gitme bir mültecidir yalnızlık kaldırımlarda izi kalır yurtsuzluğunun yüzünün hüznü yansır varoş sokaklarına onlar ki herkesin terk ettiği sevgisizlerdir gitme vedayı hangi özleyene sevdirebilirsin...
gitme bir mültecidir yalnızlık kaldırımlarda izi kalır yurtsuzluğunun yüzünün hüznü yansır varoş sokaklarına onlar ki herkesin terk ettiği sevgisizlerdir gitme vedayı hangi özleyene sevdirebilirsin...
Yasıyoruz birbirimizden uzak hep kendi sessizliğimizde Yabancı bir yüz arayarak Üçüncü fincan fallarında Sessizlik ayrılığın uzun kenarı Zoraki bir haykırış bizimkisi Önümüzde korku denizleri...
çekersin yıl oldu kahrımı… öğütürsün tuz buz midemin bayramlığı ağzıma ilk taktığımda alışana kadar öğürürdüm yer bitirirdin beni… senden öncesi yoktum eriyen mumdum gün...
Yine gece çöker Yine ay gelir Gözlerim ağlar Ben ağlarım Yine gam Yine keder Gökçe çiçekler topluyorum Gökşin ışıklı sütlü ot buluyorum Gövermiş güvem...
Beyaz bir düş Kâğıda düşmeyen iz Kalbin içinde bir giz Papatya… Esen bir yel Kayan bir yıldız Tatlı bir gülüş Papatya… Çocuğun elindeki balon...
Gelecek olan felaketleri beklemek Ve onların iyileşme sürecini düşünmek Beni bir çocuğun öğrenme isteğindeki Körelmeye itti. Parke taşlarının hikâyesi bir çay içimliği kadarmış, Elleri...
Köpüklü bir sahil kenarında, Yürüyormuşçasına içimin derinliklerine. Tökezlemek olası! Düşmek olası! Acz olası! Söylesem inanır mısın gülüm; Aşk bir yanıyla fay hattı. Yüzün kalbime...
ağzımın kıyısında yabansı bir çığlık can alıcı bir yer tutmuş ateşli silah şahdamarında alessabah sevişmeyi ululayan analitik zekânın buğusu üstünde masumca hasretin görkemli nüshası...
Ne gerçek söyleyeyim Bilmem ki Hasretinle kaç yıl eskittiğimi mi Adın geçen bütün satırları Tekrar tekrar okuduğumu mu Güz mevsiminde düşen her yaprakla Toprağı...
usul usul yayılsın uyku ve ılık ılık kanda bir nehir gezintisindeyiz üşüsün dışarıda tüm maske, yüzler ve bin bir kılık sıcağı seviyor olmalı gölgeler...