0

KALEMİN ÖZGÜRLÜĞÜ

Yaşar Kemal, henüz okuma yazma bilmediği çocukluk yıllarında köylerine gelen bir çerçinin elindeki kâğıda bir şeyler karaladığını görür. Merakla yanına yaklaşır ve ne yaptığını sorar. Çerçi, sattıklarını, aldıklarını ve hesaplarını unutmamak için yazdığını söyler. Belki de o an yalnızca ekmeğinin hesabını tuttuğunu sanıyordu. Oysa farkında olmadan çok daha büyük bir şey yapmıştı; bir çocuğun kalbine yazma arzusunun ilk tohumunu bırakmıştı. Ne kendisi bunun farkındaydı ne de karşısındaki çocuk, günün birinde o dili en güçlü kullanan yazarlardan biri olacağını biliyordu. Bazen bir insanın kaderini değiştiren şey büyük olaylar değil, sıradan görünen tek bir cümledir.

Belki de bu yüzden yazmanın tek bir sebebi yoktur. Her insan kaleme başka bir ihtiyaçla uzanır. Kimi aşkını kaybettiği için yazar, kimi çocukluğunu unutmamak için. Kimi söyleyemediği cümleleri kâğıda emanet eder, kimi hiç yaşayamadığı hayatları yazarken kurar. Yazının başlangıç noktası herkes için farklıdır; ama insanın kalemi eline alışındaki o görünmez ihtiyaç aynıdır. Çünkü insan, kendinden geriye yalnızca sessizlik bırakmak istemez.

Yazmak, hafızanın en güvenli sığınağıdır. İnsan ölür; yazılı cümle yaşamaya devam eder. Belki de bu yüzden yazı, zamana karşı verilmiş en zarif mücadeledir.

Roman yazarı için ise yazmak bambaşka bir anlam taşır. Yazmak artık yalnızca anlatmak değildir; bir dünya kurmaktır. Gerçek hayatta bize yalnızca tek bir ömür verilmiştir. Nerede doğacağımızı, hangi ailede büyüyeceğimizi, hangi çağın insanı olacağımızı seçemeyiz. Fakat yazar, boş sayfanın başına geçtiği anda bütün bu sınırların dışına çıkar.

Bir romanı yazmaya başladığımda çoğu zaman hikâyeyi benim yönettiğimi sanırım. Karakterlerin ne söyleyeceğine, nasıl yaşayacağına, hangi yolu seçeceğine benim karar verdiğime inanırım. Fakat sayfalar ilerledikçe bunun sandığım kadar doğru olmadığını görürüm. Başlangıçta yalnızca zihnimde beliren bir taslak olan karakterler, zamanla kendi seslerini bulmaya başlar. Artık benim kurduğum cümleleri değil, kendi söylemek istedikleri cümleleri kurarlar. Ben onları yönlendirdiğimi düşünürken, aslında onların peşinden yürümeye başladığımı fark ederim. Bir noktadan sonra onları ben yönetmem; onları dinlerim. Roman yazmanın en şaşırtıcı tarafı da budur. İnsan, yarattığı karakterlerin ilk tanığı, ilk sırdaşı ve ilk okuru hâline gelir.

İşte yazmanın bana verdiği en büyük özgürlük burada başlar. Gerçek hayat bana yalnızca kendi ömrümü yaşama imkânı vermiştir ama yazarken yüzlerce ömür yaşayabilirim. Bir çocuğun korkusunu, yaşlı bir adamın pişmanlığını, bir annenin sessizliğini, bir katilin vicdanını, bir âşığın umudunu aynı ömrün içine sığdırabilirim. Yazmak, yaşanmamış hayatların provasını yapmaktır.

Belki de bu yüzden hiçbir sanat dalı insana böylesine geniş bir özgürlük sunmaz. Yazarın asıl malzemesi kelimeler değil, insandır. İnsan kadar çelişkili, insan kadar derin ve insan kadar bilinmez başka bir malzeme yoktur. Bu yüzden edebiyat kusursuz insanlarla ilgilenmez. Onun asıl ilgisini kusurlar çeker. Korkular, saplantılar, ihanetler, pişmanlıklar, vicdan azapları ve merhamet… Çünkü insan ruhunun en güçlü hikâyeleri, en derin yaralarının çevresinde filizlenir.

Yazarın en büyük yalnızlığı da burada başlar. Yazdığı karakterler çoğu zaman kendisi sanılır. Oysa bir katili yazmak katilliği savunmak değildir; zalimi anlatmak zulmü övmek değildir. Yazar hüküm vermez; anlamaya çalışır. Çünkü edebiyatın görevi insanı yargılamak değil, insana kendini göstermektir. Edebiyat, insan ruhunun en karanlık odalarına tutulan bir fenerdir.

Elbette yazmanın bir bedeli vardır. Yazmak, yalnızca masa başında geçirilen saatler değildir. Yazmak bazen günlerce tek bir cümleyi aramaktır. Bazen aylarca üzerinde çalışılan sayfaları tek gecede silip yeniden başlayabilmektir. İyi bir metin çoğu zaman yazılan cümlelerden değil, vazgeçilebilen cümlelerden doğar. Yine de bütün bu zorluğa rağmen insanlar yazmaktan vazgeçemez. Çünkü yazmak yalnızca bir uğraş değildir; insanın kendini arama biçimidir.

Kimisi konuşarak hafifler, kimisi susarak. Ben ise yazarken kendime yaklaşırım. Belki de insan bu yüzden yazar. Daha uzun yaşamak için değil; öldükten sonra da konuşmaya devam edebilmek için. Çünkü ömür biter, ses unutulur, yüz silinir. Ama bir cümle, yüzyıllar sonra bile hiç tanımadığı bir insanın kalbine dokunabilir.

İşte yazmanın gerçek mucizesi budur.

İnsan fanidir; fakat iyi bir cümle, onu kuran insandan daha uzun yaşayabilir. Bu yüzden yazmak yalnızca kelimeleri yan yana getirmek değildir. Yazmak, ölüme karşı sessizce söylenmiş en eski ve en asil itirazlardan biridir.

Ahmet Haşim Güler

 

İlgili İçerikler