ZEMHERİ Ustamı son yolculuğuna ben hazırladım. Kahverengi gözlerini, “Ben dünyadan bütün hevesimi aldım.” der gibi kapatmıştı. Oysa mutlu olmak için attığı her adımda...
MÜZEYYEN GİBİ KADINLAR KISKANILIR, MÜZEYYEN KISKANILIR:
BİR ÇİĞDEM VİTRİNEL FİLMİ
“Seninle bir ilgisi yok. Bitti. Sadece bitti!” dedi Müzeyyen.
Müzeyyen karakter bakımından her kadın gibi bir kadın değildi. Alımlı, güzel ve biraz şehvetli idi. Kısacası, kıskanılan bir kadındı. İlhami Algör’ün aynı adlı eserinden Çiğdem Vitrinel tarafından sinema filmine uyarlanan, kadınlar ve ilişkileri konu edinen, “Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku” replikleriyle izleyici büyülemiş ve sahil kenarlarında banklara adı yazılan popüler bir film olmuştur. Bunda en büyük etkinin Müzeyyen karakterini oynayan Sezin Akbaşoğulları ile Arif karakterini canlandıran Erdal Beşikçioğlu’nun olduğunu söylemek mümkündür. “Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku”, 2014 yapımlı film olmasının yanı sıra günümüzde konuşulmaya devam eden filmler arasında da gösterilmektedir.
Konusu ise şu şekildedir: Arif, kadınlar ve ilişkiler üzerine kafa yorduğu bir dönemde Müzeyyen’le karşılaşır. Müzeyyen tüm diğer kadınların ötesinde bir kadındır. Onun dünyasına girdikten sonra kafasında kadınlar üzerine oluşan tüm soruların cevaplarını arama izleminde bulunacaktır. Peki tüm sorularına cevap bulacak mıdır?
“Hem şans hem büyük talihsizlik Müzeyyenin sevgilisi olmak.” diye ekledi Arif. Barda çalışmasının yanı sıra hiçbir kitabı yayımlanmamış bir yazar olarak öne çıkmış olsa da yayımlamak istediği bir kitap üzerine çalışmaktadır. Henüz kitabın ismi yoktur, tıpkı romanda yer verdiği kadının ismi olmadığı gibi. Yazar kimliğine sahip olduğundan ne gecesi belli ne gündüzü derken sessiz ve yalnız tavrı ilk sevgilisinden ayrılmasına neden olur. Evi de yoktur haliyle. Bunun üzerine otele yerleşir ve gün içerisinde gezdiği yerlerde ilişkileri gözlemler. Ve bir gün en yakın arkadaşının düğününde daha önce hiç görmediği bir kadınla karşılaşır. Fısıltı edasıyla, “Müzeyyen” der. Romanında yer verdiği kadının ismi ve yüzü bellidir. Arif, Müzeyyen’e âşık olur. Bu kadın, başkadır. Endamı farklı, kimliği farklı, karakteri ise hiçbir kadında görmediği olgunluğa sahiptir. Kısa sürede sevgili olan ikili bir evde yaşamaya başlar. Bu ev, Müzeyyen’in evidir.
“Adam kadını çok seviyor. Sevdikçe ruhu büyüyor. Ruh eve sığmıyor.” dedi Müzeyyen. Mimarlık yaptığı özel iş yerinin sahibi en yakın arkadaşıdır. İlişkileri çetrefilli olsa da üstün ve baskılayan kadın olarak özgüveni yüksektir. Bir evlilik geçmiştir başından ve bu evliliği de ünlü bir yazar olan adamla gerçekleşmiştir. Şehvetli olması birçok erkeğin ona hayran olmasına neden olmuştur. Ekonomik özgürlüğe sahip olması ise onu yüceltmiş ve yüceliş, istediği zamanda ilişkilerinden ayrılmasına sebebiyet vermiştir. Arif ile aynı evde yaşam sürerken baskın gücünü derinden hissettirmekte ve Arif’e duyduğu sevgi gerçek mi yoksa sahte mi olduğu anlaşılmamaktadır. Ama Arif, Müzeyyen’e deyim yerindeyse kör kütük aşıktır. Bu aşk ne odalara sığmakta ne de evden dışarıya çıkmaktadır. Pöfür pöfür içilen sigaradan tüten dumanlar dahi aşkı haykırmaktadır. Peki kimin aşkını? Müzeyyen’in mi yoksa Arif’in mi?
“Sabahları beraber uyanırdık. Ben senden önce kalkardım, senin uyuyuşunu izlerdim. Sonra sen uyanırdın, bana gülümserdin.” diye mırıldandı Arif. Aynı evde, aynı sabahlara uyanmak bir mucizeydi sanki. Hani hayallerde olması gereken, gerçek olması imkânsız olan türden bir şeydi. Dişlerini fırçalamak için gittiği banyoda başka bir erkeğe ait tıraş köpüğünü görür. Müzeyyen’in hayatında kim vardı? Kimdi bu erkek? Müzeyyen’in annesi ve babası yoktu. Trafik kazasında yok olan bir ailesi olmasına rağmen bir babaannesi kalmıştı geride. Bazı sırlar sokaklarda dolaşıyordu. Evlenmiş ve boşanmış bir kadındı Müzeyyen. Ve bir gün babaanne vefat eder. Bu üzüntü, Müzeyyen’i farklı bir kadına dönüştürür. Arif’ten yavaştan uzaklaşmaya başlayan Müzeyyen, artık eski Müzeyyen değildir.
Arif, masada otururken Müzeyyen dışarıdan geldi. Arif ona seslendi:
-Müzeyyen?
-Efendim
-Hiç, adını söylemek hoşuma gidiyor.
Müzeyyen bir sabah Arif’in hayatından çıkıp gider. Arif’inde eşyalarını toplayıp evden çıkmasını ister. Arif, oteline geri döner. Başladığı yerde yarım kalan romanını tamamlar ve Müzeyyen’in neden onu terk ettiğine anlam veremez. Müzeyyen nasıl bir kadındı ki? Bir hışımla hayata girdiği gibi çıkabilme yetkisi bulunuyordu. Onu çok aradı Arif ama bulamadı. Vazgeçti. Pes etti ve ‘Oyunbozan’ adlı kitabını yayımladıktan sonra yeni sevgilisi oldu. Yayınevinde halkla ilişkiler uzmanı olan Elif’ti yeni isim. Kitabını dağıtmak ve sevgilisi ile güzel bir tatil yapmak amacıyla geldiği ormanla kaplı bir alanda Müzeyyen’i fark eder. Onu usulca takip eder ve sahil kenarında havlusunu yaymış, oturur vaziyette görür. Yanına gider. Konuşmaya başlar. Amacı neden gittiğini, onu neden terk ettiğini öğrenmektir. Müzeyyen’in bir nedeni yoktur aslında. “Peki” der, “diyelim ki senden gitmedim. Seninle birlikte olmaya devam ettik. Ne değişecekti? Ne yapacaktık? “.
“Sabahları çayı tek şekerli içtiğini, günün diğer saatlerinde şekersiz içtiğini biliyor olurdum. O ilk şekeri ben atardım çayına, zarifçe eritişini izlerdim. Sonra dışarı çıkardık. Dışarıda yağmur yağıyor olurdu. Biz şemsiyeyi almazdık. Sırılsıklam olurduk. Sonra sen bana sokulurdun. Ama saçağın altına hiç girmezdik. Sonra sen üşütürdün. Ayakların buz gibi olurdu. Ben sana en sevdiğin o mavi çoraplarını getirirdim. Sonra bayramları babaannenin mezarını ziyarete giderdik. Hayatta en sevdiğin kadın için ağlayışını izlerdim senin. Hiçbir şey yapmazdım, gözyaşlarını silmezdim, seni teselli etmezdim. Orada öylece ağlayışını izlerdim. Başka insanların mezarlarının arasında dolaşarak, hayatın ne kadar şahane bir şey olduğunu düşünürdüm. Sonra hiçbir şey yapmazdık. Öylece otururduk. Çok bilinmeyenli bu sorunun yanıtını arardık. Hayat bizi yalancı çıkarana dek, bulduğumuz cevapları doğru sanırdık.”
“Ne dersin bir çay daha içelim mi?” diye sordu Müzeyyen…
“Ben daha fazla çay içmek istemiyorum.” diyen Arif veda eder.
Işıklar yanar ve izleyicinin aklında sorulmak istenen tonlarca sorular geride kalır. Kadın-erkek ilişkisi çokça soruların yer aldığı ilişkilerden birini temsil etmektedir. Ne erkek bir kadını anlar ne de bir kadın erkeği anlayabilir. İki cinsinde yapısı hem biyolojik hem fiziksel hem de ruhsal anlamda farklıdır. Her kadın gibi her erkek de aynı değildir. Arif, yazar kimliğine sahip birey olduğundan biraz yumuşak ruha ve romantik bir yapıya sahiptir. Müzeyyen ise mimar olmasının vermiş olduğu özgüvenle, ayakları sağlam yere basan bir karakter olmaktadır. Ekonomik özgürlüğü vardır. Arif’in ise ekonomik özgürlüğünün hususu karmaşık ve anlaması çokça analiz gerektirmektedir. Müzeyyen için ilişkiler, belki de hiç anlamına gelmektedir. Neden ayrılmak istemişti Müzeyyen, Arif’ten? Babaannesinin vefat haberi onu sarstığından, hayata dair soruları arttığından dolayı mı yoksa ilişkileri belli süreden sonra bir hiç olarak anlamlandırdığı için mi? Şunu biliyoruz ki, Müzeyyen kendi ilişkilerine yön veren kadındır. İlk evliliğinde de bunu yapmış ve her ilişkisinde de yapmaya devam etmiştir. Ancak Arif farklıdır. Arif, ilk sevgilisinden ayrılma cesaretini gösterememiş; sevgilisi tarafından terk edilmiş, bu da yetmezmiş gibi âşık olduğu kadının ondan ayrılmasıyla sarsılmış bir adama dönüşmüştür. Yönetmen tarafından bitik, bezgin bir karakter olarak resmedilmektedir. Müzeyyen ise güçlüdür. Bu da Çiğdem Vitrinel’in kadın olmasının vermiş olduğu bir simge haline gelmektedir. “Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku”, bir kadının hâlinden ancak bir kadın anlar sözünün filme yansıtılmış detayı olmaktadır. Bunu Müzeyyen karakterinde sıkça görmek mümkün olmaktadır. Peki aşk nedir? Sevgi nedir? İlişki nedir? sorularına ne olacak?
Aşk, kaybetmek anlamına gelmektedir. İlişkilerde bir tarafın diğer tarafı aşk duygularıyla sevmesi kaybetmesine neden olmaktadır. Sevgi ise uzun süre arada kalan bağlılığı simgelemektedir. Sevgi kaybettirmemekte aksine kazandırmaktadır. İlişki ise iki tarafında birbirine saygı çerçevesinde yaklaşmasını öngörmektedir. Birbirini eşit anlamda anlamak ve eşitsel sevgi gerektiren bir tür iletişim olmaktadır. Bir tarafın diğer tarafa uyguladığı baskı, ilişki olmamaktadır. Müzeyyen aşık bir kadın değildir. Belki de hiçbir zamanda olmamıştır. Her ilişkisinden sonra terk eden kadın olurken ne sevgisi ile ön plana çıkmış ne de ilişkisel anlamda ilişkisine özen veren biri olmuştur. Sessiz sedasız olsa da darmaduman ederek hayatlara girme ve çıkma etkisi olduğu söylenebilmektedir. Arif ise kadın ruhuna sahipmiş gibi görünmektedir.
Yoksa aşk bir tek erkeğe mi yakışmakta yoksa kadına mı? İlişkiler üzerine kafa yormayı sağlayan ‘Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku’ filmi, bize ne çok soru sordurdu.
Kübra Erbayrakçı
