TIK! Kapıyı hızla kapamadı. Temkinli, yanlış anlamalara ihtimal vermeden çekti. Kapı örtüldü: Tık! Belli ki geri gelecekti. Gittiği yer kaçmak istediği bir yer değildi....
Ismarladığım endişeler yolların korkulu rüyası
Dağın öfkesini tutan denizin ıslak ruhu
Renksiz bir isteksizlikle elerken kayaları,
Gökyüzü usulca siliyor yıldızlarını,
Gündüzün uyurgezerliği sendelettikçe geceyi
Ne var ne yok, tersane, hapishane, aşevi, gecekondu
Aklını başına getiriyor yağmur, emdikçe bulutu…
Sabır cenderesi bağlıyor taşların elini dilini
Temizleyemez içerdekilerin teri, kibrin kirini
Kurşunlar delerken ipek uykuları
Çatlayan ar damarları dikilir mi
Yaylandırdıkça sözcüklerin ipini…
Birden, söz balçıklarını birleştiriyor gümüş us
Hızla parçalıyor beton düş tesettürleri ve
Mavi ağaçların kovaladığı bir orman doluyor
İç denizlerime, aşk diye bir kırgınlık olsa bile,
Geçiveriyor ağzımdaki kuş seslerini öpünce…
Ezilen üzümlerin feryadı dönüşürken şaraba
Esrik, ürpertili tutkusundaki kıvılcımlar
Zamana sorgulatıyor damlaların kanını
Ve çılgın dalgaları düzleştiren denizin
Dizginlenemeyen özgürlük çağrısı,
İncilere kırdırarak midyelerin zincirlerini
Kül biriktirenlere de sevdirecek ateşi…
Gülsüm Işıldar