ÖRTÜ Nehrin öte yamacında Eşsiz çiçekler boyun büker… Ayaklarımı dağlayan buz denizler Yolunmuş bir dal Mıhlanarak kalakalmış izlenceler Kendilerine yol kurmuş taşlık geçitler…...
HAYAT BİLGİSİ
Kadın, bir zamanlar okuduğu ilkokula uzunca bir süre baktı. Hüzünlendi. Ağlamamak için kendini zor tuttu. Birden:
“Ben öğretmen olacaktım! Ben öğretmen olacaktım!” diye bağırmaya başladı. Tam kırk yıl, bir yaz bir güz geçmişti. Öğretmeni Nihal Hanım 19 Mayıs’ta annesine:
“Ayşe kızımız öğretmen olacak, Türkan Hanım.” diye söylemişti. Ayşe’nin dersleri bütün pekiyiydi.
Hayat Bilgisi: 5
Matematik: 5
Resim İş: 5
Müzik: 5
19 Mayıs’ta karnesini alan Ayşe sevinçten uçuyordu. Öğretmen olacaktı. Bir fabrikada işçi olan babası da Ayşe’nin öğretmen olma kararını sevinçle karşıladı. Baba mutlu, anne mutlu, kız mutlu, bütün mutluluklar… Ayşe yaza doğru kitaplarını, defterlerini, kalemlerini bir kenara bırakarak beyaz bir kelebek gibi koşmaya başladı. Yaz çocuklara yeni bir mevsim, yeni bir ülke olarak kapılarını açıyordu. Yazda beyaz kelebekler, kahverengi kelebekler vardı. Şehirde sokaklar, caddeler, parklar, araçlar, uğultular vardı. Şehir bir kent miydi, yoksa kent bir şehir miydi? Çocuk Ayşe henüz bunları ayırt edemiyordu.
“Anne bak kuşlar. Kuşlar ne güzel değil mi anne? Kuşlar ne güzel uçabiliyorlar… Güvercinler beyaz, kargalar kara. Anneciğim siz kargalara “karakarga” mı derdiniz? Her şey bembeyaz olsa, masmavi olsa… Şu kül rengi bulutlar…”
“Karakarga mı? Doğru, biz kargalara karakarga, saksağanlara alakarga derdik. Biz çocukken çok geniş yazlar vardı. Yazlarda serin rüzgârlar, ağaçların hışırtısı… Renkler Allah’ın bir hikmeti, bir lütfu. Bizim bahçelerimiz, bağlarımız vardı. Sonra babanla şehre göç ettik.”
“Baba, çiçeklerin, güllerin renkleri ne kadar güzel değil mi? Beyaz güller, kırmızı güller, mor çiçekler… Kahverengi, sarı, yeşil… Saymakla bitmez.”
“Doğru kızım. Bu güzellikler saymakla bitmez. Allah bizlere ne güzel nimetler bağışlamış. Hayat kızım işte; güzelliklerle, kötülüklerle dolu.”
Ayşe evlerinin bahçesinde kuşları, çiçekleri, gülleri düşündü. Gökyüzüne baktı. İçinden şiir okumak, şiir yazmak geldi. Bahara, yaza yazılmış şiirleri sanki bir anda okudu. Sokağa çıktı. Arkadaşları boş bir arsada oyun oynuyorlardı. Bir top sağa sola savruluyordu. Saklambaç oynayan çocuklar karanlık bir dehlizde kayboluyorlardı sanki.
“Ben Ayşe’yim arkadaşlar. Artık saklandığınız yerden çıkın.”
Ayşe’nin arkadaşları zaman içinde kaybolmuşlardı sanki. Hava karardı. Şimşekler çaktı. Yağmur atmaya başladı. Bir yaz yağmuru, şehrin ve çocukların bir kaderiydi sanki. Kadın bir süre daha demir parmaklıklar arasından okuduğu ilkokula baktı. Geçmişe gidip geldi. Tam kırk yıl, bir yaz bir güz sonra itiraf etti: Hayat Bilgisi: 0
Elli sekiz yaşında kendini çok yaşlı hissediyordu. Aslında otuz yaşında, kocasından boşandığında şu cümleyi kullanmıştı:
“Kendimi çok yaşlı hissediyorum.”
1987’den 1997 yılına kadar hayatı bir cehenneme dönüşmüştü. On yıl mutsuz bir evlilik yaşamıştı. Kocası İsmet “Çocuğun olmuyor.” diye sürekli dövüyor, kaynanası Cemile de “Kısır karı!” diye başına kakıyordu. Boşandı da koca dayağından, kaynana dırdırından kurtuldu talihsiz kadın. Her şeyden soğumuştu, bir daha da evlenmedi. Kendini ve şehri cansız bir iskelete benzetti.
“Şehir de ben de yavaş yavaş ölüyoruz.” diye mırıldandı. Oysa bütün hastaneler yirmi dört saat açıktı. Ameliyathaneler, neşterler, doktorlar, hemşireler, ilaçlar…
Kadın güneye bakınca ortalığı bir toz bulutu kapladı. Bir zamanlar şehrin güneyinde unutulmuş rüzgârlar vardı. Nehrin kıyısında sazlıklar, bahar ve yaz kuşları vardı. Kadın kendine gelince önüne iki kapı çıktı. Yaz kapısı mutlulukları, kış kapısı da mutsuzlukları çağrıştırıyordu sanki. Bu nasıl bir kaderdi ki…
- Kapı:
“Ben Ayşe’yim. Birinci kapı dedim, birinci kapıyı açtım. Önüm açıldı. Kuşlar şakımaya başladı. Bu yaz benim çocukluğum dedim. Çocukluğum rüyalara açılıyor, bir dağın eteklerinde konaklıyordu. Sonra çocukluğum geniş ovalara daldı, çayırları geçti, bir nehri uzunca bir süre seyretti. Allah’ım! Her şey ne kadar güzel ne kadar ahenkliydi. Yaz perileri oyun oynayan çocuklara yemişler sundu. Ben ve bütün çocuklar derin bir uykuya daldık.”
- Kapı:
“Uykudan uyandım. İkinci kapıyı açtım. Bu bir kış kapısı. Elli sekiz yaşımda şiddetli bir kış yaşıyorum sanki. Bugün 5 Aralık 20…Yürüyerek eve geldim. Babam ve annem vefat etti. Ancak bir ortaokul okuyabildim. On yıl mutsuz bir evlilik. Bunca yıllık bir yalnızlık… On yıllık mutlu bir çocukluk. Hayatı nereden yakalayabiliriz? Oysa hayat hiç de bizim sandığımız gibi değilmiş. Dağlardan, ormanlardan, kırlardan, ovalardan esenlik devşirelim. Yağmur yağsın, rüzgâr essin. Kar taneleri tabiatı bir yorgan gibi kaplasın. Börtü böcek kış uykusuna yatsın.”
Kadın pencereden dışarısını seyretmeye başladı. Belki birazdan kar yağar diye düşünüyordu. Allah’a sonsuz şükür etti. Kar yağacak, tabiat dinlenecek. Çocuklar şen şakrak kardan adam yapacaklar, kartopu oynayacaklar. Serçeler üşüyecek. Sonra kadın içini çekti.
“Ben Ayşe isimli bir kadın mıyım?” diye kendine sorular sordu. Ve ekledi: “Baharda elli dokuz yaşımda olacağım. Baharda bir diriliş olacak. Baharda şehrin kaderi yeniden yazılacak.”
Davut Güner
