ORHAN DEĞİRMENCİ Postacının elime tutuşturduğu zarfa daldım gittim. Kapı aralıktı, öyle kalakalmıştım. Bir süre sonra kendime gelip kapıyı kapattım, içeri geçtim. Zarfın içini az...
Altı aydır denizdeydi. Eski takalar ile Karadeniz’in azgın sularında balıkçılık yapmıştı ama kıtalararası yolculuğa çıkışı ılık bir pazar sabahına rastlamıştı. Çıkış, o çıkış oldu boğazdan.
Şimdi bilmediği bir yarımkürenin üzerinde yüzen demir gövdenin güvertesinden dolunayın aydınlattığı yüzeye bakıyordu. Düz bir ova gibi görünen deniz bütün heybetiyle gemiyi sürüklüyordu.
Deniz, ne büyülü kelime… Göğün bütün renklerine bürünen bukalemun gibi. Değişken ve aldatıcı. Aynaydı deniz, anaydı, can verendi, can alandı, aldığını saklayandı, sakladığını açığa çıkarandı. Sırlarla doluydu. Sırdaşı yoktu. Uçsuz bucaksızdı ama dalgaları her zaman bir kıyıyı döver dururdu. Ne eşsizdi.
Serpil Tuncer
Zinde Yayınları