0

AĞAÇTAKİ GİZEM

Elindeki gazeteye göz gezdiriyordu. Başlığı ilgisini çekmişti. Çocukluğundan beri gazetenin kokusunu içine çeker, sonra okurdu. İlk telefonunu babası gazete kuponlarıyla almıştı. Gazeteyle gelen çocuk dergilerini incelemek heyecan verici olurdu. Gazeteye biraz yaklaştı, koku alamadı. Hayatın da gazetelerin de kokusu kalmamıştı. Okumak istemedi, rüzgârla uçup gitti gazete.

Mesleği gereği etrafı incelemeyi severdi. Varlıkların görünmeyen yüzünde arardı hayatın anlamını. Fırça dokunuşlarıyla anlam katardı gerçekliğin soğuk yüzüne. Sıcacık düşler, fırçayla birlikte akıp giderdi pamuktan tuvalin üstüne. Ressam Simay, oturduğu yerden etrafını incelemeye devam etti. Bakışları karşıdaki ağaçla buluştu. Başka bir tılsım vardı bu ağaçta, diğer ağaçlarda olmayan. Kalın gövdesinden uzayan onlarca dal dikkat çekiciydi. Dalların başlangıç ve bitişleri yoktu. Birbirlerine dolanan dallar, bir mesafe aldıktan sonra ayrılıyor ve başka yöne doğru uzamaya devam ediyorlardı. Bir sanat eserine bakar gibi baktı ağaca ressam. Ağacın türünü araştırmaya başladı, hiçbir bilgi yoktu.

 

Ressam Simay, tablolarında gösterdiği başarıyı gözlem yapma yeteneğine borçluydu. Doğadaki renkleri olduğu gibi yansıtması, sokakların ve caddelerin en ince kıvrımlarına kadar her detayı göstermesi, olaylar ve nesnelerle ruhsal bağının kuvvetli olduğunun deliliydi. Ağaçla duygusal bağ kurmaya başlamıştı. Simay Hanım, ağaca yaklaştıkça bir şey fark etti. Uzaktan muntazam görünen bu tılsımlı ağaç, yakından bakıldığında aynı anlamı vermiyor; çokça dalları ve yapraklarıyla göz yoruyordu. İnsan gibiydi bu ağaç; keşfedildikçe büyüsünü kaybediyordu.

Ağacın tablosunu yapmaya karar verdi; güneşin ışıklarını doğanın üzerinde cömertçe gezdirdiği saatlerde ağacın yanına gidip çalışmaya başladı. Ağacın kökünden ayrılan dalların her biri farklı yönlere uzanıyordu. Fırçası ince, ağacın gövdesi kalındı. Bu mucize görüntüyü tuvale aktarmak bir ayını almıştı. Ağacın gövdesini çizmek farklı bir ustalık gerektiriyordu. Gövdenin kısa ve dalların daha uzun olması, doğadaki uyum dengesini bozuyordu. Kısa ve kalın gövdeden ayrılan her dal, doğduğu yeri unutarak ilerliyordu.

Özgürleşme ateşi, yaprakları ve çiçekleri koca ağaçtan ve dallardan ince bir çizgiyle ayırıyordu. Mucize ağaç, beş farklı kökün birleşmesiyle meydana gelmişti. Beş farklı kök, beş farklı ağacı mı temsil ediyordu? Kökler önce uzuyor, sonra aynı mesafede iç içe geçerek birleşiyorlardı. Sarsılmaz bir düzen vardı bunda. Ressam Simay, ağacın dallarından gelen fısıltıları dinliyor, yaprakların ve çiçeklerin ritmini yakalamaya çalışıyordu. Sanki o ağaç tabloda yeniden canlanıyordu. Meydandan geçen insanlar meraklı bakışlarla süzüyorlardı ağacı, tuvali ve Ressam Simay’ı. Çalışmasını tamamlayan Simay Hanım, bir ağacın görünmeyen sırrını yansıtmanın verdiği mutlulukla ağaca son kez baktı, oradan uzaklaştı.

Evindeydi. Posta kutusundaki gazeteyi aldı; manşet gözüne çarptı: “Çamlıca Meydanı’ndaki türü belli olmayan gizemli ağaç, kimliği belirsiz kişiler tarafından sökülüp götürülmüştür.” Haberi okuyunca ne hissedeceğini bilemedi. Ortada bir ağaç, bir suç ve elinde ağaca ait tablo vardı. Tabloyu sakladı. Suçu üzerine atarlar mıydı? Ağacı resmetmişti, bitirdikten sonraki gün ağaç sökülmüştü.

Evden çıktı, olay yerine gitti; ağaç yoktu, köklerinden geriye kalan boşluğa baktı. Nasıl almışlardı kocaman ağacı? Ve çalışmasını tamamladıktan sonra olmuştu her şey. Düşünceler doluştu beynine. Kumpasın içinde miydi? Neden bu insanlar tablonun tamamlanmasını beklemişlerdi? Son gün etrafta tuhaf şeyler var mıydı? Tam da resmi eline alıp incelemeye başlayacaktı; evin kapısı çaldı. Düşündükleri doğruydu. İki polis kimliklerini gösterdiler ve evi aramaya başladılar. Mutfak masasının üstündeki tabloyu bulmaları zor olmadı. Ressamın karakoldaki ilk gecesi ise bitmek bilmedi. Çamlıca Meydanı’nda gazeteci çocuğun sesi yankılanıyordu: “Ressamı yazıyor, ağacı kaçıran ressamı yazıyor!”

Bir ay sonra ressamın koğuştaki cansız bedenine ulaşılmıştı. Gazeteler yazıyordu: “Kaybolan ağaç, kimliği belirsiz kişiler tarafından yeniden toprakla buluştu. Ressam, suçsuzluğunu kanıtlayamadan hayata veda etti.” Simay Hanım, tablosu eşliğinde sevenleri tarafından son yolculuğuna uğurlandı.

Ülkü Duran Bulut

 

İlgili İçerikler