mekiğiyle galaksinin bilinmeyen gezegenlerine varmanın korkuyla karışmış heyecanını yaşar.

Elbette yazmanın yolu okumaktan geçer. Okumayan insan yazamaz; yazsa da ortaya çaresiz hastalığa tutulmuş, cüzzamlı eserler ortaya çıkarır. Günümüzde bu şekilde yazan ne kadar çok olsa da esere şöyle göz ucuyla bakmak bile yazanı ele verir.

Okunan her metinle, damla damla dolan insan, boşalmak için kâğıt ve kalem arar. Bu artık onun için bir ihtiyaç, hatta vazgeçilmezdir. Bu anlatılmaz; ancak yaşanır. Zaten anlatılsa da lezzetini tatmayan biri, ne söylendiğini asla anlayamaz.

Okumak ve yazmak etle tırnak gibidir; hiç kimse onları birbirinden ayıramaz. Tek fark yazmayan birinin okuyabilmesi; fakat okumayanın asla yazamayacağıdır. Tabii şu an okumadan yazan/yazdığını zanneden bir sürü insan bulunmaktadır. Yazdıkları, aslında hiç okumadıklarının açık delilidir: özensiz sözcükler, havada kalmış ifadeler, düştüğü yerden kalkamayan cümleler, kopyala-yapıştırdan ibaret satırlar…

Tabii okumanın birlere düştüğü, istatistiklere göre altı kişinin birleşerek yılda ancak bir kitap bitirebildiği, okumayan bir toplumda bunun fark edildiğini/önemsendiğini söylemek biraz komik olur.

Düşünmek, sorgulamak, empati kurmak, eleştirmek, eleştirilmek, eleştirilmekten korkmamak, haksızlık yapmamak, haksızlığa göz yummamak, sessiz kalmamak, ahlaklı ve iyi bir insan olmak, yanlış yapmak ama yanlışı tekrarlamamak, dürüst olmak… Tüm bu erdemler okumakla ve düşünmekle mümkündür. Biz okuyarak dolar, yazarak zaman denilen değirmenin çarklarının arasından bir şeyler kurtarırız. Andre Gide’ın dediği gibi:

 “Anı yazmak, ölümün elinden bir şey kurtarmaktır.”

Ne yazık ki okumak ve yazmak toplumumuzdan pek kıymet görmemektedir. Oysa her ikisi de hava ve su gibi ihtiyaçtır. Biz yetişkinler, işe önce kendimizden başlayarak okuma ve yazma seferberliği başlatmalı ve çocuklarımıza örnek olmalıyız. Hepimiz ufak bir günlük, ajanda ya da kenara atılmış bir defteri aşarak bugün itibariyle bir şeyler yazmaya başlamalı ve tarihe bizden bir not düşmeliyiz.

Çocuklarımız, torunlarımız 21 yüzyılın aralığından bir sahne görmeli ister soğuk geçsin ister sıcak, istersen lapa lapa kar yağsın… İster yüzlerde belirecek tebessüme, isterse gözlerden süzülecek birkaç damla yaşa sebep olsun.

Yaşananlar, yazılanlarla sonraki nesillere ders olsun.

Yeter ki aynı yanlışlar yapılmasın.

Yeter ki aynı acılar yaşanmasın.

Vesselam.

Serkan Uslu

[1] Murat Batmankaya / Aydınlık Kitap

İlgili İçerikler