BEKLEME REHBERİ genzine dolan güneş yağmurlar ve sırrını tutan kız kardeşlerin oldu bakmak oldu, çeşmeler ağlarken seni gören yazı tura atar gibi attın adımlarını...
HAYIR SATIR BOŞLUĞU BIRAKMAYACAĞIM BU ŞİİRDE
korna çalıyor arkadaki araçlar
trafik ışıkları ömrümüzü üç renge ayırdı
anneler çocuklarını üniversite puanına göre seviyor
halk ekmek kuyruklarının konumu çamaşır iplerinde asılı
3+1 gülüyoruz yani metrekarelere çarparak
kafa kağıdım devlet dairesinde imzada bekliyor
uyuyan berber dükkânlarında saçlarım yine uzayacak
saat ilerledikçe duvardaki çivi derinleşiyor
marketten çıkan poşetler kadar yorgunuz
hayır satır boşluğu bırakmayacağım bu şiirde
saçlarını yüzünden toplayamayan hasta kayıt görevlisi
günün anlam ve önemini belirtiyor
“yaşamak için lütfen sıraya giriniz”
müsait değilim müsait değiliz tuvaletlerde rahat yok
ayakkabılarına bakarak karşıdan karşıya geçen bir nesli seyretmek
patlamış mısırla iyi gitmiyor
ha bir de seni gördüğümde kalp çarpıntım var
bataryalar “ling ling” bitince devreye giriyor
uyur uyanık bir yerde buluyorum kendimi
yürüme mesafesi değil
arabayla gidemezsiniz
uçarak yaklaşık on beş dakika
-boarding listelerinde adım kayıtlı-
hayır satır boşluğu bırakmayacağım bu şiirde
annelerin çocuklarının büyüdüğünü kabul etmemesi yalancı çıkarıyor takvimleri
plazaların klimaları mevsimleri işten çıkardı
pencereyi açıyoruz yine de biraz dışarı girsin diye
buzdolabı ışığında yoksulluk daha beyaz gösteriyor
babaların cebinde buruşan market fişleri kadar kırgınım
hayır satır boşluğu bırakmayacağım bu şiirde
bazen düşünüyorum çileği jiletle kanatan seraları
kolunda rolex saati olanın olmaz kan kardeşi
nanelerin kokusunu gözaltına alıyor
gözlerindeki lenslerin yeşili
hoş bulmadık dünya kolonyalar ferahlatmıyor
hayır satır boşluğu bırakmayacağım bu şiirde
görgü kuralı ve fizik bir de kozmetoloji
hepsinden biraz al çok al
ayıplanır yaşının sorulması bir bayanın
üç kez yanlış girilen şifre iptal
kamera kayıtları hafızamızdan daha iyi hatırlıyor
hayır satır boşluğu bırakmayacağım bu şiirde
artık politik konuşabilir miyiz mikrofonları açık unutarak
bir uzak kulağımın dibi bombalar ses getiriyor
açık hava konserlerinde şarkı söyleyenleri herkes unuttu
o sıra içimizden bir ambulans geçti
bazı ülkelerde siren sayılıyor botların şişme sesi
göçmen kelimesi en çok çocukların üstüne bol geliyor
reklam panoları çok aydınlıktı bizi kimse görmedi
asansör çalıştığı sürece medeniyete inanıyorduk
bu çağın en büyük icadı uzaktan üzülme teknolojisiydi
daha söyleyeceklerim vardı ağzımdaki metal cümleler detektöre takıldı
korkuluk demirlerine yaslanmak hayatta tutuyor bizi
duvarların aynalarına bakıp yaşadığımızı anlamamız
tabloları fotoğrafları duvarların
Ortadoğu’da yaş ortalaması düşüyor insan hayatının
Gökhan Oskay
