Beyaz bir düş Kâğıda düşmeyen iz Kalbin içinde bir giz Papatya… Esen bir yel Kayan bir yıldız Tatlı bir gülüş Papatya… Çocuğun elindeki balon...
Beyaz bir düş Kâğıda düşmeyen iz Kalbin içinde bir giz Papatya… Esen bir yel Kayan bir yıldız Tatlı bir gülüş Papatya… Çocuğun elindeki balon...
Gelecek olan felaketleri beklemek Ve onların iyileşme sürecini düşünmek Beni bir çocuğun öğrenme isteğindeki Körelmeye itti. Parke taşlarının hikâyesi bir çay içimliği kadarmış, Elleri...
Köpüklü bir sahil kenarında, Yürüyormuşçasına içimin derinliklerine. Tökezlemek olası! Düşmek olası! Acz olası! Söylesem inanır mısın gülüm; Aşk bir yanıyla fay hattı. Yüzün kalbime...
ağzımın kıyısında yabansı bir çığlık can alıcı bir yer tutmuş ateşli silah şahdamarında alessabah sevişmeyi ululayan analitik zekânın buğusu üstünde masumca hasretin görkemli nüshası...
Ne gerçek söyleyeyim Bilmem ki Hasretinle kaç yıl eskittiğimi mi Adın geçen bütün satırları Tekrar tekrar okuduğumu mu Güz mevsiminde düşen her yaprakla Toprağı...
usul usul yayılsın uyku ve ılık ılık kanda bir nehir gezintisindeyiz üşüsün dışarıda tüm maske, yüzler ve bin bir kılık sıcağı seviyor olmalı gölgeler...
esen yelle gelir diyar gurbetten dostun her kelamı muştudur bana tarif edilemez duygu selidir coşar gelir bahar yağmurlarıyla dilekler dilenir Mevla aşkına kadir kıymet...
Şimdi bir yabancıyım ben kendime, Bilmezken kaybettim ben, beni Kayboldum bu şehrin kalabalığında Işıklar yok artık önümde Koca bir karanlık düştü ömrümün bahar bahçesine...
evin insana ihtiyacı yok dâhil olmalıyım bir şiire adalet yurdun tembelidir çıkmaz sokağın rezil sonu gibi kendine ağlamış durur yani bitmiş sihri az kaldı...