SERÇE BAŞI Bağın sonunda, ağaçların yan yana dizildiği yerde, ağaçların ucu sallanıyor, rüzgâr esiyordu. Rüzgâr soğuktu… Adil dikenli tellere bastı, teller esnedi. Geçtiler. Gidip...
BAĞ BOZUMUNUN EŞİĞİNDE
yağmurlar kıvranıyor boğazımda
dudağındaki haritaların asırlık çığlığıyla
susuzluktan ölmek üzere kuşlar
çatlamak üzere elinde nar
tanelerinde taşıdığı senin bahçen oysa
susuzluğumu erişemediğim dağların bağrından dinle
gülün yağmurdan önce koktuğu kızıl bahçede
önü kesilen bulutların sessizliğiyle katıl sesime
eşlik et durmadan
bir çocuğun düşünde mırıldandığı türküye
yığıldım kurak bahçeye
dikenli tellere takıldı kırlangıçlar
bir damla yerle bir edecek tel örgüleri
kıracak aklın kafesini bir yağsa
damlaların kokusunda eriyecek güneş
güneş ki onu gizlice yaktık gecemizle
delicesine tutuştuk birbirimize
hasretti evleri adımlarımızda tüttüren
soluğuma bastığın mühürler biliyor hasreti
kurak toprağa arsızca sokulan tohumlar
türküsü sayıklama sanılan çocuk biliyor bir de
ah! elinde nar izleri kanıyor
tohumlar kıvranıyor toprakta
kokumda senin bahçeni
uçuşumda dağlarını taşıyordum oysa
evim neden yıkıldı
neden bahçemde başakların sırrı
dolmak yetmiyor yağmak için
ağzımda kanat sesleri sustu
Canan Örs
