GARİP VELİ İLE YEŞEREN ŞİİRİN ARKA BAHÇESİ Bazı şiirlerini ‘Mehmet Ali Sel’ adı ile yayımladı. Asıl adı ise Ahmet Orhan’dı ama babasının adı olan...
VAKIF ŞEHİR ARTUKLU MARDİN
Zamanın durduğu şehir Mardin hakkında tarihî araştırmalar, Artuklu Üniversitesinin kurulmasıyla artsa da akademik yayınların belli bir kesime ulaşması nedeniyle, halkın çoğu yaşadığı kadim şehrin tarihinden habersiz. Son yıllarda bölgeye göz dikenlerin uydurduğu tarih ise sosyal medyada çığ gibi yayılıyor. Bu salgına karşı Mardin merkezde doğanlar elden geldiğince kitap ve makalelerle gerçekleri açıklamaya çalışıyor.
Bu konuda araştırmalar yapanların başında, İzmir Büyükşehir Belediyesi, İstanbul Bakırköy ve İzmir Buca Belediyelerinde Yerel Yönetimlerde uzun süre yönetici ve etkin görevlerde bulunan araştırmacı yazar Dr. M. Talat “Mardin Tarihi Kimliği” (2019) kitabının ardından “Vakıf Şehir Artuklu Mardin” (2024) kitabını yayınladı. İki ciltten oluşan “Mardin Kültürü, Mardin Müziği ve Folkloru” yakında raflarda yerini alacak. Değerli hemşerimi bu kutlu çabası için tebrik eder, kitaplarının her Mardinli’ nin kütüphanesinde yer almasını temenni ederim.
Mardin tarihinin derinliklerindeki belgelere dayanılarak yazılan “Vakıf Şehir Artuklu Mardin” kitabı, şehrin taşınmaz tapusunu kapsıyor. Editörlüğünü yapan rahmetli Ercan Doğu, 336 sayfalı eserin önsözünde duygularını şöyle yansıtır:
“Mardin sevdalısı herkesin evinde olması ve okunması gereken, her sayfası belge niteliğinde bir eser.” Sevdalandığı bu kentte; zamanı hoyratça tüketmek yerine, kentin geçmişini, tarihini ve gelecek nesillere aktarmanın yollarını aramış Dr. M. Talat. Şimdi 7 bin yıldan beri huzur ve barış içinde dil ve dinleri farklı toplulukların birlik, beraberlik ve kardeşlik duygularına ev sahipliği yapan bu kadim kente, memleket sevdasına sahip çıkılmasını istiyor.
Şimdi, Artuklulara üç asır başkentlik yapan Mardin’de Meliklerin/Sultanların cami, medrese, hamam, türbe, saray, kale, çeşme, ticaret yapıları gibi görkemli anıt eserler yaptıklarına ve bunları ayakta tutmak için önemli vakfiyeler kurduklarına dikkat çekerek, bu eserlerin ya bir yerine ya da müstakil bir türbe içine defnedilen Artuklu Sultanları ile yakınlarının sandukalarını yüzyıl öncesine kadar görmenin mümkün olduğunun altını çizdi. Bu anıtsal mezar yapılarından çok az bir kısmının günümüze gelebildiği ya da farklı bir yapı türüne dönüştürülerek işlevinin değiştirildiğini, bu yapılardaki mezarların ise ortadan kaldırıldığını vurguluyor. Amacını; “talan edilen vakıf mallarının izini sürmek, aslına uygun işlevlerini yerine getirmeleri için yol gösterici öneriler yaparak, kullanma ve koruma dengesi içinde sonsuza kadar ayakta kalmalarına vesile olmaktır” şeklinde açıklıyor.
“Vakıf Şehir Artuklu Mardin” kitabı; Önsöz, Sunuş, 22 Bölüm, Sonuç ve Kaynakça bölümleriyle birlikte 336 sayfadan oluşuyor.
Sunumda kentin Roma, akabinde Bizans İmparatorluğu döneminde çevresindeki Dara ve Nusaybin ve Zerzevan Kaleleri ile ön plana çıktığı ama kendisinin geri planda kaldığı, bölgeyi yönetenler tarafından, karakol olarak kullanıldığı, uzunluğu 800, eni 150 metre olan, yüksek bir tepenin üzerinde kurulu bir konumda olduğu belirtiliyor. Artuk Bey’in oğlu Necmeddin İlgazi’nin kenti ele geçirmesiyle birlikte Mardin’in Ortaçağın gözde kentleri arasına girdiği; Artukluların başkenti olunca kültür ve medeniyet açısından çevresindeki Amid, Hasankeyf, Cizre ve Musul gibi şehirlerle yarışır bir hâle geldiği; dinî, askerî, ticarî, eğitim ve sivil mimari eserlerle donatılarak bayındır hâle getirildiği bölgedeki konumu ve zenginliği, göz kamaştıran mimarî yapıları nedeniyle de çevre beyliklerin, İlhanlı ve Timur gibi iki büyük devletin istila ve yağmasına maruz kaldığı, buna rağmen Artuklu Sultanlarının yaptığı eserlerin varlığını koruduğu vurgulanıyor.
Artuklu Medeniyetinin kökeninin Türk olduğunu belgelerle açıklayarak, algı yoluyla hak iddiasında bulunan diğer savları çürütüyor. Anadolu’nun Müslüman Türkler tarafından fethi, Malazgirt Zaferi, Süryaniler’in Selçuklularla ilişkileri, Sultan Alparslan’ın çocukları ve ölümü, Mardin’de Selçuklular dönemi (1071-1095), şehre hâkim olan Mervaniler’in Kürt olduğunun yakın dönemde Batılı tarihçiler tarafından yapılan yorumlara dayandırıldığı, o döneme ait kesin belge olmadan tarihçilikle bağdaşmayacağını, Medler, Mervaniler ve Eyyübilerin Kürt kökenli olduğu iddiasının İngiliz-ABD-İsrail çıkarlarına alet edildiğini, Osmanlı Döneminde sonuçsuz kalan çabanın günümüzde daha sinsi bir şekilde işlendiğini vurguluyor.
Alparslan’ın daima muzaffer komutanı ve damadı Türk (Oğuz Döğer Boyu) Beyi Artuk Bey’in hayatı, Malazgirt Zaferi’ndeki rolü, Anadolu’da fethettiği yerler, isyan eden Şiî Karmatileri hizaya sokması, Melik Şah Döneminde yolların ayrılması, Kutalmışoğlu Süleyman Şah’ı yenmesi, Suriye Selçuklu Meliki tarafından Kudüs’e atanması ve vefatı, oğullarının yerini alması, sağlığında çok istediği halde beyliği kuramaması, kitapta ayrı bölümlerde işleniyor. Artuklular tarafından kurulan siyasî teşekküllerde Artuk Bey’in çocukları ve torunlarının Döğer Boyu ile Hasankeyf, Diyarbakır, Mardin ve Harput’ta kurdukları Artuklu Beyliği’nin özellikleri, Artukoğluları soy ağacı, dört merkezdeki mimarî eserleri, su şebekelerinin Türkistan’daki karızlara benzerliği, Şemseddini Cezeri’nin harika tasarımları, Halep’in beyliğe bağlı olduğu, Artuklu devlet teşkilâtı, hükûmet teşkilâtı, Mardin’de figürlü İslâm sikkeleri iktisadî faaliyetler, bakır-bronz ticareti, cam, yağ, pamuk, ipek üretimi, Düneysır / Koçhisar, Amid, Meyyafarikin/Silvan’da iktisadi faaliyetler ve sosyal hayata etkisi, halı, kumaş, mefruşat üretimi ve ticareti, kültür ve sanat, din ve vicdan özgürlüğü, ulema ve toplum ilişkileri, din ve inançlar arası ilişkiler, Süryanilerle ilişkiler, Mardin Artuklu Beyleri, Mardin’de Türk boylarının hakimiyet mücadelesi, Artuklu Moğol mücadelesi, kültürel hayat/ ilmî çalışmalar ve telif eserler, detaylı bir şekilde kitapta işleniyor.
Vakıf Şehir Artuklu Mardin Beyleri Yakûtî, Sökmen Bey, beyliğin kurucusu Necmeddin İlgazi ve Mardin’e kazandırdıkları, Mardin evleri ve şehir dokusu, yapılardaki figürlü süslemeler ve Orta Asya Kültürü’nün etkileri, topoğrafyanın mimariye yansıması /teras evler, Türkler’in Anadolu’da kurdukları ilk şehir olan Mardin’de sosyal ve kültürel yaşam, Kürt Türk İlişkileri, Süryanilerle ilişkiler, ilk kamusal yapı Emineddin Külliyesi, gelişimi sağlayan esnaf ve sanatkârlar, Necmeddin İlgazi Bey’in kayıp mezarı, Osmanlı vakıf kayıtları, işlev sorunu, tarihlendirme sorunu, kuruluş döneminde kale içi inşaat faaliyetlerinden de kitapta bahsediliyor.
Mansur Ahmed Dönemi’nde Beyliğin zayıflaması, Karakoyunlu saldırısının başlaması, Vezir Alâeddin Altun Boğa’nın dirayetli yönetimi, yaptırdığı Altun Boğa Medresesi’nin 1927 yılına kadar ayakta kaldığı, taşlarından Kız Meslek Lisesi’nin yapılması, çeşme ve eyvanın hâlâ kullanıldığı, yazarın doğduğu evin bitişiğinde bu medrese kalıntıları üzerindeki odaların kullanıldığı, Felemez Şamt’ın bu kalıntılar ve kale camiinin taşlarını tarihe zarar verdiğini bilmeden, çiğ köfte taşı haline getirerek geçimini sağladığı anlatılarak, Altun Boğa Medresesinin yeniden ayağa kaldırılması için Vakıflar Müdürü göreve davet ediliyor. Döneme ait önemli bir eser de Savurkapı Mahallesindeki Melik Mahmud Camii ve Medresesidir. Çocukluğumda her gün su taşıdığım bu güzel cami mimarisi, nakışları ve kitabeleri ile canlılığını halâ koruyor. Medresenin, Paşavat Ailesinin koruması altında günümüze kadar ulaştığı belirtiliyor.
Kitabın son bölümünde bir değerlendirme yapılarak, Artukluların yaptığı eserlerle Mardin’in bayındır hale geldiği, adaletle yönetilen halkın refah seviyesinin yüksek olduğu, verimli toprakları ve ticaret yolları üzerinde bulunması nedeniyle uluslararası alışveriş merkezi olduğu, Meliklerin hoşgörülü yönetimi sayesinde farklı din ve kültürden halkın huzur içinde yanyana yaşadığı, güçlü siyasî yapıyla birlik ve beraberliğin sağlandığı, Mardin’in bir cazibe merkezi olduğu vurgulanıyor. Artuklu eserlerinin sonsuza kadar yaşatılması için kurulan vakıfların hoyratça kullanıldığı, bunların devlet tarafından ilgili kişilere verilerek, asıllarına uygun ihya edilmesi, algı yoluyla mülkün sahibi olma iddialarının millî güvenlik sorunu yaratılmadan önüne geçilmesi gerektiğini belirterek; Artuklular yönetimindeki din ile toplumun karşılıklı ilişkilerinin daha somut olarak ortaya konması için çalışmaların derinleştirilerek yürütülmesini vurguluyor. Konuyu Süryani Kanaat Önderi Münir Kilimci ile yıllar önce yapılan bir röportaj ile tamamlayarak; iç göçün kent üzerinde sosyal ve kültürel erozyona sebep olduğu, birlikte yaşama zarar verdiği görüşüyle noktalayıp, devletimizin Artuklu Kültür ve Medeniyetini koruyup yaşatma niyetinde olduğu inancını belirtiyor.
Kitabı kapatırken uzun süre geçmişe daldım. “Ol mahiler ki derya içredir, deryayı bilmezler.” vecizesindeki balıklar gibi o deryadan ayrılınca değerini anladık. Biz çok farklı, zamanı Ortaçağ’da dondurmuş, ama taşlarından yansıyan güneş aydınlığına sahip bir kentte, âdeta masalsı bir ortamda yaşamıştık. Ayrıldıktan sonra değerini, önemini, farklılığını anladık. Uğradığı değişiklikler, üzerinde uydurma tarihle tasarlanan plânlar her Mardinlinin yüreğini acıtıyor. İlklerin kenti, Haçlıları ilk kez yenip bölgeden uzaklaştıran; 60 medreseli ilim yuvası, sakin, hoşgörülü insancıl anlayışla birlik içinde yaşamanın önemini bilen Mardinlilerin bu hasletlerinin yurda yayılması için Mardin ruhu ve eserlerinin yaşatılması gerektiğine inanıyorum. Bu ruhu Mardinli yazarların kitaplarında bulabilirsiniz.
Kitap İzmir Yakın Kitabevi veya Yazarın sosyal medya hesaplarından, adını taşıyan siteden temin edilebilir.
Ayten Dirier
