0

AÇIK PENCERE

​Boynu kıldan ince bir kadın sevdim bir eylül akşamı. Bakınca uzaktan ona kendimi görüyordum. Yakınıma koydukları saksağanlar bir caz kulübü giriş bileti gibi. Aklım elimde, keskin ipleriyle canımı yakarak doğrusuna götürüyor. Bilmiyor mu tek isteğimin mavi bir gökyüzünde uçmak olduğunu? Dinlemiyor ki! Baksana gökyüzünün güzelliğine. Ne yapmak lazım bu durumda? Gözlerim gönlümün birer yansıması, dilim ise kesiklerle dolu. Ne istiyor? O da bilmiyor. Duygusuz bir şeyden şiir de çıkmaz, aşk da.

Aklımı yemek istiyorum, hunharca hem de. Bakımsız bir vagon gibi ve eskimiş yollarında ısrar ediyor. Kediydi o, fareydim ben bir zamanlar. Şimdi ise mutfakta, açık pencere önünde sigaramı tüttürüyorum aklım ile karşılıklı. Huysuz, mutsuz ve sabit. Acaba kötü mü besledim onu? Dosto, Tolstoy, Sadi Şirazi, Sait Faik, Pink Floyd, Nina Simone ve İsmet Özel’den bunları mı anladı? Akla ne verdiysem bana aynı şeyi verdi. Bir basamağın üzerinde hislerim ve adım atacak ayaklar hayal etmemi bekliyorlar.

Beklemek hissi… Bir gün bir otobüs durağında olacağım yağmurdan korunmak için ve iç sıkıntısından ilk gelen otobüse bineceğim. Tabii ki sıkıntım ufalacak, kalabalıktan utanıp kendine kaçacak. Bir yazarın otobüs durağından yağmura bakışı ve bindiği otobüsün güzergâhı. Sıkıntım sardı beni ve otobüsü. İçi dolu olan bir otobüs iken şimdi sıkıntıdan patlayacak hale geldi. Kendimi çıkarmaya çalıştım bir sonraki durakta, yabancının biriyle yabancı bir yerde.

İndiğim sırada otobüsten bir ses duyduğuma yemin edebilirim. Etmedim. Siz bu yazıyı okuyunca ben çoktan yola düşmüştüm. Yabancı ile mi? Hayır tabii ki, o nerede bilmiyorum. En son elindeki poşetleri karıştırıyordu. Onun bakış açısıyla yazmıyorum yani. Arkadan birkaç adım sesi daha geldi gibi geldi. Kafamda Hansel ve Gretel; biri kemanda, biri piyanoda bir şeyler çalıyorlar. Elimi yüzüme götürme isteği geldi ve götürdüm. Yüzümde beş parmağım var ve yavaşça indirdiğimde başka bir yerdeydim; korkudan geri kapattım elimi yüzüme.

Otobüste miyim bunca zamandır? Ne yani, bir kırıntı peşinde koşan bir aşık mıymışım bunca zamandır? Cesaret edip tüm parmaklarımı yüzümden çektim ve bir rüzgâr, beyaz ışık ve Händel. Bir kız gidiyor benden uzağa. Kendimi oturduğum yerden kaldıran bir fikir arıyorum zihnimin temiz sokaklarında. Kız gidişinden memnun. Fikir gelmek istemiyor. Händel büyüyor otobüsün ortasında ve patlayacak. Kimse umursamıyor. Kızın bir ayağı dışarıda şimdi. Beyaz bir duvar yıkıldı zihnimde. Gretel ayağa kalktı, bir şeylere hazırlanıyor. Kız dışarıda. Yüzü görünmedi henüz.

Fikir bu! Kız gülümsüyor ama ben göremiyorum, görenlerin yalancısı durumundayım. Gözlerimi kapatma isteği benden değil, patrondan. Kapandı gözlerim. Uyandırıldım. Bir masada uzanıyorum, bunu biliyorum ama hareket edemiyorum. Bir pencere. Dalga sesleri, kuş sesleri ve mor bir çiçek rüzgârlı bir günde. Gretel’in yüzü belirdi tekrar. Sanırım yemek benim. Çiçek güzeldi ve dalga seslerine çocuk sesleri de karışıyor. Çaydanlık sesi ile Gretel’in yemek sesi üst üste geliyor. Bitmek üzereyim sanırım. Yoksa çaydanlık benim evimde mi? Rüzgârdan kapının çarpışı beni gülümsetti. Gelen Händel’di… Eldiveni yüzümden kaldırıp beni uyandırdı ve yok oldu. Kalkıp elimi yüzümü yıkadım, bir çay doldurdum ve yenisini yaktım tütünümün.

 

Erhan Kassap

 

İlgili İçerikler