Ğ SİZ EVLER yağmur alır ğ siz evler sana dokunamaz eldiven gelemez ayakkabıların kırk dört numarası halbuki ellerini hiç bırakmadım karşıdan karşıya geçerken ...
YILIN ALTIN YAZARI
Heyecanla koliyi açtı. İçi içine sığmıyordu. Yazdığı ilk kitap şimdi ellerinin arasındaydı. Uzun uzun kapağa baktı, parmaklarıyla kapağını okşadı. Kitabın kapağında kendi fotoğrafı vardı. Uzaklara bakan o hali. Nasıl da zorlanmıştı hangi kapağının kapakta olması gerektiği hususunda… Bir düğünde çekilmiş o karede, saçlar başlar yapılı düğünle ilgilenmiyormuş gibi başka bir yöne bakmıştı. Yanındaki herkesi kadrajdan çıkarmış, yalnızca kendisini bırakmıştı. Esasen telefonunun ekran kilidinde de yine aynı fotoğraf vardı.
Derin bir nefes aldı. Kitabının onlarca fotoğraf ve videosunu çekerek sosyal medya hesaplarına koydu. Gün onun günüydü. O gün sosyal medya hesaplarının hepsinde adının yanına büyük harflerle ‘YAZAR’ yazdı. Biyografisini değiştirdi. Profil fotoğrafını değiştirdi, profile kitap kapağını koydu. Artık onun yazılarını herkes okuyacaktı. Onun yazar olduğunu herkes görecekti. Konu komşu, eş dost, akraba… Herkes sıraya girecek, kitabını almak için yarışacaktı. Akşam işten dönecek kocasını beklerken evi toparladı. Mutfağa geçti, onun en sevdiği mantıyı yaptı. Bunu kutlamalılardı. Kocası eve gelir gelmez kitabını heyecanla uzattı. Kocası gülümseyerek ona sarıldı.
“Kutluyorum seni.” derken içten içe “Nihayet yıllardır kurduğu hayalini gerçekleştirdi. Belki artık bu konuyu sürekli konuşmaz, biraz rahat ederiz.” diye düşündü. Aradan birkaç hafta geçti ama kimse kitabına dönüp bakmıyordu. O gün sosyal medya hesabından bir mesaj aldı.
“Selenay Hanım, kitabınız hayırlı olsun. Hesabımda kitabınızı tanıtmak isterim.”
Kadın çok sevindi ve hemen mesaja olumlu cevap verdi. Kitap tanıtım sayfasından gelen mesaj ise onu şaşırtmıştı. “Ücreti mukabilinde.” Selenay şaşırdı. Böyle bir şey beklemiyordu. “Ne ücreti?” diye sordu. Kitabını okutmak için para mı vermeliydi. Karşılık gelen mesaj uzun uzun emekten, zamandan, bilmem neyden bahsediyordu. Selenay bu işin raconu, diye düşünerek beş hikâye, bir gönderi ücretini karşı tarafa iletti. Kitabını göndermek için adres istedi ama kendisine kitap fotoğrafını gönderin, kitabınızla ilgili birkaç cümle yazın gerisini ben halledeceğim dendi. Selenay kendisine denileni yaptı. Birkaç saat geçmeden kitabı paylaşıldı ve altına yüzlerce mesaj, emoji bırakıldı. Bir süre sonra Selenay’ın ücretli kitap tanıtımı yaptığını gören kendilerine ‘bookstagramlar’ diyen bir grup akbaba gibi Selenay’ın mesaj kutusunu doldurdu. Kimi fotoğraf istedi kimi ise kitap istedi. Selenay kargo ücretini de ödeyerek bir iki ay boyunca ülkenin farklı şehir ve kasabalarında yaşayan tüm kitap tanıtım sayfalarına kitabını gönderdi. Kitap istemeyenlere ise kitap kapağının ve içeriden bir iki sayfanın fotoğrafını gönderdi. Paylaşımlar yapılıyordu ama kitap satışları yerinde sayıyordu. Sosyal medyada yazılan yorumlara bakılırsa herkes kitabı almış, okumuş, tavsiye ediyordu. Almayan da merak ediyor, en kısa zamanda kitaplıklarına alacaklarını söylüyorlardı.
Beğeniler vardı, yorumlar vardı, alkış emojileri vardı… Fakat satış yoktu.
Bir hafta sonra sosyal medya hesaplarına yeni mesajlar gelmeye başladı.
“Kitabınızın ulusal haber sitelerinde yayımlanmasını ister misiniz?”
Selenay hiç tereddüt etmeden kabul etti.
“Ücreti mukabilinde yirmi dijital gazetede haberinizi yapabiliriz. Hediye olarak da yirmi kültür sanat sitesinde kitap tanıtımınız yapılacak.”
Hesapladı bir bileziğini bozdurdu. Zaten sosyal medya hesaplarına da bir bilezik parası gitmişti. Bir tane de haberler için gitseydi ne olurdu! Haberi yayımlandı. Haberlerden görüntüler alarak tüm sosyal medyalarda paylaştı. Eş dost akrabası başını gömdükleri kumdan çıkarmış tebrik mesajları atmaya başlamışlardı. Bu hâl Selenay’ın çok hoşuna gitti. Sonra diğer haber kanalları mesaj attı. Hepsini kabul etti. Onu tanıyanlar ondan imza günü istiyorlardı. Kitaplarını almak istiyorlardı. Hemen araştırmalara başladı. Bir kitap kafeyle anlaştı, kitap kafe onu organizatör arkadaşına yönlendirdi. Organizatör onu reklam ajansına yönlendirdi. Reklam ajansı basın danışmanına yönlendirdi. Stantlar, üzerinde fotoğrafı olan pasta, ikramlar, afişler, süslemeler, haberler… İmza günü için geri sayım başladı. Kiminle görüşse bir bilezik bozdurdu ama buna değerdi. İlk imza günüydü. Lansmana özel elbise, ayakkabı, saç makyaj… Her şey rüya gibiydi. Gelen tebrikler, fotoğraf çekilmeler. Bir iki ay mutluluğu devam etti. Dönüp dönüp imza günlerinin fotoğraflarını paylaştı. Beğeniler vardı, yorumlar vardı, alkış emojileri vardı… Fakat satış yoktu.
Ardından sosyal medya hesabına bir mesaj daha geldi.
“Tebrik ederiz. Yılın Yazarı seçildiniz. Lütfen iletişim bilgilerinizi yazınız.”
Selenay’ın gözleri doldu. Demek başarmıştı. Telefon çaldı.
Karşıdaki genç ses kırmızı halıyı, profesyonel makyajı, ünlülerle çekilecek fotoğrafları uzun uzun anlattı. Sonra cümlesini tamamladı.
“Yalnız sponsor bedeli elli bin lira.”
Selenay çok sevindi. Sonunda ilk defa kitabından para kazanacaktı. Hem gidecek konaklayacak hem de yol ve masraflar için kendisine para verilecekti. Mahcup bir şekilde, “Hiç gerek yoktu.” dedi. Karşıdaki ses kahkaha atmamak için kendini zor tutuyordu. “Yanlış anladınız. Gecenin sponsorlarından biri sizsiniz, ücreti siz ödeyeceksiniz.” Selenay hesapladı iki bilezikten biraz az. Sonuçta “YILIN ALTIN YAZARI” olacaktı. Bilezikleri bozdurdu.
Kocasına söylemeden parayı gönderdi. İstanbul’daki otelde kocasının ücretsiz zannettiği ödülünü aldı. Kırmızı halıda yürüdü. Fotoğraf çektirdi. Sosyal medya hesabına onlarca paylaşım yaptı. Beğeniler vardı, yorumlar vardı, alkış emojileri vardı… Fakat satış yoktu. Sonra başka bir ödül, başka bir ajans, başka bir plaket. Her telefon aynı cümleyle bitiyordu. “Yalnız… Sponsorluk bedeli…” Selenay artık devamını biliyordu. “Ne kadar?” Her ödül için bir iki bilezik daha bozdurdu. Değerli taşın değeri kadar artan fiyatlar, manken eskilerinden, unutulmaya yüz tutmuş ünlü eskilerinden alınan plaketler. YILIN GÜMÜŞ YAZARI, YILIN PLATİN YAZARI, YILIN ELMAS YAZARI, YILIN YAKUT YAZARI, YILIN SAFİR YAZARI, YILIN ZÜMRÜT YAZARI… Beğeniler vardı, yorumlar vardı, alkış emojileri vardı…
Fakat satış yoktu.
Bir sabah sosyal medyasına televizyon programından mesaj geldi. “Sizi canlı yayında ağırlamak istiyoruz.” sevinçle kabul etti. “Yalnız tanıtım bedelimiz…” Selenay hazırlandı, süslendi püslendi kana gitti. Çekimler yapıldı. Her şey rüya gibiydi. Bir sürü sosyal medya paylaşımı yaptı. Tebrikler hava da uçuştu. Ardından farklı televizyon programlarından, dijital kanallardan mesajlar geldi. Çalışan sayısının izleyen sayısından fazla olduğu kanallarda boy gösterdi. Herkes hayranlıkla onu izliyordu. Beğeniler vardı, yorumlar vardı, alkış emojileri vardı… Fakat satış yoktu.
Başka bir gün sosyal medyasına kitap fuarından mesaj geldi. “İmza günü düzenlemek ister misiniz?” Selenay hiç tereddüt etmeden onun da kabul etti. “Yalnız… Stant ücretimiz…” Yine ödedi. Fuarda masasına oturdu. Onlarca fotoğraf çekildi. İnsanların ellerine zorla kitabını tutuşturuyor onlarla fotoğraf çekiliyordu. Yan masalarda kuyruklar uzuyordu. Masalarına çiçekler, çelenkler gönderiliyordu. Onun masasının önünden ise insanlar afişine bakıp geçiyordu. Akşama kadar yalnızca bir kitap satıldı. Onu da yan stanttaki görevli Selenay’ın bakışlarına dayanamayarak nezaketen aldı. Kafelerde, kapalı ve açık alanlarda fuar düzenleyen organizatörlerin tüm tekliflerini kabul etti. Paylaşımlar yapıldı. Beğeniler vardı, yorumlar vardı, alkış emojileri vardı… Fakat satış yoktu.
Bu hâl Selenay’ın içini ince bir melal sardı. Günler geçiyor, evin içinde aynı serzeniş dönüp duruyordu.
“Kimse kitap okumuyor.” Selenay üzüntüden ve stresten kilo kaybetmeye, hiçbir şeye odaklanamamaya, evin işlerini aksatmaya başladı. Kocası sessizce onu izliyordu, karısının içten içe yanmasına artık göz yummayarak gizlice piyasadaki satılmayan kitapların tamamını satın aldı. İl, ilçe halk kütüphanelerine, belediye kütüphanelerine, okullara kargo ile gönderdi. Bir türlü kitaplar bitmiyordu. Civardaki sahaflara ve kitap evlerine de ücretsiz dağıttı. Birkaç saat geçmeden yayınevinden telefon geldi.
“Tebrik ederiz. İlk baskınız tükendi. İkinci baskıya geçiyoruz.”
Selenay’ın yüreğinde bir şeyler kıpırdadı, bir süre sonra infilak etti. Sevinç gözyaşlarını tutamadı. “İkinci baskı…” Başka hiçbir şey duymadı. Yayınevinin istediği ücret ilk baskıdan daha maliyetliydi, kâğıt ücreti, basım, bilmem ney… bir şeyler geveledi yayınevi sahibi. Kocası bankadan kredi çekerek ödemeyi yaptı. Yeter ki karısı mutlu olsundu. Kocası ona yaptığını itiraf etti. Selenay önce üzüldü, sonra da kitabı okurlara ulaşacağı için sevindi. Kocasına sımsıkı sarıldı. Evde kalan kitapları eşe dosta dağıttı. Artı raconu biliyordu.
Ne bileziği kalmıştı ne de birikmiş parası. Son parası ile bir reklamcıya gitti yüzlerce plaket yaptırdı. Çalışma masasının arkasına dizdi. Canlı yayınlarını o duvarın önünde yapmaya başladı. Plaketlerin parlaklığı, odadaki sessizliği örten sahte bir tezahür gibiydi.
Yıllar geçti. Gazetelerde adı vardı. Televizyonda görüntüsü vardı. Fuarlarda fotoğrafları vardı. Ödül törenlerinde alkışları vardı. Telefonunda yüzlerce tebrik mesajı vardı. Ama okuru yoktu. Bir sabah çalışma odasının kapısını açtı. Duvarlarda plaketler parlıyordu. Masanın üzerinde ödüller sıralanıyordu. Köşede ise üzerine gubari çökmüş kitap kolileri sessizce bekliyordu. Selenay uzun süre hiçbir şey söylemedi. Evin bir odası ödüllerle dolmuştu. Diğer odası ise satılmayan kitap kolileriyle. Kapıyı hüzünle kapatıp mutfağa geçti.
İnci Yılmaz Şimşek
