0

BANKALAR CADDESİ

“Beyefendi, bakar mısınız? Şu elimdeki notta yazan adresi arıyorum. İş görüşmem vardı bugün… Ah Tanrım, yağmur da ne şiddetli yağıyor.”

“Ver bakalım şu notu… Hımm… Evet. Aradığın yer burasıydı ama taşındı.”

“Taşındı mı? Böyle emin konuştuğunuza göre burayı iyi biliyor olmalısınız.”

“Bilmez olur muyum? Burası şehrin kalbidir. Adı üstünde: Bankalar Caddesi. Gün boyu senin gibi adres soran onlarca insan gelir geçer. Her binayı, her köşeyi bilirim.”

“Yağmur… kara mı dönüyor? Affedersiniz ama… kefeniniz sırılsıklam olmuş. Üşümüyor musunuz?”

“Bilmez misin evlat? Ölüler üşümez.”

“Adresi okuyabildiniz mi peki? El yazım pek iyi değildir.”

“Okudum. Hemen dön de arkana bak.”

“Şu tabela asılan bina mı?”

“Evet. Aradığın şirket oraya taşındı. Eski binaları geçen hafta yandı. Şirket yetkilileri de geçici bir süreliğine tam karşımızdaki binaya şirketi taşıdılar. Şimdi de şirket adını yazan tabelayı asıyorlar.”

“Yoksa siz o yangında mı…?”

“Yok canım… Ben öleli uzun zaman oldu.”

“Siz olmasaydınız akşama kadar dolanır dururdum ortalarda. Nasıl memnun oldum bilemezsiniz. Elimdeki poşette peynirle ekmek var. Sabah çıkarken acele ettim, yiyemedim. İsterseniz…”

“Teessüf ederim. Ölüler yemek yemez.”

“Sizi mezarlığın oradaki durakta görmüştüm. ‘Bu adam yağmurun altında ne yapıyor?’ diye düşünmüştüm. Meğer işiniz buymuş.”

“Evet. Geleni gideni karşılarım. Yolunu bulamayanlara yol gösteririm.”

“Peki… diğerleri?”

“Diğerleri mi?”

“Yani… Mezarlıktakiler.”

“Dün aramıza yeni biri katıldı. Kendince ona hoş geldin partisi yapıyor garipler. Onların işi de bu. Yeni geleni karşılamak…”

“Bu ölülerin dünyasını da hiç anlamıyorum.”

“Anlama zaten, boş ver. Ölü olmadığın için bizi anlamanı kimse beklemez. Ama iş, Bankalar Caddesi’nde adres soranlara yol tarifi vermekse bu benim işimdir. Önce gelen yerini kapar. Şu poğaçacıyı görüyor musun?”

“Şu genç adamı mı?”

“Evet, o. Geçen hafta onunla yer yüzünden tartıştık. Belediyeye vergi veriyormuş. Burası onunmuş. Ölü olduğum için vergi vermiyorum ya, kendince haklı olduğunu sanıyor, gerzek. Beni hazıra konmakla suçladı. Ben de ‘Çek arabanı buradan,’ dedim. Mecburen gitti. Gitmeyip de ne yapacaktı?”

“Olur da işe kabul edilirsem yardımlarınız için size yeni bir kefen alacağıma dair söz veriyorum. Kabul edersiniz, değil mi?”

“Yazın iyi gider kefen. Hafif olur. Ama kışın… zor. Islandıkça ağırlaşır ve daha çabuk eskir. Ne yazık ki kefenim eskidi. Biz eskimişiz, kefen eskimiş, çok mu? Tamam, anlaştık. Bu işe kabul edilirsen ilk maaşınla bana güzel bir kefen al.”

“Şeyyy… Beyefendi, bir şey soracağım ama…”

“Sor.”

“Akşamları sırtım ağrıyor. İşsizim ve param olmadığı için bu aralar doğru düzgün beslenemiyorum. Bir de uykuda sürekli nefesim kesiliyor. Hani diyorum, Azrail’in beni ziyaret etmesi yakın mı?”

“Sırt ağrın için ebegümeci çayını tavsiye ederim. Nefesinin kesilmesine gelince; yatmadan önce ılık bir banyo al. Sana iyi gelecektir. Ah evlat, ah! Önce işini bul, sonra evlen, boy boy çocukların olsun. Ölüme gelince, emekli olunca düşünürsün bunları. Ölmek için çok gençsin daha.”

“Son olarak; paltomu size bırakayım mı?”

(…)

“Niçin cevap vermiyorsunuz? Tabii ya… Anladım. Ölüler üşümez. Neyse, gideyim ben. Yeterince geciktim zaten. Size iyi günler…”

“Sana da…Hey gidi gençlik hey. Biz de bir zamanlar gençtik.  Delikanlı…Sana bağırıyorum. Duymuyor musun beni? Hey! Kime diyorum?  Durma orada. Çık oradan. Durma diyorum! Eyvah ki ne eyvah! Yanına geliyorum. Ben gelmeden kalkma yerinden.”

“Neler oluyor? Ben… ben nasıl?”

“Hay aksi! Görünmez kaza dedikleri bu olsa gerek. Dur!  Başını kaldırma. Koca tabela kafana düştü.”

“Bu… ben miyim? Ne çok kan akmış.”

“Evet.”

“Ben… öldüm mü şimdi?”

“Öldün…”

“Yaşıyor gibiyim ama.”

“Kuantum, holografik evren, astral seyahat, yapay zekâ derken bilim kendi tanrısını yarattı. Ölümü de raftan kaldırdılar senin anlayacağın. Ne biçim dünyaya kaldık böyle? Ne diri diri gibi ne de ölü ölü gibi.

“Ne yapacağım ben şimdi?”

“Birazdan ambulans gelir. Seni alırlar. Gasilhanede yıkarlar.  Onlara Bankalar Caddesi’ndeki mezarlığa gömülmek istediğini söyle. Sen de benim gibi yoldan geçene adres tarif edersin. Sonra da alışır gidersin.”

Deniz Saygın

 

İlgili İçerikler