0

TÜLÜN ARDINDAKİ AY, BİR YOL ÇİZME HÂLİ

Kamil Akdoğan, Tülün Ardındaki Ay (2008)* ile başlıyor yazın yolculuğuna. Bu yolda şiirler, hikâyeler yazdı. Dergiler ve yayınevi kurdu. Yazına gönlünü veren, edebiyatı yürekten seven bir kişi. Eskiler “edebiyat eri” derdi, öyle… Kitabın önsözünde şiirleri yazmasının gerekçesini içtenlikle paylaşmış okurlarıyla. Bu bölümü alıntılamanın onu anlamaya fayda getireceğini düşünüyorum.

“Duygusal ve düşünsel yoğunluğun çok üst boyutlarda yaşandığı bir dönemde, benzer dönemleri yaşayan herhangi birinin çoğunlukla yaptığı gibi ben de şiir yazdım. Bu kitaptaki şiirler çoğunlukla o aynı ve özel dönemin ürünleridir.

Öyle bir dönemi aşmak hiç de kolay değildir; sabır, cesaret ve direnç ister… Şiir bunların üstünde yeşerir. Yine de yetmezler. Bir de ışık gerekir. Bu ışık kimi zaman geleceği gösteren bir umudun alevi, kimi zaman ana, baba, kardeş gibi muhteşem bir destek, kimi zaman da tülün ardında parıldayan bir ay parçası sevgidir.

Rüzgâr gibi uçup gitmeleri için hangi yollar denenirse denensin, öyle dönemler asla unutulmazlar. İzleriyle ama mutlaka acılarıyla her daim belli ederler kendilerini. İşte bu kitap bir anlamda o izlerin bir belgesi ama asıl olarak o dönemi aştıran sevgili insanlara bir armağandır.”

Kamil Akdoğan, bu tek şiir kitabında tematik bir şiiri önceliyor. Belli bir temayı alıp onu somutlayacak şekilde işlerken bireyden veya genel olarak insandan yola çıkıyor. İlle de Umut, Hazine, Emek bu tür şiirlerinden. Geleneklere bağlı olduğu görünüyor. Yerelden evrensele “insan” üzerine sorumluluk duyan bir kalbin çarptığı şiirler yazıyor. Dörtlükleri önceliyor, uyaklarla ritim sağlıyor. Ama kafiyeyi zorlamıyor. Dil olarak da sade bir tavır sergiliyor. Türkçeyi yormuyor.

Politik bir taraf tutuşu var. Emeğin, haklının, ezilenin yanında duruyor. Sadece benlik üzerinden kurmuyor şiirlerini; yalnızlık, mutluluk gibi temaları bile genel olarak ele alıyor. Öznesinin insan olduğu şiirler çoğunlukta.

Kitabın ilk şiiri de olan Ömür Törpüsü şiirinde; insana yaşamı dar eden törpünün dişlerini birer birer açık eder. Temeli sağlam olmayan kubbenin çöküşü, yani sistemin altında kalan kişileri, adaletsizliğin insan hayatını zehretmesi, karanlığın insan hayatını karartması, alegorik bir dille ele alınır.

“ve hamurun içinde olmazsa

Ekmeği zehir eder adalet

Törpünün bir tek dişi sadece” (s.7)

Görüldüğü gibi tema geçmişten bugüne, bugünden geleceğe doğru bir akış içinde güncel olanla yetinmeyerek ele alınır. Genelleştirilen konular; insanlığın savaşlarını, dönüp dönüp geri gelen sorunlarını ortaya koyarak, tarihsel bir perspektif içinde ele alır. Bu da “Şiir, toplumların tarih burcudur.” diyen Octavio Paz ile buluştuğunu gösterir. “Unutulmuş Uçurum” şiiri kentlerde başlayan uçurumu, gecekondu ve plazalar arasındaki yükseklik farkını ve toplumsal çelişkiyi ortaya koyar. Bunu, bir fay’da biriken enerjiye benzetir ve bir gün patlayabileceğini işaret eder.

“Hangi toplumsal dolguyla

Kapanacak bu uçurum” (s. 13)

diye sorarken, gelir adaletsizliğinin sonucunda oluşacak kargaşanın erken sinyalini verir. İnsanların toplumsal duyarlılıktan ve birbirinden uzaklaşmasının ve modern dünyanın fotoğrafını çeker.

Sadece yaşadığı ülkeye değil, dünya sorunlarına da duyarlıdır Kamil Akdoğan. Irak ve Filistin gibi savaşı konu aldığı şiirleri de vardır. “Irak Gerçeği” şiirinde bu tarihsel olayı emperyalizmin eleştirisi olarak somutlaştırmakta başarılıdır. “Sanal demokrasi, “tekelci tarlalar”, “küresel zamanlar”, “Kimyasal yalan”, “sırıtan bombalar”, “işkence mühendisliği diploması”, “son nefesini veren insan hakları” gibi bağdaştırmalarla pek çok anlamı birkaç sözcüğe sığdırmış, şiirin gereğini yapmıştır. Bu bağdaştırmalar klişeyi aşmış, işlenen konunun şiirleşmesini sağlamıştır. Az sözle çok şey söylemek için şiir tekniğinin olanaklarını kullanmıştır.

Kitapta yargı cümlelerinin çoğunlukta olduğunu görüyoruz. Bu dizelerle duygusal, düşünsel gerekliliği olgunlaşmış bir şekilde ele alır.

“kimi zaman en geç gelen yenilgi

En onurlu dereceyi getirir (s. 21)

Hazine adlı şiirinde; “En değerli hazine karanlığı gömmektir.” gibi karşıtlık uyandıran durumu yine yargı biçiminde somutlamıştır. Yargı cümleleri, bir acı ile olgunlaşan insanın olgunlaşma sürecinde düşünsel ve duygusal olarak belli bir bilinç ve farkındalık anlarına karşılık gelir. Bilgece dizelerdir bunlar.

Emek şiirinde de gözlenir bu durum. Uz benzetmeden yararlanarak kurulmuştur bu tanımlamalar.

“umut

yarını güzel yapan

ilk kokulu çiçektir”

 

“sabır

özlemin kanatları altında

uçan bir devdir

 

“emek

hayaline can katan

tek sihirli değnektir” (s. 24)

Bu yargı cümleleri ile alabildiğine isabetli, düşündürücü ve derin dizeler kuruyor. Bazen de hem kendine hem karşısındakilere öğüt vermeyi yeğler. Özellikle ilk bölüm şiirlerinde akıl devreye girer ve olması gerekeni telkin eder dizeler. Ele alınan konuda bir çözüm bir çıkış bulma isteğidir bu da.

“Rüzgârın şiddetini yalnız sen belirlersin

İstemezsen düşler bile kıpırdamaz yerinden

Ayrılık her dilde aynı kolay sözcükle yazılır

Kavuşmak emek ister” (s. 22)

“Sonucu belli bir koşuya katılmak zorundaysan

Kendine saygın için yarışmalısın” (s. 20)

Umudun öncelediği şiirlerdir bunlar. Bireye, çıkmazlarını aşma gücü aşılar. Bir yol, bir yön çizme ve yürüme telkini vardır. Şair hem kendi durumundan çıkmayı hem kendi gibi olanlara yol göstermeyi amaçlar. Şiirlerle aşma, şiirle bilinci temizleme ve açma dizeleridir bunlar. Böylece karamsarlıktan ışığa doğru giden tematik bir ağ kurulur. Şiirin insana verdiği güce inanılır. Genel olarak her şartta umudun olduğu, kendi karamsarlığımızın dışına çıkınca o umudu göreceğimizin ayırdındadır. Birlikte kurtulma vardır, kolektif yaratma düşüncesi hâkimdir.

Kamil Akdoğan gerek bireysel gerek toplumsal temaları, yerelden evrensele, tek insan olmaktan çoğul olmaya doğru bir perspektifle şiirin gereklerine ve geleneğe uyarak modern bir biçimde ele alıyor. Şiirin çetrefilli yollarından dil bilinci ve şiire duyduğu inanç ve saygıyla çıkıyor. Edebiyata duyduğu bu sevginin ve onun yanında konumlanışının çeşitli şekillerde devam edeceğine inanıyoruz.

Aslıhan Tüylüoğlu

Kaynakça: Tülün Ardındaki Ay, Kamil Akdoğan, 2008, Gündüz Kitabevi

 

 

İlgili İçerikler