0

YARIM

Hiçbir zaman olmak istediğimiz şarkıda olamadık. Ya zamanın aralıklarında sıkıştık ya da geçmişin ötesinde kaybolduk. Adımıza yazılmış bir paragraf bile yoktu bu hayatta; belki de hiç olmayacaktı. Biz, söylenmiş bir efsanenin unutulmuş cümlesiydik yalnızca; yarım kalmış, eksik, tamamlanmamış bir hikâye.

Yalnızlığımızı kimse görmedi, çünkü gerçekten yapayalnızdık. Hayatın tam ortasında durduk, öylece… Yıllarca ölümü bekledik nefes alır gibi, yaşar gibi; aslında tükenerek. Sevgiler geçti içimizden, yanılgılar geçti. Baharlar gelip gitti umarsızca; bizse eksik bir pusulanın gösterdiği yollarda savrulduk. Her şey eksikti, her şey yarım. Yalnızlık, insana var olmanın anlamsızlığını sırtlatıyordu. Her şey eksikti, her şey yarım.

Ben yıllardır bu yükle yürüyorum. Hiç kimsem olmadı ki…İçimde biriken sıkıntıyı nereye döksem bilemedim, çünkü anlatacak kadar yakın hiç kimse olmadı. Zaten kim anladı ki duygularımdan? Bu yüzden sustum hep. Sustum ve saklandım: duygularımdan, kendimden, yaşadıklarımdan. İçimde büyüdü her şey; öyle büyüdü ki artık taşımak imkânsız hâle geldi. Bazen öfkeyle kusmak istedim içimdeki karanlığı… ama olmadı. Hiçbir şey dışarı çıkmadı. Yapayalnız olmayan insan var mı gerçekten? Ben en çok onlara imreniyorum… Çünkü onlar, eksiksiz bir cümlenin içinde doğmuş gibi duruyorlar. Benim cümlem hâlâ yarım. Ne bir nokta koyabildim sonuna ne de devamını getirebildim. Her harfi eksik, her kelimesi yorgun bir hikâye gibi kaldı içimde. Bazen bir virgül kadar duruldum, bazen bir ünlem kadar taştım kendimden. Ama hiçbir kelime beni tamamlayamadı.

Zaman üzerimden geçen bir tren gibiydi. Biletim vardı ama ineceğim durağı unuttum. Her istasyonda biraz daha sustum, biraz daha unuttum kim olduğumu. Kendime dönmek istedim bir ara, ama yol çoktan kapanmıştı. Kapılar pas tutmuş, pencereler karanlığa dönmüştü.

Artık aynalara bile bakamıyorum. Yüzüm tanıdık ama içim yabancı. Birinin gözlerinde kendimi bulmak isterdim, ama kimsenin gözünde yerim yoktu. Belki de ben, hiç kimsenin hikâyesine sığmayacak kadar kırık bir yan cümleyim.

Bazen düşünüyorum; yalnızlık doğuştan bir kader mi? Kimimiz eksik doğarız sevgiden, ilgiden, dokunuştan. Sonra yıllar geçer, eksikliği tamamlayacak bir el ararız, ama eller hep başka ellere uzanır. Bizse, kendi karanlığımızda yankılanan sessiz bir nefes oluruz sadece.

Yine de her sabah uyanıyorum; belki bugün biri beni anlar diye. Belki biri, eksik cümlemin sonuna bir kelime koyar diye… Ama olmuyor. Her gün aynı sessizliğin içinde, aynı eksik cümlenin başına dönüyorum. Benim cümlem hâlâ yarım. Ne bir nokta koyabildim sonuna ne de devamını getirebildim. Her harfi eksik, her kelimesi yorgun bir hikâye gibi içimde kaldı.

Gece yarısı. Ilık bir yaz akşamı. Şehrin bütün gürültüsü çoktan sustu, yalnızca rüzgârın balkon demirlerine çarpan yumuşak sesi kaldı geriye. Sokak lambasının sarı ışığı yüzüme vuruyordu ne tam aydınlıktaydım ne karanlıkta. Tıpkı hayat gibi arada bir yerdeydim. Elimde soğumuş bir fincan çay, önümde sessiz bir sokak… Rüzgâr saç tellerimi usulca savururken, sanki geçmişi de beraberinde götürüyordu. Ama gitmiyordu hiçbir şey, ne acılar ne kelimeler ne de yarım kalan duygular. Her biri, bir yerlerde takılıp kalmıştı tıpkı ben gibi.

Balkonun demirlerine yaslandım, başımı kaldırıp gökyüzüne baktım. Yıldızlar, birer noktaydı yarım cümlemin üstünde. Her birine baktıkça içimden bir şeyler eksiliyordu. Yalnızlık artık bir duygu değil, içimde kök salmış bir varlıktı. Hayatın anlamını arıyordum ama belki de anlam hiç var olmamıştı. Belki insan anlam ararken kendini kaybediyordu. Ben de öyleydim; kendimi bulmak isterken daha da uzaklaştım kendimden. Rüzgâr yanağıma çarptığında bile, sanki bir yabancının dokunuşu gibiydi. Bir an, sokak lambasının altında yürüyen birini gördüm. Yavaş adımlarla geçip gitti önümden. “Belki o da benim gibidir,” diye geçirdim içimden. Belki o da kendi yarım cümlesini tamamlamaya çalışan bir yabancıdır bu şehirde. O an anladım: yalnızlık bir eksiklik değilmiş aslında. Yalnızlık, tamamlanamayanların sessiz sığınağıymış. Ben o sığınakta yıllardır oturuyorum; balkonumda, ılık bir yaz gecesinde, sokak lambalarının gölgesinde, kendimi bulmaya çalışıyorum… Ve hâlâ yarım kalıyorum.

Rüzgâr biraz daha serinledi. Balkonun demirlerine düşen sarı ışık yavaşça soluyordu. Sanki gece beni içine alıp susturmak ister gibiydi. Birden içimde o tanıdık sızı yükseldi; yıllardır dokunamadığım, konuşamadığım bir anı… Gözlerimi kapattım ve birden o yaz akşamına döndüm.

Başak Esma Arık

İlgili İçerikler