Küçük odamdan erken çıktım. Avluda, annemin ve babamın hep aynı yol üzerinde yürümelerinden oluşan daracık patikada yürüdüm ve ardımdan dış kapıyı kapattıktan sonra, kendimi...
Küçük odamdan erken çıktım. Avluda, annemin ve babamın hep aynı yol üzerinde yürümelerinden oluşan daracık patikada yürüdüm ve ardımdan dış kapıyı kapattıktan sonra, kendimi...
Çocuklar gibi şendim. Hani kargaya taş atarsın da kocaman kanatlarını açar kuşcağız, gaklar boş bir arazinin ortasında ve küme küme bulutlara karışıp göklere yitip...
O gün yerin altından üzerine doğru yürüyordum. İnsanlar akın akın üzerime geliyordu. Herkesin acelesi vardı. Saatin tik takları yorgundu, yüzlerde umutsuz bir ölüm vardı....
Bacaklarımdan şöyle bir tamir geçip, oturduğum yerde görebileceğim bir işe koydular beni: Yeni köprüden geçenleri sayıyorum. Hani ustalıklarını rakamlara dayandırmak hoşlarına gidiyor. Bir manasız...
Buzdolabı… Adı üstünde olduğu gibi… Buzu çok olmasa da buzdan dolap ya da dolaplı buz… Her evin mutfak ya da kilerinde mutlaka yer alan...
Annesi her sabah erkenden kalkmayı alışkanlık haline getirmişti. Biricik kızı için kahvaltı sofrasını özenle kurmaktan haz duyardı. Kızcağız maalesef pazar günleri dışında doğru dürüst...
Yaşamını en mahrem arkadaşından bile saklardı. Biz ki onun bu sırrına edepsizlik arzuhaliyle yanıt verircesine her akşam garsonun veremli kızının karşısında, gecenin ayazında, sokak...
Güneş alabildiğine yakıyor ortalığı. Titreşerek yükselen nazlı buharın altında göz alabildiğine geniş plaj uzanıp gidiyor. Deniz derin bir uykuya yatmış. Tembel dalgalar ağır ağır...
Sabahın erkeninde uykulu gözlerini kapamamak için direnen Itır, o pencereyi görmeyi bekliyordu servis sokağa saptığında. Gözlerini yumsa uyuyacakken o pencereye bakmak için başını koltuğa...
Birden bire ellerimi öpmeye başladı. Yüzü kıpkırmızı olmuştu. Şimdi yalnız kırmızı küçük kulaklarını, ensesinin çukuruna düşmüş dumanlı kumral saçlarını görüyordum. Bir an içinde değişivermiştim....