0

BİRDEN ÇOK, İKİDEN AZ

İşten çıktı. Yorgun bir şekilde eve dönüyordu. İşyeri ile evinin arası yürüyerek yaklaşık on beş dakikaydı. Otobüse binmedi.

Selen, yirmi sekiz yaşındaydı. Çoğu zaman iş çıkışı eve yürüyerek dönerdi. Bu arada küçük alışverişler yapıp evin ihtiyaçlarını karşılamayı da bir alışkanlık edinmişti. O gün önce markete uğradı. Bir ekmek, bir paket makarna ve salata için sebze aldı. Kasaya yaklaşıp parayı ödedi. Kasiyerin işi uzayınca -teknik bir arıza olmuştu- dışarıya şöyle bir baktı. Marketten bir kadın çıkıyordu. Kadının elinde poşet yoktu. Alışveriş yapmadığını düşündü. Her halinden kadının acele ettiği de belli oluyordu.

Kasanın önünde beklerken Selen marketten ayrılan kadının saçlarında kendisinde de olan tokayı fark etti. Beyaz boncuklu, büyük bir tokaydı bu. Kadın, uzun saçlarını arkadan toplamıştı. Selen bu tokayı arada bir kullanırdı.

Kadını gördüğü on beş yirmi saniyelik zaman diliminde, daha başka ayrıntıları pek seçememişti. Yalnız kadının üzerinde açık kahverengi, kaşe, uzun bir palto olduğunu fark etmişti.

Daha fazla ayrıntıya da gerek yok, diye düşündü. “Aynı tokayı kullanan onlarca kadın olabilir.”

O sırada kasiyer işini bitirdi.

“Para üstünü alabilirsiniz. Buyurun,” dedi Selen’e.

Selen dışarıya yönelen bakışlarını kasiyere çevirdi.

“Teşekkür ederim,” dedi.

Aldıklarını poşete yerleştirip marketten çıktı.

Dışarıya adımını atar atmaz, iki üç tane köpek yanına yaklaştı. Selen çantasında hayvanlar için az miktarda mama mutlaka bulundururdu. Kuru mamayı çıkarıp köpeklere verdi. Ardından başını kaldırıp sokağı inceledi. Az önceki kadını gördü bir ara yeniden. Kadın, köşeyi dönüp gözden kayboldu.

Selen’in evi de o yöndeydi. Köpekleri sevdikten sonra, hızlı bir şekilde yürüdü. Önce bir pastaneye uğrayacak, kendisine tatlı bir şeyler alacak, ardından da eve geçecekti.

Yol üstündeki pastaneye sık giderdi. Adımlarını sıklaştırdı. İş çıkışı olduğu için sokaklar kalabalıktı. Kalabalığın içerisinde kimi zamanlar kaybolduğunu hissederdi. Sokaktan geçen herhangi birisiydi işte, tıpkı diğerleri gibi.

“Herhangi birisi,” diye yüksek sesle konuşurken yakaladı kendini sokağın ortasında.

Bu umutsuz ruh halini, hep olduğu gibi yorgunluğuna bağladı yine.

Pastaneye girdi. Pastanede çalışan görevli kız, bir müşteriyle konuşuyordu. “Nuran Hanım,” dedi, “bir başka isteğiniz var mı?”

Nuran Hanım çantasından cüzdanını çıkardı ve “Hayır, yok,” diyerek parayı ödedi. “Nuran Hanım” olarak seslenilen bu kadın, kendisiyle aynı tokayı kullanan, market çıkışında gördüğü kadındı.

Alışverişini tamamlayan Nuran Hanım, pastaneden ayrıldı.

“Selen Hanım, hoş geldiniz,” dedi bu kez kız. Melek adındaki bu kızla tanışıyorlardı. Akşamları pastaneye gide gele çalışanlarla bir bakıma arkadaş olmuştu Selen.

“Ben kakaolu bir kek alayım,” dedi.

“Elbette,” dedi Melek. “Üzerine çikolata sosu ister misiniz?”

“Bilemiyorum. Önerir misiniz?”

“Harika olur. Az önce aynı şeyi Nuran Hanım’a da önerdim.”

“Nuran Hanım?” dedi.

“Çoğu akşam uğrar buraya. Genelde sizin gibi kakaolu kek alır. Bazen de frambuazlı pasta. Az önce ayrılan bayandı.”

“Bayılırım ben de,” dedi gülerek.

“Kesinlikle,” dedi Melek. “Müşterilerimizin damak tadına çok dikkat ederim.”

Selen, kısa bir an tereddüt etti; sonra biraz çikolata sosunun da fena olmayacağını söyledi. Kekini alıp dışarı çıktı. Şu Nuran’la daha başka benzer yönlerinin olup olmadığını merak ediyordu.

Pastanenin oradan sağa saptı. Küçük bir yokuş vardı. O yokuşu tırmanacak, ardından sola dönecek ve yaklaşık elli metre sonra eve varacaktı. Az kaldı, dedi kendi kendime. Nuran denilen kadın yokuşun başında durmuştu, bir adamla konuşuyordu. Adama dikkatlice baktı Selen ve bu adamın arkadaşı Sönmez olduğunu anladı.

Aralarındaki kısa konuşmadan sonra Nuran, Sönmez’in koluna dokundu. Büyük bir olasılıkla

“Görüşürüz,” diyorlardı.

Sönmez aynı samimiyetle davrandı. Kısa bir süre için birbirlerine sarıldılar; sonra ayrıldılar. Nuran yokuşu tırmanıyordu; Sönmez de aşağıya doğru geliyordu. Selen, “Sönmez!” diye bağırdı. Sönmez onu görünce sevindi. “Merhaba,” dedi. Ayaküstü konuştular biraz. Selen konuyu Nuran’a getirdi.

“Seni az önce birlikte gördüğüm şu kadın?” dedi.

“Nuran mı?” dedi Sönmez. “Çok eski arkadaşımdır.”

“Sanırım buralarda yaşıyor,” diye sürdürdü konuşmasını Selen.

“Evet, burada oturuyor,” dedi Sönmez. “Yokuştan sola döneceksin. Evi az ileridedir.” Buna şaşıran Selen “Ya!” dedi yalnızca.

“Sen tanıyor musun Nuran’ı?” diye sordu Sönmez. “Neden şaşırdın?”

Selen, “Hayır, tanımıyorum,” dedi. “Bugün bir yerde onu gördüm de… Adını da pastanede öğrendim.”

Yokuşun başında Nuran’ı yeniden görür gibi oldu. Başını çevirdi. Yolun aşağı tarafına doğru baktı sonra. Yine oydu. Hayır, değildi. Yokuşun ortasında gördü Nuran’ı. Yo, görmediğini biliyordu.

Bir anda her yer Nuran’la dolar gibi oldu. Sanki onlarca Nuran o boncuklu tokasıyla etrafını sarmıştı. Kahverengi paltosuyla işte karşısındaydı. Yoo, hayır, değildi. Bu olanlara bir açıklama bulamadı o an. Çevresini dikkatlice gözden geçirdi. Sönmez gitmişti. Sönmez’i hiç görmemiş miydi ve onunla konuşmamış mıydı? Bilmiyordu. Az önce onunla beraberdi. Sönmez “Hoşça kal,” diyerek yanından ayrılmıştı ya! Zihni dağıldı. Nuran’la ilgili o garip görüntülere aklı takılınca Sönmez’e odaklanamamıştı. Hepsi bu!

Evet, son kararı buydu! Bir top yukarıdan yuvarlana yuvarlana aşağıya iniyordu. Üç beş çocuğun yokuşta eğlendiklerini gördü. Onlara doğru yürüdü.

“Çocuklar, iyi akşamlar,” dedi.

İçlerinden birisi, “İyi akşamlar,” dedi.

“Az önce buradan kahverengi paltolu bir kadın geçti mi? Gördünüz mü?” diye sordu.

“Hayır,” dediler. “Yaklaşık yarım saattir buradayız. Öyle bir kadın görmedik.”

“Gözünüzden kaçmış olabilir mi peki?” diye sordu.

“Mümkün değil. Hep buradaydık,” dedi çocuklardan biri.

Yokuşu dönüp uzaklaştı. İlginçtir ki, Nuran önden gidiyordu. Adımlarını hızlandırdı. Sonunda onu yakaladı.

“Pardon, bakar mısınız?” diye bağırdı, kadının arkasından.

Kadın, dönüp baktı. “Evet, buyurunuz!” dedi.

“Nuran Hanım, siz misiniz?” diye sordu.

Hayır, dedi kadın, benim adım Selen.

“Pardon?” dedi.

“Benim adım Selen,” diye yineledi kadın.

“Ama,” dedi, “bu imkânsız. Az önce sizin adınızın Nuran olduğunu söylediler.”

“Bir yanlışlık olacak,” dedi. “Siz başka birini arıyorsunuz.”

“Aramak?” dedi kendi kendine ve söyleyecek pek bir şey bulamadı.

“Şimdi ayrılmalıyım. Umarım aradığınızı bulursunuz,” dedi kadın.

“Evet,” dedi, “tabii.”

Nuran’ın veya Selen’in uzaklaşmasını seyretti. Evinin olduğu apartmana girdi kadın. Birkaç dakika dışarıda bekledikten sonra Selen de apartmana girdi. Görünürde kimse yoktu. İkinci kata çıktı, anahtarı deliğe soktu; kapı açıldı. Gece, apartmanda birkaç defa sesini duydu onun. Kafası dalgın mıydı ve adını karıştırmış mıydı?

Bir buhran olabilirdi yaşadığı!

Nursel Güler

 

İlgili İçerikler