0

MASAL

Hava kasvetli

Sıcaklık bir buhran yaratıyor

Hızlı adımlarla ilerliyorum. Yürümek iyi geliyor. Yönümü nereye çevireceğimi bilmiyorum. Yalpalıyorum aniden. Sonra yeniden hızlanıyorum. Varış neresi? diye soruyorum. Cevap gelmiyor küsüyorum. Bir simitçi “Abi simit al.” derken acıktığımı hissediyorum. Aslında bedenimin sesi hiç duyulmuyor.  Annemle babamın vefatından sonra hep böyle yaşamışım. Tam bunları düşünürken bir çocuk ağlaması beni durduruyor. “Güzel kızım ağlama.” Etrafıma bakıyorum. Sonra ilerlemeye devam. Güneş iyiden iyiye kızdırıyor. Neredeyse yaprak kıpırdamıyor. Tanrı istemezse yaprak düşmezmiş şarkısını mırıldanıyorum. Bir parkın içinden geçiyorum. Çocuklar neşeli. Gün geçiyor.  Ben ise dirilmek için uğraşıyorum. Sabah yediğim tokat aklımı karıştırıyor hala. Benimle nasıl öyle konuşup gitti. Tam o anda bir şimşek çakmıştı. Oda bir anlığına bembeyaz oldu. O an anladım; aceleyle bağlanmak, beni eksik bırakmıştı.  Sana “beni bırakamazsın” diyorum. “Sen kimsin?” demişti.  “Seni çekemem…” daha fazla deyince bir rüyadan uyanmıştım.

Oysa bir masal yaratmıştım yeni dünyamda. Bu sefer olacak diyordum. Emek vermiştim. Ancak dünya denilen yerde yaratılan bu hayal sahici değildi. İnsan kaptırıyor masala kendisini. Ama mutluluğu fısıldamak için “Düşünmeli önce…” diyorum. Belki de hiç bahsi geçmiyor konuşurken. Anlaşılmıyor sözcüklerden. “Ne yapmalı?” diyorum. Düşüncelerde kalan tortulara bakıyorum. Beslemeli belki sürekli. Yapmacıkmış her şey derken dalıyorum sokağa. Bir avize dükkanının önünden geçiyorum. Sabahki serzeniş aklıma geliyor. Öncesinde konuşulanlar tatlı bir esinti. Evimizi yeniden döşemek için anlaşmıştık. Bir avize seçiyorum hemen. Belki belki…

Yalnızlık sarıp sarmalıyor etrafımı. Bir böcek gibi ezildiğim aklıma geliyor. Uzaklara dalıyorum yeniden. Ayaklarım direniyor. Elveda derken yüzündeki gülümseme beni ürkütüyor. Arkasından sövüp saymak istiyorum. Zor tutuyorum kendimi. Avazım çıktığı kadar bağırmak geliyor içimden. Bunca serzenişe rağmen hayat devam ediyor. Yeni masallar yaratmak üzere yolculuğa çıkıyoruz sürekli. İçimizdeki bu gücün kaynağını sorguluyorum. Var işte biliyorum. Bir çiçek hatırlatıyor. Bir ağacın kalın gövdesi bu duyguyu taşıyor. Akvaryumdaki bir balığın özgüveni tutunduruyor yaşama. Bir sıkışmışlık hissetmiyor adeta.

Ama insan çok sıkışıyor bazen. Belki de bir kuşun cıvıldamasını duyduğum için rahat bir nefes alıyorum. Oysa çoğu zaman duymuyorum. Soruyorum kendime “Kendi masalımdaki sorunun cevabı neydi?” Tıkanmış duygularla devam ediyorum. Yol boyu eksiltiyor bir şeyler beni. Tamamlanmak isterken kaybediyorum. “Amca parka gidelim.” diyor yanımdaki çocuk. Ben geçip gidiyorum. Bir hayalin peşinden giderken yokluğa yeniden abone oluyorum. Eksik bir şeyler kalıyor geriye. Adeta hiç tamamlanmayacak bir boşluk. Yeri dolmaz bir duygu kaplıyor yüreğimi. Ağlasam yeri…

Gökyüzüne bakınca fark ediyorum. Gün dönmüş akşam olmak üzere. Hafif bir kızıllık kaplamış gökyüzünü. “Klişe laflar etmeyi bırak!” diye hayıflanırken bir iç ses kaplıyor beni. “Hadi!” diyor durma takip et günü. O sana öğretir gerçeği. Yaşamın hallerini seyrederken anlarsın ne olduğunu. Eve doğru geldiğimi fark ediyorum. Marketteki Ahmet Bey “Merhaba Emin Bey” diyor. Bütün gün sesim çıkmamıştı. “Merhaba” diyorum. Çevreme bakıyorum. İnsanlar veriyor cevapları sanki. “Yaşam telaşına kaptırınca kendini, geçer…” diyorum. Ama öyle kolay olmayacak gene biliyorum. Sessizleşiyorum yine. “Bugün artık başka bir gündür” diyordu filmde. Apartmandan içeri girip iç çekerek kapıyı sessizce açıyorum. Kaldırımdaki buhran eve sinmiş. Akşam kendini gösteriyor. Avizeci aklıma geliyor. Aydınlanıyor ev ama nafile.  Perdeden sızan geceyi kokluyorum yine. Yalnızlık çökmüş pencereden dışarı bakıyorum. Sokak lambaları yanıyor o an. Birden ürperiyorum. İç ses “Silkelen ve kendine gel!” diyor. Bakalım sabah örtebilecek mi gerçeği?

“Bilinmezlik diyorum.

Adeta bizi yaşama bağlayan şey. “

Bu bilinmezlik bizi umuda çağırıyordu.

Çünkü başka türlü… yaşanmazdı.

Nurhayat Kayar

 

İlgili İçerikler