banner
YOLDAN GEÇENLER

Şehrin ortasına kurulan pazarın neşesi olan bir grup çiçek satan kadın, sevgiler gününün her gün olmasını temenni ederek büyük bir iştahla sarılıyorlardı hasırdan örülmüş sepetlerde bulunan renkli ve güzel kokulu çiçeklere. Çingene,  roman,  ya da yerli… Neredeyse hepsi aynı boyda, aynı kiloda, aynı yüzde kadınlardı. Esmer tenleri, göbekli cüsseleri, başlarına bağladıkları iğne oyalı tülbentleri, çiçekli ..
Devamını Oku…

banner
İSTANBUL’DA BİR GÜN

  İstanbul sancılı bugün. Kundağındaki bebek gibi ağlayıp yanakları kızarıyor. Bir anda bulutlandı etraf. Hiç yok yere neye benzeyecek bu gidiş merak etmemek doğrusu içten bile değil. Belki fırtına vuracak birazdan. Gökyüzüyle yerin arasına kocaman bir bulut girdi. Geldiği gibi gider elbet. Sonsuza kadar kukumav kuşu gibi başımızda kanat çırpacak değil ya. Bir rüzgar esmeye ..
Devamını Oku…

banner
EV

       Can verirken acı çekmek istemiyorum. Yaşamım hastalıklarla geçti çünkü. Bütün ağrıları bilirim. Baş, diş, kırık çıkık, neşter yarası, kalp ağrısı… Düşmeleri, kazaları adamdan bile saymıyorum. Daha çok acım var ama şimdilik aklıma gelenler bunlar. Acı demişken sosyal acılarımdan bahsetmeden yapamayacağım. Arkadan vurulma, ihanete uğrama, gönül yarası, kazıklanama acısı. Liste uzar gider.        ..
Devamını Oku…

banner
KERTENKELE

Yeşil bir sarmaşığa tırmanıp gökyüzüne çıkan ve orada yaşayan yaratıkların öyküleri beynimde hep yer edinmiştir. Sarmaşıklara olan tutkum o masalların büyüsüyle başladı desem yalan söylemiş olmam hani. Sarmaşıklarla ilgili tutkumu doruğa çıkaran bir anım daha var ki o da yatak odamın manzarası. Odam, evimizin arka bahçesine bakardı. Bir hurma ağacının ve yenidünyanın kalın yaprakları pencereye ..
Devamını Oku…

banner
GÖĞÜN GÜRÜLTÜSÜ

Uzakta beliren kara bulutun kötü haberi ha geldi, ha gelecek gibiydi.  Fırtına dolu bir yağmur kesesi havada asılı duruyor ve az sonra tüm yıkıcı yüzünü göstereceğe benziyordu.  Kara bulut,  alçalarak hızla ovanın üzerinden geçti. Bir kaç dakika sonra gökyüzünde ilk şimşek çakması belirdi ve ardından kulakları sağır eden türden bir gök gürlemesi duyuldu. Biz, tam ..
Devamını Oku…

banner
BİR ARKEOLOĞUN DÜŞÜNCELERİ

‘’Adam kadın yüzüne hapse girdi’’ dedi bana bakıp pis pis sırıtarak ve devam etti şiveli ağzıyla; öyle karım olsa bende hapse girerim. Mübarek ay parçası. —Nasıl olmuş olay,  anlatsana birader dedi orta yaşlardaki hafif sarışın olan adam. —Arkadaş, buraları ufak yerlerdir. Herkes herkesi tanır. Kadın komşusunun evinden çıkmış kız kardeşinin evine doğru giderken arkasından iki ..
Devamını Oku…

banner
ÖLMEMİŞ OLSAYDIM EĞER

Sabaha karşı ölmemiş olsaydım eğer şu saatlerde muhtemelen çamaşır asıyor olacaktım. Güneyi gören balkonumun geniş korkuluklarına tırmanan sarmaşığımın yapraklarına bakıp günden güne büyümesine tanıklık etmeye devam edecektim. Saat yediye doğru kahvaltı masasını hazırlayacak ve eşimi kaldıracaktım.  Onu işe uğurladıktan sonra ben de muhasebe bürosunun yolunu tutacaktım. Büro, evimin iki sokak ilerisinde. Geçen ay işe başladım ..
Devamını Oku…

banner
BALIKÇI

Doğuştan balıkçıydı. Misinayı oltaya sarıp ucuna kurşun bağlamayı çok küçük yaşlarda öğrenmişti. Balık tutmak, daldan elmayı kopartmaktan daha kolaydı onun için ama derler ya,  nasip. Nasibinde ne varsa onu kovasına yüklenip gelirdi yemese de. Pek hayvan sever olduğu söylenemezdi. Çocukken duvara konan karasinekleri şeffaf bir kutunun içinde hapsedip onların havasızlıktan ölmesini izler, daldan dala konan ..
Devamını Oku…

banner
ESKİCİ

Vapur rıhtımdan kalkıp da Marmara’ya doğru uzaklaşmaya başlayınca yolcuyu geçirmeye gelenler, üzerlerinden ağır bir yük kalkmış gibi ferahladılar: “Çocukcağız Arabistan’da rahat eder” dediler, hayırlı bir iş yaptıklarına herkesi inandırmış olmanın uydurma neşesiyle, fakat gönülleri isli, evlerine döndüler. Önce babadan yetim kalan küçük Hasan, anası da ölünce uzak akrabaları ve konu komşunun yardımıyla halasının yanına, Filistin’in sapa ..
Devamını Oku…

banner
BÜYÜLÜ DENİZ

Altı aydır denizdeydi. Eski takalar ile Karadeniz’in azgın sularında balıkçılık yapmıştı ama kıtalararası yolculuğa çıkışı ılık bir pazar sabahına rastlamıştı. Çıkış, o çıkış oldu boğazdan. Şimdi bilmediği bir yarımkürenin üzerinde yüzen demir gövdenin güvertesinden dolunayın aydınlattığı yüzeye bakıyordu. Düz bir ova gibi görünen deniz bütün heybetiyle gemiyi sürüklüyordu. Deniz, ne büyülü kelime… Göğün bütün renklerine ..
Devamını Oku…