O gün yerin altından üzerine doğru yürüyordum. İnsanlar akın akın üzerime geliyordu. Herkesin acelesi vardı. Saatin tik takları yorgundu, yüzlerde umutsuz bir ölüm vardı....
O gün yerin altından üzerine doğru yürüyordum. İnsanlar akın akın üzerime geliyordu. Herkesin acelesi vardı. Saatin tik takları yorgundu, yüzlerde umutsuz bir ölüm vardı....
Gitmelerindendi içimdeki korkular Ve Gittin ya Kabus oldu uykular Gün ışığına inat açmıyorum perdeleri Güneşe hasret, menekşeye eziyet Umurumda değil baharın kokusu Rüzgarla gelen...
Bacaklarımdan şöyle bir tamir geçip, oturduğum yerde görebileceğim bir işe koydular beni: Yeni köprüden geçenleri sayıyorum. Hani ustalıklarını rakamlara dayandırmak hoşlarına gidiyor. Bir manasız...
Buzdolabı… Adı üstünde olduğu gibi… Buzu çok olmasa da buzdan dolap ya da dolaplı buz… Her evin mutfak ya da kilerinde mutlaka yer alan...
Annesi her sabah erkenden kalkmayı alışkanlık haline getirmişti. Biricik kızı için kahvaltı sofrasını özenle kurmaktan haz duyardı. Kızcağız maalesef pazar günleri dışında doğru dürüst...
Bu ülke bizden bahsetti. Erik Ağacı Öykü sitesi olarak kendilerine teşekkürlerimizi sunuyoruz.
Üç cüceydiler. Birincisi en yükseğe zıplayan, ikincisi en uzağa atlayan, üçüncüsü en derine dalan. Birincisi kuşları avlardı. İkincisi tavşanları yakalardı. Üçüncüsü balıkları tutardı. Üçü...
Altı aydır denizdeydi. Eski takalar ile Karadeniz’in azgın sularında balıkçılık yapmıştı ama kıtalararası yolculuğa çıkışı ılık bir pazar sabahına rastlamıştı. Çıkış, o çıkış oldu...
Gözüm seni gördü, sana aşina Her sabah güneşi bahar yüzünde Ağır gelir seni bende saklamak Gözüm gider gönül sana aşina Saçlarımda beyaz ellerde...