0

KAYBOLAN ANTAKYA’NIN CANLI TANIĞI: HE CÂNIM BABA VE HATIRALAR

Kamil Akdoğan tarafından kaleme alınan “He Cânım Baba ve Antakya Hatıraları”, yazarın babası Oğuz Akdoğan’ın yaşam öyküsüne ve Antakya’nın köklü kültürel mirasına odaklanan biyografik ve anı türünde bir eserdir. Haziran 2023’te yayımlanan kitap, kişisel bir aile tarihçesi olmanın ötesinde, bir dönemin sosyal yapısını ve Antakya’nın tarihsel dokusunu da kayıt altına almaktadır. Kitap hakkında yapılabilecek genel değerlendirme şu ana başlıklar altında toplanabilir:

İçerik ve Tematik Yapı

​Kitap, yazarın babası Oğuz Akdoğan’ın 1930 yılında Antakya’da başlayan ve 2020 yılına kadar uzanan yaşam yolculuğunu kronolojik bir akışla sunmaktadır.

​Aile Tarihçesi ve Şecere: Akdoğan ailesinin 1700’lü yıllarda Hama’dan göç edişinden başlayarak Antakya’daki yerleşim süreçlerine ve akrabalık bağlarına dair detaylı bilgiler sunulur.

Eğitim ve Meslek Hayatı: Oğuz Akdoğan’ın Antakya’dan Diyarbakır’a uzanan eğitim yılları ve Ankara’daki öğretmenlik kariyeri, dönemin eğitim sistemine de ışık tutmaktadır.

Antakya Hatıraları: 1930’lu yılların Antakya’sı, Fransız dönemi hatıraları, mahalle kültürü ve eski Antakya evleri kitabın en canlı bölümlerini oluşturur.

​Eserin en dikkat çekici yönü, temel kaynağının yazarın cezaevinde olduğu dönemde babasıyla yaptığı görüşmelerde tuttuğu günlükler olmasıdır.

Kamil Akdoğan, Sincan F-Tipi Cezaevi’nde babasıyla yaptığı her sohbeti en ince ayrıntısına kadar not etmiş, bu notlar kitabın iskeletini oluşturmuştur. Kitap, babasına verdiği “Seninle kitaplar yazacağız” sözünü tutan bir evladın vefa borcu niteliğindedir. Anlatım, akademik bir dilden ziyade sohbet tadında ve anıların sıcaklığını koruyan bir yapıdadır. Kitap, sadece metinlerden oluşmayıp zengin bir görsel ve belge arşivi sunmaktadır: Kitapta aile şecereleri, eski nüfus cüzdanları, diplomalar, teşekkür belgeleri ve babasının yaşamının farklı dönemlerine ait çok sayıda fotoğraf yer almaktadır.

Antakya’nın 2023 depremi öncesindeki sosyal yapısını ve aile bağlarını anlatması bakımından “kaybolan bir kentin” belleği olma özelliğini taşır. Eserde Oğuz Akdoğan’ın kendi şiirlerinin yanı sıra annesi Vecihe Akdoğan’ın onun için yazdığı şiirlere de yer verilerek ailenin edebi yönü vurgulanmıştır.

​”He Cânım Baba”, bir babanın portresini çizerken aynı zamanda bir kentin ve bir kuşağın ruhunu yansıtan duygusal bir çalışmadır. Yazarın “içinde yazan her şeyin doğru olduğunu çok iyi biliyordu çünkü hepsini kendi yazmıştı zaten” ifadesiyle belirttiği gibi, kitap Oğuz Akdoğan’ın bizzat kendi anlatımlarına dayanan otantik bir yaşam hikâyesidir. Hem yerel tarih meraklıları hem de biyografi sevenler için önemli bir kaynak, belgesel niteliğindedir.

Kamil Akdoğan tarafından kaleme alınan “He Cânım Baba ve Antakya Hatıraları” adlı eserden, kitabın ruhunu ve derinliğini yansıtan dikkat çekici bazı bölümler şunlardır:

Kitabın Yazılış Öyküsü ve Vefa (Önsöz)

​Kitabın en etkileyici yönü, yazarın cezaevinde olduğu zorlu dönemde babasıyla yaptığı görüşmelerdeki notlara dayanmasıdır. Yazar, Sincan F-Tipi Cezaevi’nde kaldığı 4 yıl boyunca babasıyla yaptığı sohbetleri, görüş biter bitmez kâğıda döktüğünü belirtir. Bu notlar, normalde akılda tutulması zor olan tarihleri bile en ince ayrıntısına kadar korunmuştur.

24 Mart 2004 tarihinde Sincan’da yazdığım satırlarda şunlar vardı: “Babamla her zamanki gibi güzel bir sohbet yaptık. Artık bu görüşlerden tadına doyulmaz bir zevk almaya başladım. (…). Biliyorum ki babamın da hoşuna gidiyor bu sohbetler. Süre o kadar kısıtlı olmasına rağmen Bartın’da ya da Ulucanlar ‘da böyle sohbetler yapabilmenin koşulu hiçbir zaman olmamıştı.”

Kamil Akdoğan, babasına cezaevinden çıktığında “Seninle çok güzel işler yapacağız, kitaplar yazacağız” demiştir. Bu kitap, o sözün tutulduğu, babasının vefatından sonra tamamlanan bir vefa belgesidir. Kitap, sadece bir biyografi değil, aynı zamanda 1930’lu yılların Antakya’sına tutulan bir aynadır. Oğuz Akdoğan’ın “Antakya’yı sıksan herkes akraba çıkar” sözü, kentin o dönemdeki iç içe geçmiş sosyal dokusunu özetler.

İlginç bir anekdot olarak, babası Sadık Akdoğan’ın oğlu Oğuz’a “Habeş İmparatoru” diye hitap etmesi yer alır. Bu lakap, o dönem yoksul ülkesi için bir umut olan Habeş (Etiyopya) İmparatoru Haile Selassie’ye duyulan sempatiden gelmektedir. Dedesi Sadık Akdoğan’ın içki içmesiyle bilindiği, bu yüzden çevresindekilerin “Hacca gitse gitse ancak devesi gider” diyerek ona “Devesi Hacı” şeklinde takıldıkları anlatılır. Oğuz Akdoğan’ın ailesine olan derin sevgisi, kitapta yer alan şiirlerle somutlaşır. 1982 yılında annesi Vecihe Akdoğan için yazdığı “ANNEME” şiirinde, ondan kopan bir parça olduğunu ve içindeki tüm sevapların annesinden geldiğini dile getirir.

 ANNEME

“Tüm enerjim bütünüm, bütünüyle gördüğün/ Senden kopan bir parçan/ Bu ufak bedendir ki bensin bendeki/ İmanı vicdanı tam – mübarek ramazanda/ Öğle vakti cumada – camide diyen imam İşittiğim sendeki/ Günahlarımla çok uzağım senden/ Sendendir sevaplarım, sendendir iyiliklerim/ Ilık sevgin içimde, fersin gözlerimde/ İçimdeki gözümdeki/ Uydunum çizdiğin yörüngede/ Sana dönüksem gündüzüm/Hep sen varsın gecemde/ Sana varlığım öyle bir bendeki” 1982

2001 yılında, vefatından yıllar sonra çok sevdiği kayınvalidesi Feride Apak için yazdığı şiir, aile bağlarının ne kadar güçlü olduğunu gösterir.

 FERİDE APAK İÇİN

“Az konuşur öz söyler/ Sevdiğini çok sever/ Eşe dosta tam yaver/ Anlayanlar öyle der/ Eksilmez hiç değerin/ Bizde sevgin pek derin/ Derunumuzda yerin/ Arayanlar öyle der/ Müfide, Oğuz, Kâmil Haluk Kemal ve de Gül/ Arıyor seni gönül/ Ananlar hep böyle der/ Severken sevdirirdin/ Azıcık da gülerdin/ Benim Kamilim derdin /Ana yarlar öyle der/ Dokuz yüz seksen dokuz/ Ay eylül yirmi dokuz/ Cuma’da iken Oğuz/ Evde vefat etmişsin”

Oğuz Akdoğan’ın son yıllarında Alzheimer ve yürüme zorluğu çekmesine rağmen hayata bakışı takdire şayandır. Nasıl olduğu sorulduğunda daima “sonsuz şükürlerini” sunması, onun karakterinin nezaketini yansıtır. Pijamasını ayakta giyebildiği sürece kendisini genç sayacağına dair inancı, fiziksel zorluklarına rağmen bu alışkanlığını son ana kadar sürdürmeye çalışması dokunaklı bir detaydır. Kitabın sadece kuru bir biyografi olmadığını, aksine derin bir sevgi, tarihsel tanıklık ve insan sıcaklığı taşıdığını kanıtlar niteliktedir.

​”He Cânım Baba”, bir babanın portresini çizerken aynı zamanda bir kentin ve bir kuşağın ruhunu yansıtan duygusal bir çalışmadır. Yazarın “içinde yazan her şeyin doğru olduğunu çok iyi biliyordu çünkü hepsini kendi yazmıştı zaten” ifadesiyle belirttiği gibi, kitap Oğuz Akdoğan’ın bizzat kendi anlatımlarına dayanan otantik bir yaşam hikâyesidir. ​Kitabın sadece kuru bir biyografi olmadığını, aksine derin bir sevgi, tarihsel tanıklık ve insan sıcaklığı taşıdığını kanıtlar niteliktedir. Hem yerel tarih meraklıları hem de biyografi sevenler için önemli bir kaynaktır.

Canan Sanlı

Karşıyaka, 15.02.2026 

 

 

 

 

 

 

 

İlgili İçerikler