HAÇLI RUHU HİÇ SÖNMEDİ Siz hâlâ Orta Doğu’daki gelişmelerin siyasi birer hamle olduğunu mu sanıyorsunuz? Hayır!.. Bu geçmişte olduğu gibi siyonların tetiklediği bir Haçlı...
AİLE GİBİSİ YOK
Salonda duran vitrin aynasının karşısında bir elinde telefon, kardeşiyle konuşuyor, diğer eliyle alnının üst tarafında giderek açılan boşluğu bir sağa bir sola okşuyordu.
‘’Nasıl yapsak? Dur, ben bir düşüneyim. Buluruz bir çaresini, Allah Kerim.’’
‘’…….’’
‘’Tamam, hallederiz. Sıkma canını. Hadi, herkese selamımı söyle, kalın sağlıcakla.’’
Vitrin karşısında bekleyen koltuğa oturduğu sırada başındaki boş alanı daha sert ovmaya başladı.
‘’Nedir bu ya! Ruhlarına rahmet, anam babam sanki benim için doğurmuş bu kadar kardeşi! Biri iş bulmamı ister, diğeri çocuğunu evlendirecek olur borç ister, bir diğeri çocuk okutacak olur burs bulmamı ister…’’
Koltuğun yanında bekleyen sehpadaki kumandayı hırsla eline aldı. Rastgele kanal değiştirmeye başladı. Beklettiği kanal haber kanalıydı. Spiker, miras kavgası yüzünden küçük kardeşin büyük kardeşi öldürdüğü haberini okuyordu.
‘’Olup olacağı iki kardeşmişsiniz be gözüm. Bir tarlayı aranızda pay edemediniz mi?’’
Kanalı değiştirdi. Eşinin daha önce hiç kaçırmadan izlediği dizinin tekrarı vardı. Büyük elti, kayınvalidesine, kocasının kendileri tarafından haksızlığa uğradığını söylüyor, hak iddia ediyordu. Mutfakta sofra hazırlamakla meşgul eşine hissettirmeden kanalı yine değiştirdi. Belgesel kanalında bekletti; avını yuvasına getiren tilkinin yavrularının yemek yemesini şefkatle izlediğini gözlemledi.
‘’Okutma derdi yok, iş bulma derdi yok. Borcum var, abimden isteyeyim düşüncesi yok. Oh! Hayat size güzel!’’
Mutfaktan eşi seslendi:
‘’Bana mı dedin? Anlamadım!’’
‘’Yok, sana demedim. Yemek hazır mı? Geleyim mi?’’
Boş bulunup rahat konuşmasına canı sıkılmıştı. Karısı, ailesinden yana yüzüne pek bir şey diyemiyordu ama içten içe sinirlendiğinin farkındaydı. Ne diyebilirdi ki ona? Haklıydı karısı; evlendiklerinden bu yana ailesinin müşkülleri bitmemişti. Hadi kardeşlerini sıradan gördük, elhamdülillah şükür demişlerdi ki, bu sefer yeğenleri sıraya girmişti.
Oturduğu koltuktan kalktı, pencereden dışarıyı seyretmeye başladı. Karşı binanın önünde, evden eve taşıma şirketinin arabası park etmiş, eşyalar şirket çalışanları tarafından içeri taşınmaktaydı.
‘Dertsiz ev mi olur?’ diye geçirdi içinden.
Evlendiklerinden bu yana onların da hayatı hep çiçekten çiçeğe konmamıştı. Borçla düğün yapmışlar, eşyalarını teker teker tamamlamışlardı. Taksitle eve girmişler, kaç yıl sonra ev sahibi olmuşlardı. Tüm bunları yaşarken kimseye sızlanmamışlar, karı koca kendi kendilerine halletmişlerdi. İki eli cebinde mutfağa doğru ilerlerken, eşinin vitrin aynasının her iki köşesine yerleştirdiği ikiz oğullarıyla biricik kızlarının fotoğraflarına gururla baktı. Parmaklarının ucunda yükselip tekrar alçaldı.
‘’Oğlum deli neylesin malı? Oğlum akıllı neylesin malı?’’
Kayınpederi, zamanında iltifat etmek için kendisine söylerdi bu sözü. Şimdi kendisi de çocuklarına söylüyordu.
‘Mevlam bir taraftan yoruyorsa diğer taraftan sırtımı sıvazlıyor.’ diye geçirdi içinden. Çok şükür ki çocukları ne annelerini ne de babalarını okul yıllarında hiç üzmemişlerdi. Liseyi, üçü de kazandıkları liselerde okumuşlar, üniversiteye hazırlık yıllarında çevrelerinde duyup üzüldükleri ergenlik kaprislerinin neredeyse hiçbirini kendilerine yaşatmamışlardı. İstedikleri bölümlere gayretleriyle girmişler, sorunsuz okuyup bitirmişlerdi de.
Yan tarafta duvarda asılı takvime kaydırdı gözlerini. İkizler yurt dışındalardı. Yılbaşı tatilinde evde olacaklardı. Kızı da gelecekti yaşadığı şehirden. Biricik kızlarının yurt dışına gitmesini istememişlerdi.
‘’Hiç olmazsa sen yakınımızda ol, istediğimiz zaman seni görebilelim.’’ demişlerdi.
Ama karı koca, aralarında başka yorumlar da yapmışlardı:
‘’Neme lazım, gurbet elden birini koluna takar gelir? En iyisi mi, kalsın vatanımızda. Dini de dili de bizden, hayırlı bir vatan evladına veririz kızımızı.’’ demişlerdi.
Kararlarına saygı gösteren kızlarından hoşnut şekilde mutfağa doğru ilerlemeye devam etti. Vitrinin üzerinde bıraktığı telefonu tekrar çaldı. Gözlerini kısarak ekrana baktı. Arayan, küçük kardeşinin oğlu Hasan’dı:
‘’……..’’
‘’Aman oğlum, sen ne yaptın? Sonra davalık olmayasın?’’
‘’……..’’
‘’Tamam Hasanım. Sen öyle diyorsan… Bir an önce gelin. Yengen sofrayı şimdi kurdu. Bakalım nasıl bir yol izleyeceğiz, konuşup bir sonuca varalım.’’
Telefonu kapattı. Vitrin karşısında alnının üstündeki boş alanı yavaşça tekrar okşamaya başladı. Sesindeki gerginliği gizlemeye çalışarak eşine seslendi:
‘Nevbahar! Hayatım, masaya iki tabak daha koy. Hasan, sevdiği kızı kaçırmış. Otogardalarmış. Bize geliyorlar…’’
Ahu Cetres
