0

ZİHNİMİ KEMİREN DÜŞÜNCELER

Kendime oyuncak bir fare aldım ve önüne attım. Sonrası onun değil, benim hikâyem; fakat aklımın bir köşesinde “Acaba şimdi benim hakkımda ne düşünüyor?” düşüncesi tırmaladı, zihnimi. Umursamadım… Bir bardak soğuk su ile, kendime bir dünya yaratabilirim fırtına sesiyle. Gerçeğin kendisi, kendisinden bihaberken, ben neden onu bu kadar önemsiyorum? Nesnelere, özne hüviyeti yüklemek bir delilik alameti mi? Cevabı içinde saklı bir soru. Kendime, soğuk su dolu bir bardağın dışından bakarken zihnim, bir salı günü kalabalığında bir yerlerde. Sana o kadar görsel veri yolladım, sen ise domates seçiyorsun sevgili zihnim…

Uyumak?.. Zihnimi bulunduğum âna getiremiyorum. Yaşamaktan bu kadar mı kaçılır? Bir şeyleri değiştirme zamanı ve bir kapının kolunda, kendi çirkin yansımam ile… Kedi ağzında bir yılanla, sahte bir peygamberdevesi kostümüyle farenin karşısında… Aklımı çıkarıp elime alıyorum ve dokunduğum yerlerinden sözcükler ve melodiler fışkırıyor. Peki ben bu beyni ne yapacağım? Elimde, bu sorunun cevabını verecek olan ile yine kendi uçurumlarımdan birine bakıyorum zihin gözümle…

Kendi gözümde bir Nietzsche ve bağırsam duyacak kadar yakınımda… Uçurumun içine odaklanıyorum, yine kaçtım gerçeklikten. Soru: Kim olduğunu bilen birine mi benziyorum? Bir dakika, elimde bardak var. Fare desenli bir bardak. Kuyruğum var mı diye yokluyorum ve içimde bir miyavlama duyuyorum. Ne yani, Nietzsche bir uçurumun içine bakınca ya da ben… Bilmiyorum, tüm bunlar mı oldu, oluyor; olmalı mı, olmamalı mı?

Bülent? Dönsem bir türlü, dönmesem başka türlü bir kader… Elimi ısırmak istiyorum, bardağı kırmaktan korkunca. Bardak benim gerçekle bağım. Yaşamın kaynağını bir bardakla taşıyorum diye mi? “Ayna bulsam ne güzel olurdu.” diye düşünürken “Aynaya ne gerek var, düşünüyorum ya.” dedim ve ağzıma bir iki tokat… Bir yaşlı tarafından. Ağzım açık kaldı yaşlı adamı görünce. Adam birden bir sineğe dönüştü ve ağzıma girmeye çalıştı. Çok geç kaldık ikimiz de ben kedi, o sinek olduğunda. O bardağı kıracaktım, yanlış yaptım…

Tırmalama sesi nereden geliyor? Tırmık diye bir kedi miyim? İki Tokat isimli yaşlı bir sineğin hayali bir duvar yazısı mıymış zihnimdeki? Elimdeki beyin nerede? Kahve kokusu geliyor evimden ama berbat bir koku daha var; galiba benden geliyor. Peynir kokusu mu? Odamın kapısı ne kadar güzel, deyip kahve kokusuna doğru gidip kapıyı açınca Descartes’ı koltuğunda kedisini okşarken görüyorum. Kapıyı kapatıp evime dönüyorum ve masamdaki soğuk suyu içip peynir fiyatlarına bakıyorum.

 Erhan Kassap

 

İlgili İçerikler