0

ISRARIN EDEBÎ AHLÂKI: KAMİL AKDOĞAN’IN UMUT İRADESİ

Bazı yazarlar sadece hikâye anlatmaz aynı zamanda iz de sürer. Onlar, okuru bir olayın üstünden geçirip bırakmaz, olayın içine saklanan insanı arar. Kamil Akdoğan’ın Ben Sabi: Azonya’dan Yazıyorum romanında gördüğümüz şey de tam olarak budur: Güçlü bir ısrar, sabırlı bir takip ve “bırakamama” yani pes etmeme, vazgeçmeme ahlâkı.

Romanın ilk hareket noktası küçük bir eşya ve küçük bir cümledir: bir matara, içinden çıkan not, bir çocuğun “duyulma ihtimali” ne bağladığı son ip… O andan itibaren metin, okuru “duygulanım” la değil, sorumlulukla yürütür. Hakan’ın karakola gidip “bir sonuç çıkmıştır umuduyla” meseleye dönüp dönüp bakması, romandaki ısrarın ilk işaretidir (Akdoğan, 2024, s. 24). Buradaki umut, romantik bir teselli değil, takip etme iradesinin adıdır.

Akdoğan’ın kurduğu karakterler, “bir not bulundu, üzüldük” noktasında kalmaz. Sahi, bir not bulmak neyi değiştirir? Çoğu hayat, bu soruya “hiçbir şeyi” diye cevap verebilir. Ama romanda başka bir cevap vardır: Bir not, bir hayatın geri dönüş anahtarı olabilir. Bu yüzden Hakan ve Selma, “Sabit mi, Sabi mi?” ihtimalini büyütür; araştırmayı genişletir, bir adın harflerini bile titizlikle takip eder. Selma’nın “Belki adını yanlış yazdı” sezgisi, takip iradesinin zihinsel biçimidir: ihtimal üretmek (Akdoğan, 2024, s. 47). Ardından gelen cümle, romanın kalbini açar: “En büyük ümitleri… Sabit’i görmek…” Ümit, burada beklemek değil; yola çıkmaktır (Akdoğan, 2024, s. 46).

Bu ısrar, romanda yalnız “gençlik idealizmi” olarak kalmaz; bir tür iz sürme etiğine dönüşür. Usta gazeteci Yusuf Tufan Aktungalı’nın devreye girişiyle takip iradesi, bireysel meraktan toplumsal sorumluluğa taşınır: Sabit’in “—hâlâ yaşıyorsa— Azonya’da olduğuna” inanır (Akdoğan, 2024, s. 58). Bu, romanda bir dönemeçtir; çünkü ısrar artık yalnız duygusal değil, yön tayin eden bir kanaat olur.

Kamil Akdoğan’ın kitabında bu takip ahlâkı, “umut” kavramını da iyice derinleştirir. Tam burada “umut zekâsı”nın bilgi ve disiplin boyutu görünür olur: Umut, yalnızca duygusal bir iyi his değil, hakikate dair bilgi toplama, veriyi ayıklama, sabırla iz sürme ve çözümü inşa edecek adımları düzenli biçimde atma becerisidir. Akdoğan’ın romanda kurduğu takip ahlâkı, umudu kuru bir “temenni” olmaktan çıkarıp çalışılan, delillendirilen, adım adım yürütülen bir yetkinliğe dönüştürür; yani umut burada, duygunun omzuna yaslanan bir söz değil, bilginin ve disiplinin sırtına dayanan bir yürüyüştür.

Akdoğan’ın edebî dünyasında ısrar, sadece “bulmak” için değildir. Israrın hedefi, kimliği geri çağırmaktır. Romanın finalindeki “Annem Feriha” cümlesi, kaybın içinden geri gelen kimliğin işaret fişeğidir (Akdoğan, 2024, s. 80). Ardından aynı sayfada, hayatın yeniden kurulacağı ufuk açılır: Sabit “yeni bir geleceğe” doğru yürür; umut artık yalnız kavuşma değil, kavuşmadan sonra kurulacak hayatın imkânıdır (Akdoğan, 2024, s. 80).

Bu noktada yazarın kendi hayat çizgisine da bakmak, romandaki takip iradesini daha görünür kılar kanaatindeyim. Akdoğan, şiirle başlayıp deneme, makale ve anıya uzanan bir yazın hattına sahiptir. Ayrıca dergi ve yayınevi yöneticiliği yapmaktadır. Dergicilik ve yayıncılık, hızlı hüküm vermek değil iz sürmek; ilk bilgiyle yetinmemek, ayrıntıyı doğrulamak; bir metni, bir dosyayı, bir hikâyeyi “sonuna kadar götürmek” demektir. Romandaki ısrarın arka planında, bu disiplinin de izi sezilir: Umut, burada sadece bir duygu değil, bir çalışma ve davranış biçimidir.

Kamil Akdoğan’ın ısrarı, roman boyunca bir “kahramanlık” gösterisine dönüşmeden ilerler ve daha incelikli bir yerde durur; vicdanın sürekliliği. Bugünün dünyasında çoğu acı hızla tüketilir; görüntü olur, duygu olur, sonra akıp gider. Akdoğan ise akıp gidenin peşine düşer. Bir matarayı, bir notu, yanlış yazılmış bir adı, sınırın soğuk çizgisini… Hepsini aynı sorunun etrafında toplar: “Bu çocuk nerede?” Ve bu soruyu kolay cevaplarla susturmaz. Bu iz sürme hikâyesi, Umut Zekâsının yedi yetkinliğini de aynı potada toplar: hakikati görme, duyguyu yönetme, anlam kurma, seçenek üretme, planlı adım atma, sebat etme ve dayanışmayı organize etme.

Belki de bu romanın asıl cümlesi şudur: Umut, bazen bir his değil, bir ısrar ve irade biçimidir. Umut, “bulur muyuz?” sorusundan daha çok, “bırakır mıyız?” sorusunun cevabıdır. Akdoğan’ın umut iradesi, okura tam burada seslenir: Bir insanı aramaya değer bulduğun anda, artık sen de o insanın hikâyesine dahilsin. Ve dahil olduğun hikâye, seni ya bırakmaya ya da takip etmeye zorlar. Çünkü bazen insan, en çok takip ettiği şey kadar insan olur.

Ve umudunuz kadar takip edersiniz; hayatı, insanı, anlamı ve varoluşunuzu…

Muharrem Demir

Kaynakça: Akdoğan, Kamil. Ben Sabi: Azonya’dan Yazıyorum. Ankara: Akdoğan Yayınevi, 2024.

 

İlgili İçerikler