Belirsiz bir zamirle konuştum hep Kime ait olduğunu bilmediğim mağaralarda Büyüdüm duvarlarına baka baka Siyah kumun ayazında, çırılçıplak Kimdim, nereden gelmiştim ve neden Pusuya...
Belirsiz bir zamirle konuştum hep Kime ait olduğunu bilmediğim mağaralarda Büyüdüm duvarlarına baka baka Siyah kumun ayazında, çırılçıplak Kimdim, nereden gelmiştim ve neden Pusuya...
Güneş ışıklarını kaçırdığında, Yüreği buz keser kara toprağın Uzattığında ümidin sıcak çırasını Bahar çiçeklerine bezenir bağrı… Güllerin sürgünleri uzar sevdaya Papatyalar ak sayfalarını serer...
Kuru daldan oldu fidan Doğru ilde kaldı yalan İçimde tutuşan tufan Gözden ırak tutsun beni. Ben aydım o ise güneş Dünya oldu bize kalleş...
Bir tarafta Matruşka’nın bebekleri Ağlaşıyorlar… Bir tarafta koşumlarından azat edilmiş Aşkar Vurunca sağrısına hafiflik Yelesine rüzgâr Döndü baktı uzun uzun avlaklara Sonra Bir ok...
Solgun bir yıldırımın keskin bıçağı Bir hışımla indi odaya Nicedir kendini belli etmeyen O derin ses, o beklenen yutkunuş Yağmurun geç kavuşmalarından Küçüldü, sanki...
Aktım, kara oldum Yoldum, dağ oldum Şimdi Başımda duman, eteğimde çimen İçimde buz gibi pınar Osman Akyol
pencereni kapat sis boğulsun, dallara küçük küçük kuşlar konsun. bana bir mendil ver bir de mektup tut ellerimden kalbim tutuşsun. geceyi söndür yüzün unutulsun,...
Silik bir sonbahardı Sisli bulanık güneşi saklı Çocuk düşleriyle süslü dünyamızı bulayan acıya Beleyen buluta griye Gebeydi kırağı beyaza Kuruyan dalları boyayacaktı beyaza buza...
sevişlerinde kalayım bir seda gönder ümmeti Allah aşkına yangınlardayım üryan geceler tepeden tırnağa Hayyam babamızdan yadigar sarhoşum edepsiz düşler uyandı neyleyim yastığım ol sinende...
Ruhun Üzerinde Peygamber yetimliği bu… öyle öğütücü öyle aşkın gün doğmuyor bi’ türlü en çok da güneş… şaşkın ‘yokmuş!’ mu daha büyük acı insanlık...